yorgunluktan mecalim kalmadı artık. Bir otel odasına kapanıp dizi izleyip kitap okumak istiyorum sonsuza kadar. küçük küçük yazmaya başladım bir yandan, bu beni mutlu ediyor, ama nedense başladığım şeyleri hep yarıda bırakıyorum. bir şekilde orada kalmak için yoğun çaba sarf etmem gerekiyor sanki. Bende de o dirayet yok bugünlerde. İlk bulduğum anda uyuyorum, sonra biriken çevirileri yapmaya çalışıyorum.
Şehir hayatında dair şarkıları bir playlisste toplamaya başladım. sonra bu şehrin bomboş kaldığı bir senaryoya dair bir şeyler yazmak istiyorum.
genel olaraksa hayatımdaki çeşitli kısıtlarla ilgili biraz söylenmelerde olduğum bir dönemdeyim. yemek, para ve hareket sınırım var. fakat bütün bunların ortasında da arsız mı arsız, tatlı mı tatlı bir doğal afet var.
1 Aralık 2018 Cumartesi
28 Kasım 2018 Çarşamba
yazılar
artık buradaki yazılardan bazılarını günışığına çıkarma vakti geldi. instagram bunun için güzel bir mecra gibi. insan bir şeyler yayımlayacağı zaman fark ediyor ki, sade ve etkili yazmak hiç kolay değil. her farklı okumada gereksiz kelime seçimlerinin, tekrarların farkına varıyor insan.
4 Ekim 2018 Perşembe
8 Eylül 2018 Cumartesi
yeni ev
taşındık. bilmediğim bir mahallede, daha farklı bir insan profilinin ortasındayım. yaş ortalaması da yükseldi. istanbul hayatının daha bir ortalarındayım gibi geliyor nedense. kıyı, köşeden ortalara doğru bir ilerleme. şehir hayatının farklı bir yönünü keşfetme. uzun süre çalışılabilecek bir kafe bulabilecek miyim diye merak ediyorum.
evin yanındaki ceviz ağacını seviyorum. burada güzel günlerimizin olmasını ümit ediyorum. hayal dünyasında yaşamak istiyorum. gölgeler, müzikler, yağlı boya ile yaptığım kötü çizimler, playstationlar ve kahkahalarla olmayan bir ülkede yaşam sürmeyi diliyorum.
cooking craze oynayan çok uzun tırnaklı bir kız var. bir yandan da sigara içiyor. dopamin seviyelerimizde genel bir düşüş yaşanıyor sanki. bir de sol kolunda geyik ya da ceylan dövmesi olan zarif bir kadın var. kadının karşısındaki adamın ismi veysel. ellerindeki bardaklarda adamın ismi yazıyor çünkü. ben de camekanın arkasından onları izleyebiliyorum. tıpkı yeni evin balkonunda olduğu gibi. saklanarak insanlara bakıyor, uzun uzun görünüm ve mimiklerinden nasıl hayatları olabileceği ve beden dillerinden yanlarındakiyle aralarında ne tür bir ilişkinin olabileceğine dair tahminlerde bulunabiliyorum.
birbiriyle ilgisiz cümlelerden oluşan bir yazı sonlandı. ey gelecekteki ben, geçmişten sana yazıyorum.
evin yanındaki ceviz ağacını seviyorum. burada güzel günlerimizin olmasını ümit ediyorum. hayal dünyasında yaşamak istiyorum. gölgeler, müzikler, yağlı boya ile yaptığım kötü çizimler, playstationlar ve kahkahalarla olmayan bir ülkede yaşam sürmeyi diliyorum.
cooking craze oynayan çok uzun tırnaklı bir kız var. bir yandan da sigara içiyor. dopamin seviyelerimizde genel bir düşüş yaşanıyor sanki. bir de sol kolunda geyik ya da ceylan dövmesi olan zarif bir kadın var. kadının karşısındaki adamın ismi veysel. ellerindeki bardaklarda adamın ismi yazıyor çünkü. ben de camekanın arkasından onları izleyebiliyorum. tıpkı yeni evin balkonunda olduğu gibi. saklanarak insanlara bakıyor, uzun uzun görünüm ve mimiklerinden nasıl hayatları olabileceği ve beden dillerinden yanlarındakiyle aralarında ne tür bir ilişkinin olabileceğine dair tahminlerde bulunabiliyorum.
birbiriyle ilgisiz cümlelerden oluşan bir yazı sonlandı. ey gelecekteki ben, geçmişten sana yazıyorum.
