yapmaktan çok SIKILDIM.
YETER
YETER
YETHER
27 Eylül 2014 Cumartesi
20 Eylül 2014 Cumartesi
karın altından
kara adını yazdı. parmaksız, beyaz eldivenleri vardı. parmaklarının ucunda hissettiği ıslak soğuk ürpertti onu. karın altından karşısına çıkan toprak değil.
parmaklarını ağzına götürüyor. sanki tadından ne olduğunu anlayabilecekmiş gibi. soğuk sıcak dilinin üzerinde buharlaşıyor. soğuk sıcak gibi yakıyor.
karın altından toprak çıkacaktı. onun yerine şah damarında bir gerginlik hissetti. dağılacakmış gibi geldi. unufak olup kar gibi yağacak. patlayacak. içinden bedenine yayılan sıcaklık dışarıdaki soğuğu unutturdu ona.
karın altından cam parlıyordu. ötesinde kendi yüzünü gördü. tanıyamadı kendini. burnu kızarmıştı, sandığından daha genç duruyordu, bir tutam saç beresinden çıkmış, yüzünün önüne düşüyordu, endişeliydi, gözleri kapkaraydı, sanki bir yükü ardında bırakmıştı. anladı, ifade edemedi ne hissettiğini.
her şey çok, çok kolaydı. bu da, dedi, benim bu bedendeki deneyimim.
parmaklarını ağzına götürüyor. sanki tadından ne olduğunu anlayabilecekmiş gibi. soğuk sıcak dilinin üzerinde buharlaşıyor. soğuk sıcak gibi yakıyor.
karın altından toprak çıkacaktı. onun yerine şah damarında bir gerginlik hissetti. dağılacakmış gibi geldi. unufak olup kar gibi yağacak. patlayacak. içinden bedenine yayılan sıcaklık dışarıdaki soğuğu unutturdu ona.
karın altından cam parlıyordu. ötesinde kendi yüzünü gördü. tanıyamadı kendini. burnu kızarmıştı, sandığından daha genç duruyordu, bir tutam saç beresinden çıkmış, yüzünün önüne düşüyordu, endişeliydi, gözleri kapkaraydı, sanki bir yükü ardında bırakmıştı. anladı, ifade edemedi ne hissettiğini.
her şey çok, çok kolaydı. bu da, dedi, benim bu bedendeki deneyimim.
19 Eylül 2014 Cuma
bir dönem filmine hapsolmak
ya da dün akşam hissettiğim, geçmişten bir günü yaşıyor olduğumdu.
bütün bunlar zamanın doğrusallığını kırıyor, geçmiş ve geleceği aynı düzlemde birleştiriyor, şu an gitgide yüceliyor, inceliyor, geçmişsiz, geleceksiz, incecik bir şey oluyor, sonra kırılıyor şu an. o kırılmanın akabinde geriye bunu daha önce yaşadım ben ve hep yaşayacağım hissi kalıyor.
şu anı geçmişte yaşadığını "hissetmek" sadece melankoliye sebep oluyor. özel değil çünkü. yaşanan hiçbir şey biricik değil. her şey eski.
zamanın döngüselliği boyun eğdiriyor. etraftaki yüzler, sarı/turuncu ışıklar, yavaş yavaş ortaya çıkan, sökük uzun kollular, kalabalıktan yükselen o boğuk ses, sanki herkes tanıdık, çok çok önceki yaşamlardan tanıdık ve evrende, evrende, boğazdaki yumru gibi, küçücük bir noktada, sigara dumanlı bir masa, masadaki insanlar, sıkıcı bir dönem filminde, hapsolduk.
bütün bunlar zamanın doğrusallığını kırıyor, geçmiş ve geleceği aynı düzlemde birleştiriyor, şu an gitgide yüceliyor, inceliyor, geçmişsiz, geleceksiz, incecik bir şey oluyor, sonra kırılıyor şu an. o kırılmanın akabinde geriye bunu daha önce yaşadım ben ve hep yaşayacağım hissi kalıyor.
şu anı geçmişte yaşadığını "hissetmek" sadece melankoliye sebep oluyor. özel değil çünkü. yaşanan hiçbir şey biricik değil. her şey eski.
zamanın döngüselliği boyun eğdiriyor. etraftaki yüzler, sarı/turuncu ışıklar, yavaş yavaş ortaya çıkan, sökük uzun kollular, kalabalıktan yükselen o boğuk ses, sanki herkes tanıdık, çok çok önceki yaşamlardan tanıdık ve evrende, evrende, boğazdaki yumru gibi, küçücük bir noktada, sigara dumanlı bir masa, masadaki insanlar, sıkıcı bir dönem filminde, hapsolduk.
