30 Kasım 2012 Cuma
key words for the last week
montaj, kanepe, kedi, ameliyat, konferans, sunum, budapeşte, erişim raporu, çay bahçesi, voleybol, yorgunluk, kahve, akvaryum, kartal, içki isteği, müziksizlik, kahkül, içki isteği, içki isteği ve benzeri.
26 Kasım 2012 Pazartesi
son hönkürdeyen (günlük vol. -1)
evet son hönkürdememizi geçen nisan ayında yapmışız galiba. acaba künt mü oldum, haberim yok? hala devam ediyor, bakalım ne zamana kadar gidecek huhuhu. böyle gündelik dertlere ağlayabilmek istiyorum bu aralar, gündelik olsun ama dert, istirham ederim.
21 Kasım 2012 Çarşamba
şahin
kocaman bir boşluğun içerisinde kanatlarını açmış, birini karanlığa, diğerini aydınlığa uzatmış, henüz küçük ama yine de mağrur bir şahinim var.
eğer tepenin ardından bir düzlükse beraberinde sürüklediğin, yanında biraz nefes de getir olur mu?
eğer tepenin ardından bir düzlükse beraberinde sürüklediğin, yanında biraz nefes de getir olur mu?
20 Kasım 2012 Salı
turgut uyar'ı neden severiz
*
Hiçbir zaman dertsiz kalmadı gönlüm
Bir çift gözden, bir yapraktan, bir kuştan.
Daima daha taze, daima yeni baştan
Turnam bir gün bırakmayacağım peşini,
Sen nereye, ben oraya, adım adım
İnsan sevdikçe iyileşiyor artık anladım..
*
Halbuki korkulacak hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
*
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Lütfen dengemi bozmayınız
*
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Suların ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
*
Otları büyümek birgün
Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün
Birgün yeni dönmek
Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak
Su yürümek güneş bilmek
Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda
Bitkin bir gül bulmak ve geri dönenler birgün
Ey yorgun atlar, sayı bilmeyen çocuklar
Ey bütün hazır elbiseciler ey,
Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün
Dağlara dağlara çıkmak sular köprüler sular birgün çıkmak
Dağlara dağlara dağlara başka hiç
Birgün dağlara.
*
Ah, yağmur başlayacak!
gece olsa da sussam...
ben koşarım aşağılara koşarım
yıkanacak boğulacak su bulsam...
*
Şarkı düzenleyenler, saat tamircileri!...
Şimdi tarihte saat kaç?
*
Kısacık yoğun bir akşam
Herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
Yoğun bir akşam
Bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
Ve bir intihar üstüne söylenti
Bütün kıyıları dolaştı durdu
Kısacık bir akşam
*
Ve hızla gelişecek kalbimiz.
Hiçbir zaman dertsiz kalmadı gönlüm
Bir çift gözden, bir yapraktan, bir kuştan.
Daima daha taze, daima yeni baştan
Turnam bir gün bırakmayacağım peşini,
Sen nereye, ben oraya, adım adım
İnsan sevdikçe iyileşiyor artık anladım..
*
Halbuki korkulacak hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
*
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Lütfen dengemi bozmayınız
*
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Suların ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
*
Otları büyümek birgün
Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün
Birgün yeni dönmek
Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak
Su yürümek güneş bilmek
Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda
Bitkin bir gül bulmak ve geri dönenler birgün
Ey yorgun atlar, sayı bilmeyen çocuklar
Ey bütün hazır elbiseciler ey,
Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün
Dağlara dağlara çıkmak sular köprüler sular birgün çıkmak
Dağlara dağlara dağlara başka hiç
Birgün dağlara.
*
Ah, yağmur başlayacak!
gece olsa da sussam...
ben koşarım aşağılara koşarım
yıkanacak boğulacak su bulsam...
*
Şarkı düzenleyenler, saat tamircileri!...
Şimdi tarihte saat kaç?
*
Kısacık yoğun bir akşam
Herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
Yoğun bir akşam
Bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
Ve bir intihar üstüne söylenti
Bütün kıyıları dolaştı durdu
Kısacık bir akşam
*
Ve hızla gelişecek kalbimiz.
19 Kasım 2012 Pazartesi
yamuk
iki kenarı birbirine paralel olan dörtgene yamuk denir. ortada ne fol ne de yumurta yokken ciğerlerinden boğazına doğru yükselen malihulya ile ne yapacağını şaşıran, far görmüş tavşan görünümlü kişiye ise yamuk insan denir.