25 Ağustos 2018 Cumartesi
çukur
çukura mı düştük? belki lağıma düşmüşüzdür. ki fosseptik diye yazılıyormuş. 2 s'li.
halletmediğim mevzular anlaşılmazmış bloğumda
hallettiklerim anlaşılır.
bunda çukurdan henüz çıkamadığımız anlaşılmıştır sanırım. hayat 35'te çok ciddiymiş.
halletmediğim mevzular anlaşılmazmış bloğumda
hallettiklerim anlaşılır.
bunda çukurdan henüz çıkamadığımız anlaşılmıştır sanırım. hayat 35'te çok ciddiymiş.
21 Ağustos 2018 Salı
kare
bir kare içinde çitler, çiçekler, çimenler var. ben bir bankta oturuyorum. sağ tarafımda fincan içinde kahve, bardak içinde su var. sol tarafımda cep telefonu, kucağımda ise laptop duruyor. çeviri yapıyorum. öğle saatleri. ben ailemin evinin gölgesinde oturuyorum. içimde bir ağırlık var. sanırım bazı şarkılar, içimde beni gittikçe dışarı kapatan bir sisin kabarıp tüm göğsümü kaplamasına sebep oluyor. şimdi de çalan öyle bir parça.
bir bahçem olsaydı, lavantalar ve rüzgarda uçuşan çalımsı bitkilerden oluşan bir yorgan gibi olmasını isterdim. çamaşır ipine asılmış bir çarşaf gibi dalgalanmasını isterdim. küçük pembe çiçekleri, beyaz çiçekleri, kırmızı çiçekleri taşımasını isterdim. belki de bir fırtına başlardı ansızın. içimde bir sonbahar esintisi var.
bir bahçem olsaydı, lavantalar ve rüzgarda uçuşan çalımsı bitkilerden oluşan bir yorgan gibi olmasını isterdim. çamaşır ipine asılmış bir çarşaf gibi dalgalanmasını isterdim. küçük pembe çiçekleri, beyaz çiçekleri, kırmızı çiçekleri taşımasını isterdim. belki de bir fırtına başlardı ansızın. içimde bir sonbahar esintisi var.
20 Ağustos 2018 Pazartesi
karamürsel
içim dolu. bazen çok konuşurken bulsam da kendimi (genelde anın tam ortasında, bir anda dışarıdan kendime bakar hâlde buluyorum 'kendimi') genelde sustuğumu fark ediyorum. suskunluk konuşmam beklentisini karşılamamamın yanı sıra içimde olanları ifade etmeme/edememeye denk geliyor. bir şeyler, bir dalganın üstünde gibi kıyıya vurup geri çekiliyor. ben onu tutup da sudan kaldıramıyorum. ne olduğunu bilmiyorum. orada, içimde bir kaya gibi oturuyor. ne yaşanıyor bilmiyorum. niye böyle oldu bilmiyorum.
bildiğim kulağıma gelen konuşmaların çoğunun bende cevap verme isteği uyandırmaması. sanki suyun üzerinde gezen harflerin bir bütünü bu duyduğum cümleler. derini yansıtmıyor. belki yalnızca geçici gölgeleri güneş ışığının ulaştığı derinlere yansıtıyor. (bunları yazarken ifade edemediğimi düşünüyorum).
bazen öyle bir hisse kapılıyorum ki insanların ötesini görüyorum. konuştuklarının ötesini görüyorum. bakamadığım gözlerinin içinden girip onların göğsüne oturmuş, ifade edemedikleri o kıyıya vuran kelimeleri hayal meyal seziyorum. orada bir şeyler var ve onu ifade etmedikleri sürece ben konuşmayı reddediyorum. böyle bir hâl içinde, insan ilişkilerinde, kendini ifade etmede çoğu insanla sıkıntı yaşıyorum. buna bazen en yakınlarım dahil oluyor. görülmediğini düşünenler tatlı ve naif, görüldüğünü fark edenler eğer yargılandıkları hissine kapılıyorlarsa gergin oluyorlar. yargılamıyorum. aynısından bende çokça var. sadece başka türlü bir iletişime bu aralar kapalıyım. çocuğa ve çalışmaya çok fazla enerjim gidiyor ve olmayan kendim hakkında anlamsız cümleler kurmak istemiyorum. ben o değilim.