hollow earth theory
kışa hazırlık yaptıran bir şarkı. naif, iddiasız ve karlı günler için birebir.
yeni dünyalara giriyorum-girdim. devletler, konferanslar, tartışmalar, kem kümler vesairler. ve izliyorum bakalım ne kadar gidecek, gidebilecek mi.
bir yandan da kendi çapımda kurduğum b planının izinden giderek hiçbir şeysiz kalırsam beni birkaç ay götürecek bir düzen kurmaya çalışıyorum. oluyor mu? tartışmalı. şimdilik gördüğüm, çok emek istiyor.
ve bütün bunların arasında, vapur yolculuklarında, sigara molalarında bahtin okuyorum. çok sesli bir dünya nasıl olur, olabilir mi, düşünmek istiyorum.
eski rutinime dönmek, müziklerden oluşan bir duvar örebilmek isterdim. olmuyor, duvardaki çatlaktan dış dünya içeri sızıyor.
yeni dünyalara giriyorum-girdim. devletler, konferanslar, tartışmalar, kem kümler vesairler. ve izliyorum bakalım ne kadar gidecek, gidebilecek mi.
bir yandan da kendi çapımda kurduğum b planının izinden giderek hiçbir şeysiz kalırsam beni birkaç ay götürecek bir düzen kurmaya çalışıyorum. oluyor mu? tartışmalı. şimdilik gördüğüm, çok emek istiyor.
ve bütün bunların arasında, vapur yolculuklarında, sigara molalarında bahtin okuyorum. çok sesli bir dünya nasıl olur, olabilir mi, düşünmek istiyorum.
eski rutinime dönmek, müziklerden oluşan bir duvar örebilmek isterdim. olmuyor, duvardaki çatlaktan dış dünya içeri sızıyor.
12 Eylül 2014 Cuma
papatya çayı
nils frahm çalıyor ve ben bazı şeyleri zamanında niye yapmış (yapmamış) olduğumu çözemiyorum. şimdiki benle geçmişteki benin sarılıp kendilerine bir kahve alıp gece geç saatlerde bitecek bir sohbete dalmalarını istiyorum. açıkçası çoğunluk için olağan ama beni etkilemiş olan bazı "acı"ları niye hissetmiş olduğumu, olduğum yerde niye durakalmış olduğumu çözemiyorum. çözüyorum, çözdüğüm zaman ise dirayetime, olmayanı bekleyişime, bazen kalabalıklarda kendimi kıstırışıma akıl sır erdiremiyorum.
papatya çayı içtiğim zamanları hatırlıyorum mesela, o halden çıkamamamı anlayamıyorum. endişenin bu kadar büyüyebilmesini anlayamıyorum. sonra anlıyorum. kendimi omuzlarımdan sarsıp genişletesim genişletesim geliyor göğsümü. insanın küçük, çok küçük olduğunu söyleyesim geliyor. bırak diyesim geliyor, bırak hepsi gitsin, her şey uzaklaşsın ve gitsin.
ve buna tekrar girebileceğimi, tekrar yaşayabileceğimi düşünmek korkutuyor. kendiliğimin sınırları flu geliyor. bazen sonsuza kadar donmuş şekilde, bir kabın içerisine savrulabilirmişim gibi geliyor. hatırlanacak bir ben yokmuş gibi geliyor. bunun, en azından ayaklarının altından zeminin çekilmesinin mümkün olduğunu biliyorum.
genişlemek, genişlemek. zorlamadan, belki yalnızca bir adımla genişlemek önemli. bir de galiba geçmişi toptan, tamamen affetmek. gerçekten barışmak.
papatya çayı içtiğim zamanları hatırlıyorum mesela, o halden çıkamamamı anlayamıyorum. endişenin bu kadar büyüyebilmesini anlayamıyorum. sonra anlıyorum. kendimi omuzlarımdan sarsıp genişletesim genişletesim geliyor göğsümü. insanın küçük, çok küçük olduğunu söyleyesim geliyor. bırak diyesim geliyor, bırak hepsi gitsin, her şey uzaklaşsın ve gitsin.
ve buna tekrar girebileceğimi, tekrar yaşayabileceğimi düşünmek korkutuyor. kendiliğimin sınırları flu geliyor. bazen sonsuza kadar donmuş şekilde, bir kabın içerisine savrulabilirmişim gibi geliyor. hatırlanacak bir ben yokmuş gibi geliyor. bunun, en azından ayaklarının altından zeminin çekilmesinin mümkün olduğunu biliyorum.
genişlemek, genişlemek. zorlamadan, belki yalnızca bir adımla genişlemek önemli. bir de galiba geçmişi toptan, tamamen affetmek. gerçekten barışmak.
