dünyada böyle bir hayvan var, ankara akşamları ayak parmaklarını üşütecek kadar soğuk ve bu balkonda parmakları üşütürken bir insan, bir dugong okyanuslarda dolaşmaya devam ediyor. mutluluk tanımı çıkar bundan, benden söylemesi.
proust'un madelaine'i gibi, beyaz tebesir orta 3 mezuniyetini getirdi bir anda. tamamiyle unuttugum bir aninin `hissi` kendisinden once geldi. o ilk ergenligin garip heyecani, umut ve bir donemin kapandigi algisinin bir aradaligiyla, kahverengi bir elbise icinde gelen yazin beklendigi bir zaman. yanlislikla hepimizin buyudugumuzu anladigim bir kayip ani, bekleyenin bilinmezliginin getirdigi sanci. yesil cimenler ve ankara aksamustusu.
white chalk'da da ellerindeki kanla cimenlerde yuruyen bir kadin.
dun istanbul sularini terk edip ankara bozkirina kendimi kaptirdiğım zamanlarda bu şarkıyı neden seviyorum sorusuna bir yanıt arıyordum kendimce ki buldum. öfkeli aşık ve yakaran aşığın atışması robert smith ve jonathan davis'ın seslerinin tek bir kisinin sesine donusmesiyle "hastalıklı" hali yansıtır bir hava yaratmış, lezız.