bildiğim kulağıma gelen konuşmaların çoğunun bende cevap verme isteği uyandırmaması. sanki suyun üzerinde gezen harflerin bir bütünü bu duyduğum cümleler. derini yansıtmıyor. belki yalnızca geçici gölgeleri güneş ışığının ulaştığı derinlere yansıtıyor. (bunları yazarken ifade edemediğimi düşünüyorum).
bazen öyle bir hisse kapılıyorum ki insanların ötesini görüyorum. konuştuklarının ötesini görüyorum. bakamadığım gözlerinin içinden girip onların göğsüne oturmuş, ifade edemedikleri o kıyıya vuran kelimeleri hayal meyal seziyorum. orada bir şeyler var ve onu ifade etmedikleri sürece ben konuşmayı reddediyorum. böyle bir hâl içinde, insan ilişkilerinde, kendini ifade etmede çoğu insanla sıkıntı yaşıyorum. buna bazen en yakınlarım dahil oluyor. görülmediğini düşünenler tatlı ve naif, görüldüğünü fark edenler eğer yargılandıkları hissine kapılıyorlarsa gergin oluyorlar. yargılamıyorum. aynısından bende çokça var. sadece başka türlü bir iletişime bu aralar kapalıyım. çocuğa ve çalışmaya çok fazla enerjim gidiyor ve olmayan kendim hakkında anlamsız cümleler kurmak istemiyorum. ben o değilim.
21 Temmuz 2018 Cumartesi
yalnız (düz günlük sayfası)
eminim aynı başlığa sahip başka postlarım da olmuştur. ama bugün ilginç bir şekilde, yıllar sonra yine yeniden kendimi en yalnız hissettiğim günlerden bir tanesiydi. birkaç şey üst üste geldi ve şaşkınlıkla izlemeye başladım. bu arada elimdeki çeviriyi de düzgün yapamadım. ama sürekli ıvır zıvır ev ve bebek işi yapmak durumunda kaldım.
7 Temmuz 2018 Cumartesi
ne yapmalıyım?
yıllar sonra edIT'in şarkısını açtım. Screening Phone Calls. Günler sonra evde yalnızım. Belki de ay(lar) olmuştur. Ne yapmam gerektiğini düşünüyorum.
Ne kadar zor dürüst yazmak. Ne kadar zor en dibe inip o alttaki bir iki kelimeyi bulup çıkarmak. Dibe yaklaştıkça kelimeler sadeleşiyor, genelleşiyor. Ne yapmalıyım?
Blog formatında bir sayfa, düşüncelerimi yazıyorum. Ya da radyo programı formatında bir podcast, çeşitli meseleler üzerine konuklarla konuşuyoruz.
Ve birinci 'matrix'imin utanç çıkması. Derin utanç duygusu.
'Kendimi çok rezil ettim.' demişti biri bana. Sonra rahatlama geldi. Kendimi rezil ettikçe, bir de asit attıktan sonra kasmayı bıraktım kendimi.
Ben de kendimi rezil etmeliyim. O kadar zor bir şey ki benim için, hayali karşısında dehşete düşüyorum. Rezil olmak. Bu aralarki mevzum da zaten göstermemek/görülmemek olsa gerek. Her sevdiğimden itinayla yabancılaşıp kimsenin benim gözlerimin içine bakıp 'neyin var sahi? diye sormadığını söyleyip gözyaşlarına bürünmem. Duygulardan bahsetmenin, hele ki bizim aile meclisinde, güçsüzlük olarak algılanması. Benim de aslında bir yanıyla böyle algılayıp bir yanıyla da duygulardan bahsetmek istemem.
Esneyeceğim, yazacağım.
Ne kadar zor dürüst yazmak. Ne kadar zor en dibe inip o alttaki bir iki kelimeyi bulup çıkarmak. Dibe yaklaştıkça kelimeler sadeleşiyor, genelleşiyor. Ne yapmalıyım?
Blog formatında bir sayfa, düşüncelerimi yazıyorum. Ya da radyo programı formatında bir podcast, çeşitli meseleler üzerine konuklarla konuşuyoruz.
Ve birinci 'matrix'imin utanç çıkması. Derin utanç duygusu.
'Kendimi çok rezil ettim.' demişti biri bana. Sonra rahatlama geldi. Kendimi rezil ettikçe, bir de asit attıktan sonra kasmayı bıraktım kendimi.