11 Eylül 2014 Perşembe
temel elementler
taşındığım bütün evlerde bir temel elementle ilgili problem çıkıyor istisnasız. eski evde "su" bir dertti, bu evde de yangın/elektrik dertleri baş göstermekte. toprakla ilgili dert olmasın da.
bir de deli gibi çeviri aldım. yine nefes almamaya hapsettim kendimi ve bunu niye yaptım, hiçbir fikrim yok.
bir de deli gibi çeviri aldım. yine nefes almamaya hapsettim kendimi ve bunu niye yaptım, hiçbir fikrim yok.
2 Eylül 2014 Salı
5
beş kahve sonrası anlaşılıyor ki sosyal uygunsuzluğun ve uyumsuzluğun kitabını yazabiliyorum bazen. 5 sayısıyla ilgili anlatılan bir espriyle imlenen bu an, 5'li kahvenin ve havanın basıklığının etkisiyle mini bir sosyal anksiyete atağına sebep oluyor. dünyayı koca bir ayna, her bir gözü üzerine doğrultulmuş birer namlu gibi algılamak bu 5'in içerisinde. işte böyle anlarda, tam da böyle anlarda ne kadar "insan", ne kadar önemsiz olduğumu hatırlamak çok iyi geliyor. insan saçmalıyor. insan yalnızken daha az saçmalıyor. ve fekat yalnız olmaya programlanmış bir varlık değil, psikolojiye giriş: sosyal bir hayvan.
mesela boards of canada'dan peacock tail'i açtığımız zaman içimizde zıplayan minik anksiyetelerin dağıldığını ve havaya karıştığını hissedebiliriz. ve hatta alkollü gecelerin buhranlarına geri dönerek "bu da benim bu bedendeki deneyimim" diyebiliriz. gündelik hayatta çoğunlukla düşünceler hisleri yaratıyor ve türlü perspektiflerle bir durumla ilgili farklı hissedebiliriz. ben de buna uğraşıyor, peacock tail ve çeviri yapmak suretiyle aklımı dağıtıyor, hislerimi havalandırıyorum. olaylara daha da farklı bakmaya başlarsam, belki uçabilirim bile, bilemiyorum.
mesela boards of canada'dan peacock tail'i açtığımız zaman içimizde zıplayan minik anksiyetelerin dağıldığını ve havaya karıştığını hissedebiliriz. ve hatta alkollü gecelerin buhranlarına geri dönerek "bu da benim bu bedendeki deneyimim" diyebiliriz. gündelik hayatta çoğunlukla düşünceler hisleri yaratıyor ve türlü perspektiflerle bir durumla ilgili farklı hissedebiliriz. ben de buna uğraşıyor, peacock tail ve çeviri yapmak suretiyle aklımı dağıtıyor, hislerimi havalandırıyorum. olaylara daha da farklı bakmaya başlarsam, belki uçabilirim bile, bilemiyorum.
1 Eylül 2014 Pazartesi
rüzgar ve gri
rüzgar ve grinin karışımı belki 2011 yılı. her yılın ve hissin onları başka zamanların hissine ve başka zamanlarda doğmuş hislere bağlayan bir döngüselliği var sanki. bugün de yıl 2011. gri ve yağmurun birleşimi. antlers etkisi.
yaz sonu
havanın bulutlu olması, rüzgarın esin esin esmesi sonucu bir sonbahar havası bürüdü etrafı. calvino'nun pin'i italya ormanlarında partizanlarla birlikte iç savaşa tanıklık ederken, birisi bana psikolojik sorunların önemli bir kısmının varoluşsal olduğunu söyledi. evimizin altındaki balkonu yakmaya çalışan bir şizofren oldu. insanın kaç yaşında olursa olsun yaşam deneyimi karşısında ne kadar şaşkın olduğunu düşündüm. belki de sadece çocuklar bundan muaftır.
eylüllerde okulların açılmasının getirdiği alışkanlıktan mı nedir, hayatın başlangıcının, döngüselliğinin bir işareti gibi sonbahar. eğer öyleyse, ben de daha çok yazabilmeyi, güzel albümler keşfetmeyi, huzurlu olabilmeyi diliyorum bu dönem. yaşamın gidişatının kolayca değişebileceği, beklenmedik umut verici sürprizlerin olabileceği inancıyla günleri geçirmeyi diliyorum.
eylüllerde okulların açılmasının getirdiği alışkanlıktan mı nedir, hayatın başlangıcının, döngüselliğinin bir işareti gibi sonbahar. eğer öyleyse, ben de daha çok yazabilmeyi, güzel albümler keşfetmeyi, huzurlu olabilmeyi diliyorum bu dönem. yaşamın gidişatının kolayca değişebileceği, beklenmedik umut verici sürprizlerin olabileceği inancıyla günleri geçirmeyi diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)