14 Kasım 2012 Çarşamba
11 Kasım 2012 Pazar
kaynaksız
nesnesi olmayan kayıp hissi gibi, yine nesnesi veya kaynağı olmayan neşe ve heyecan hissi de var. bir pazar akşamı herhangi bir kafede otururken ve ortama, ışığına ve insanlarına hiç uymayacak şekilde biosphere dinlerken, etrafı loşlaştıran sarı ışığa karşı, hiç görülmemiş beyaz ışıklı memleketlerin ezgileri kulaklıklardan dışarı sızarken, mekan kapanmaya yakın, gün bitmeye hazırlanıyorken bir anda insanin göğüs bölgesinden dışarıya doğru yönelecek bir patlamanın habercisi bir his bu. belki tasavvufla uğraşanların tanrının varlığının cazibesine yordukları garip bir heyecan. şaşırtıcı bir aşkınlık: "sanki evrenin kalbi senin göğsünde atıyordu."
beklenmedik bir anda çevreyi farklı bir ışıkla aydınlatan bir roman cümlesi olabilir kaynağı ya da az önce yanından geçip giden, yüzüne dikkat etmediğin o insanın kokusu. hatırladığını sandığın şey ne bilemiyorsun, bu hissin yöneldiği zaman geçmiş mi gelecek mi bilemiyorsun. biraz panikledin açıkçası. ucundan tutamadığın, böylesi kaynaksız dalgalanmalar bir an kontrolünü tamamen kaybediyor olduğunu düşündürebiliyor sana. ama hissettiğin yalnızca coşku. hiç olmayan bir yerde, hiç uymayan bir zamandaki kaynaksız coşku.
10 Kasım 2012 Cumartesi
ve ruhumun
ve ruhumun içe çekmesi, kurutucuda kısalması, büzülmesi, içime olmaması. shuffle sonucu biosphere'e yakalanıp eve düşülmesi, salonun içinde kuyu açılması, orada nem sağlayacak biraz su aranması. aranması, aranması.
dışarıda yağmur, çıkılması gerekmesi. gerekmesiler.
dışarıda yağmur, çıkılması gerekmesi. gerekmesiler.
8 Kasım 2012 Perşembe
güzel
kim ann foxman'ın bu fotoğrafını pek bir beğendim. bir de bir house mix yapmış, o da hiç fena sayılmaz.
house podcast
house podcast
6 Kasım 2012 Salı
vidalar (aka ne güzel şarkı ismi)
mesela bir şarkıdan sıkıldığını bilmene rağmen sırf güvenlik hissini tesis etmek için tekrar ve tekrar onu dinliyorsan,
mesela metroda bir yandan her bir bireyin o paylaşılan kamusal alandaki aynılığı, insanlık hallerinin sıradan genelliği sana çok normal geliyor, bir yandan da yine de kendini bir garip, dolayısıyla farklı hissediyorsan,
ve aslında metropol insanı hakkında bu kadar flu düşünce üretirken, gözlerini istediği noktaya dikip, o kalabalıkta dilediği yere uzun uzun bakanlardan olamıyorsan,
yine de galata'dan aşağı yürürken öğle tatili vakti kendi kendine şarkı söyleyecek kadar mesafeliysen çevrene,
senle ilgili garipliğin ne olabileceğiyle ilgili kesin bir sonuca varmaya çalışmana rağmen, en sonunda sana biri uzun uzun baktığında ilk aklına gelen düşünce fermuarının açık kalmış olabileceği ihtimaliyse,
gündelik hayat pratiği ve sokak yaşamı çokça bir bakış ekonomisiyse gözünde (bakışların dağılımıyla ilgilenen ve kim, nereye, ne süreyle, ne kadar bakabilir sorusuna yanıt arayan ekonomi alt dalı)
aslında günün önemli bir kısmını kafanda türlü türlü oyunlar geliştirip, bir çocuğu eğlendirmeye çalışır gibi davranarak geçiriyorsan,
ve aslında saat bir tahammül ve uyuşma birimiyse bu aralar/bir aralar/bazen bazen,
gün içinde çeşitli zamanlarda ortaya çıkan kendinle alay halinin yarattığı iki başlılığı (başbakan ve cumhurbaşkanından ilham aldım) bazen sert bir şekilde idrak ediyorsan,
her şeyy ama her şeyyy duruyorsa, ve sen dünyanın sonuna kadar aynı noktada, içinde aynı tokluk hissiyle, kendini ve kendilik hissini asla kaybetmeden, bir milim dahi oynamadan, aynı işleri yaparak ama gündelik oyunlar oynayarak durabileceğin gibi tuhaf düşüncelere kapılıyorsan,
ve otobüste ayakta durduğun anlarda bir oasis şarkısı eşliğinde sürekli koştuğunun hayalini kuruyorsan
kendini hiçbir zaman kaybetmediğin gerçeği bir dizi izlerken çaaat diye suratına vuruyor ve bu durumu çok acayip bulup mutsuzluğa kapılıyorsan,
yine de her şey, ama her şey olur yae, diyorsan,
ve bir kelimeden yola çıkarak emprovize şekilde bu kadar zırva yazabiliyorsan,
bu yazıdan çok sıkıldıysan (ya da hatta sıkılmadıysan)
belki de vidalar yer değiştiriyordur dostum. ("dostum" son notlu yazı dizisinden, sonradan editlenip eklenmiş eski ve sıkıcı metinsi)
4 Kasım 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