Ben de kendimi rezil etmeliyim. O kadar zor bir şey ki benim için, hayali karşısında dehşete düşüyorum. Rezil olmak. Bu aralarki mevzum da zaten göstermemek/görülmemek olsa gerek. Her sevdiğimden itinayla yabancılaşıp kimsenin benim gözlerimin içine bakıp 'neyin var sahi? diye sormadığını söyleyip gözyaşlarına bürünmem. Duygulardan bahsetmenin, hele ki bizim aile meclisinde, güçsüzlük olarak algılanması. Benim de aslında bir yanıyla böyle algılayıp bir yanıyla da duygulardan bahsetmek istemem.
Esneyeceğim, yazacağım.
16 Nisan 2018 Pazartesi
çok yorgunum
öyle yorgunum ki. birkaç gün boyunca kimsenin gelmediği, hiçbir iş yapmadığım, sadece durup dinleneceğim bir yere gitmek istiyorum.
önceliklerim değişti. gelecek artık benden daha genç insanlara ait. belki de bu yüzden bir tamamlanmışlık hissi de mevcut. yine de bütün bu süreç beni yıprattı. bazen az kaynaklarımla hayatın bir köşesine sığınmaya çalışıyormuşum gibi hissediyorum. sonra olayı dramatize etme diyorum kendime. yalın haliyle yorgunum, çok yorgunum.
önceliklerim değişti. gelecek artık benden daha genç insanlara ait. belki de bu yüzden bir tamamlanmışlık hissi de mevcut. yine de bütün bu süreç beni yıprattı. bazen az kaynaklarımla hayatın bir köşesine sığınmaya çalışıyormuşum gibi hissediyorum. sonra olayı dramatize etme diyorum kendime. yalın haliyle yorgunum, çok yorgunum.
27 Mart 2018 Salı
babaannem öldü
ilk başta sanki hiçbir şey yokmuş gibiydi. sonra benim de bir yanımın onunla birlikte gittiğini idrak ettim. aklıma küpeleri geldi. sonra da sürekli taktığı tacı.
17 Mart 2018 Cumartesi
geri döndüm
2011 yılını hatırladım. 'Her Yerde Yabancı'. Claire Fontaine'in bienal işi. O zamanki hallerimi anımsadım. İşe alışmaya çalışan, hafif depresif bir kadın. Yağmurlu bir İstanbul. Kasım ayı. Öğrencilik yılları ile iş hayatının karşıtlığı karşısında yaşadığım şaşkınlık. Geçirdiğim bir de ayrılık var. Genel olarak 2012 yılının başları, kar yağışı ve sessizlikle tanımlı. Beynimdeki kar kalınlığı sokaktakine göre çok daha fazla.
PJ Harvey'in geçen günlerde ilk kez dinleyip, çok sevip sonra unuttuğum ve şimdi hatırladığım parçası 'An Acre of Land' ile bunları düşündüm. İstanbul'a geldiğimden beri yurt odalarını ve sevgili, arkadaş evlerini saymazsak beşinci adresimdeyim. Altı yıl önce aklıma gelmeyecek hayat dertlerinin ve bazen de yaşamadığım coşkuların içindeyim. Bir hamilelik geçirdim. Yeni bir hayata uyandım. Önceliklerim değişti. Bazen sıkıştım, sıkıştım, iyice küçüldüm. Müzikten biraz uzaklaşsam da çok öteye gidemedim, hemen geri döndüm. Hala yazmayı seviyorum. Çocuk ağlıyor, gidiyorum.
PJ Harvey'in geçen günlerde ilk kez dinleyip, çok sevip sonra unuttuğum ve şimdi hatırladığım parçası 'An Acre of Land' ile bunları düşündüm. İstanbul'a geldiğimden beri yurt odalarını ve sevgili, arkadaş evlerini saymazsak beşinci adresimdeyim. Altı yıl önce aklıma gelmeyecek hayat dertlerinin ve bazen de yaşamadığım coşkuların içindeyim. Bir hamilelik geçirdim. Yeni bir hayata uyandım. Önceliklerim değişti. Bazen sıkıştım, sıkıştım, iyice küçüldüm. Müzikten biraz uzaklaşsam da çok öteye gidemedim, hemen geri döndüm. Hala yazmayı seviyorum. Çocuk ağlıyor, gidiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)