bol yemekli guzel bir potlock oncesi university city sonbaharina takildim... (buraya fotograf koyma fikri geldi lydia'dan ben de evvet dedim. )
31 Ekim 2009 Cumartesi
30 Ekim 2009 Cuma
fantazi
ruya, hayal, fantazi, oyun, sinema, internet
... dalganlik dalginlik...
bugun, belki uykusuzluktan, bir ruya hali uzerimde, kelimeler kaciyor. pit pit pit. kucuk sesleri var kelimelerin.
alti oyuk ironiler yapmayalim dedik bugun. ama nedense takilasim var benim uclarina uclarina.
uclarina takilip, kelimelerden dovmeler yapasim var. aklima bir turlu dusmeyen kelimelerden bir avuc dolusu yutasim var. tencere, yulaf, is vs...
bir romani vs... ile bitirmenin oneminden bahsederken bir makale bugun, bir vs... ile bitirsek. bir acik ucluluk ve yapayliga bir vurgu ile.
ve boyle gorunmez parantezimizi kapatip. bir romani, ve bundan once soylediklerimin dogrulugu tartismalidir diye bitirsek. vs... ler ile. omrumuz vs... ile bitecek?
ve boyle (sevgili neptun) bir hayale takacaksin beni. bugunu feda ettik ona. yarin, yeni ve uyanik bir gun olacak.
ve hayallerimden cikip aslinda artik anlatacak hikayeler mi bulmaliyim. anlatmak, anlatabilmek adina.
yarinin yeni bir gun olacagini duslerken, m.nin, hayatim boyunca dalgalara karsi savastim dedigi geliyor aklima, bir gozde bir su. dalgalarin gercekligini degistiriyoruz daha cok (icimdeki sss diyor, sakin ha, dalgalar hep orada hep orada diyeni dinleme)
kapanisimizi yapiyoruz.
29 Ekim 2009 Perşembe
dear dear

dear dear
evimi basan sevgili uc uc bocekleri (uc uc uc ucsana bocekleri) kendinizi lambalara vurmaktan delice bir zevk aliyorsunuz.
ben de bugun giris ve sonuc yazmayi bilmedigim haberini alinca, aynen sizin yaptiginiz gibi kendimi lambalara gecirmek istedim. bundan delice keyif alabilme potansiyelimi damarlarimda hissedince, bu kadar sure birlikte yasadiktan sonra nasil da birbirimize benzemeye basladigimizi gorup bir sirri paylasircasina manidar bir bakis firlattim size sevgili uc uc bocekleri.
28 Ekim 2009 Çarşamba
elma beni sevmiyor
"yani sen elmayi seviyorsun diye
elmanin da seni sevmesi sart mi"
birkac cumleyle ozetlenen bilgelik oluyor bu
bir cocuk kotu davrandiginda, bir kopek havlandiginda, bir kedi tirmalidiginda hissettigim "elma beni sevmiyor" hissine sahip olabiliyorum. ne kadar tepinirsen tepineyim, dunya orada duracak hissiyle basbasa kalmak aslinda. agaclara sarildiginda bir tepki alamamak.
birak sevilmeyi, gorulmeyecek, taninmayacak, varligin yansimayacak. (hurriyet milliyet tipi kose yazisina benzemeye basladi)
goremedigin, kontrolunde olmayan bir "seyimi" onlar gormus, ve ona saldirmis, onu sevmemis, onu istememis gibi gelir o anlarda. bundan sonra bu dizeleri hatirlamaya karar verdim.
bir dovme mi yaptirsam bundan?
yesil bir elma resmi olsun karsisinda da copten bir kadin:
(ben->elma, elma ? ben)
to the lighthouse
bir paragrafi okuyup, boyle heyecanlanmak. hatta kitabi okumayi unutmak. iki an:
"for it was not knowledge but unity that she desired, not inscriptions on tablets, nothing that could be written in any language known to men, but intimacy itself, which is knowledge, she had thought, leaning her head on Mrs. Ramsey's knee." (Woolf 51)
"she had known happiness, exquisite happiness, intense happiness, and it silvered the rough waves a little more brightly, as daylight faded, and the blue went out of the sea and it rolled in waves of pure lemon which curved and swelled and broke upon the beach and the ecstasy burst in her eyes and waves of pure delight raced over the floor of her mind and she felt, It is enough! It is enough!" (65)
27 Ekim 2009 Salı
17 Ekim 2009 Cumartesi
.
isyan tutucudur,
merak dönek.
beyinde dönen bir tekerleme dün akşamdan.
mideden çıkanların en sonuncusu, "yalnız yaşadıkça sen, uzaklaşıyorlar." dedi.
14 Ekim 2009 Çarşamba
güle güle
güle güle dicle.
yanında olamadım bugün. çok istedim gelmek. bir faydası olacağından değil belki ama veda edemedim diye belki. hiçbir şey yapamadım diye belki. güle güle.
13 Ekim 2009 Salı
dicle
gitmeseydin keske keske keske. geriye sarsaydik zamani. su kadar insan, bir cember yapip tutardik seni belki. tasirdik.
4 Ekim 2009 Pazar
this sunday
This day, which seems like any other day but weekends. This day, which appears as deserted yet sunny. This day, on which children are supposed to play outdoors. This day, which looks so fine with a book in my hand. This day, which belongs to the autumn and yet reminiscent of something subtle, something that shines. This day, which is so calm, brings with itself the joy of living, the happiness of loneliness. This day, like snowy days, is so comfortable with its soundless being. Just being there to be looked at and be experienced. This day, this sunny day, this Sunday... It is the impression that fuels my thoughts, it is this fleeting atmosphere that gives way to ramifications and speculations about childhood, adulthood. This day, that slows down, minute after minute in order to actually stop the time altogether.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)