bunalım daha devamlı bir ruh halini, bunaltı ise anlık ruh sıkışmalarını betimliyor herhalde. artık işte bir bunaltı serisi halinde geçiyor günler. tahammülüm çok azaldığını hissediyorum. tahammülüm azaldığı, etik bulmadığım durumlara karşın basıp gidesim geliyor.
bunaltı göğüsten başlıyor ve bir havai fişek gibi kara bir duygulanımı tüm vücuda saçıyor. yazı yazmaktan, başkalarının yazılarını okumaktan, düzeltmekten fenalık gelmiş durumda aslen. yazıyla ilişkimi bozma noktasında belki de.
kaçmak kaçmak. bu cumartesi'den itibaren kaçıyorum. 10 gün yokum.
23 Temmuz 2014 Çarşamba
15 Temmuz 2014 Salı
ortamlar
ortamlarda herkes şikayetçi. ve bir kez güven hissi kırıldıktan sonra kabında duramıyor insan. ben de aynısını yaşıyorum, ama gidemiyorum, umarım şimdilik.
14 Temmuz 2014 Pazartesi
..
ne acayip, bütün bu konuştuklarımız, düşündüklerimiz, hissettiklerimiz ve gördüklerimiz ancak yaşıyorsak bir anlama sahip. ölüm ve yaşam, bir karşıtlık değil, ölüm bir sınır. ve sınırın gerisinde ne kadar da meşgulüz.
10 Temmuz 2014 Perşembe
ardından yazmak
ölenin ardından yazı yazmada beni utandıran bir taraf var. mesela bir gazetecinin ali ismail korkmaz'ın ölümü üzerine sinirle ve belki bu ölümle öfkelenen, üzülen herkesin altına imzasını atacağı bir haklılıkla yazdığı bir yazıyı okurken utanma hissi geliyor bana. ölümün, bir bireyin hayatını kaybedişinin bu derece kamusal bir biçimde üzerine laf edilebilir hale gelmesinden doğan bir his bu sanki. elbette yazı yazılacak, elbette bir şeyler söylenecek, hele bu ölüm devlet eliyle olduysa, elbette... bir şeyler denecek. adalet arayışı için gerekli bir kere bu. herkes de her şey hakkında konuşabilir, yazabilir.
ama çelişkim de burada başlıyor. ölümde bir mahremiyet var sanki. yine yakınları yaşasınlar o mahrem olandan doğan hüznü, denebilir, engel değil, denebilir, tamamdır. ama çok kalabalıklaşmışız sanki. ne zaman ki bir birey ikonlaşıyor, bir şeylerin sembolü haline geliyor, hele ki ölümüyle geliyor, işte onu yaşamdan koparan o acımasız, geveze insanlığımız o zaman başlıyor.
ama çelişkim de burada başlıyor. ölümde bir mahremiyet var sanki. yine yakınları yaşasınlar o mahrem olandan doğan hüznü, denebilir, engel değil, denebilir, tamamdır. ama çok kalabalıklaşmışız sanki. ne zaman ki bir birey ikonlaşıyor, bir şeylerin sembolü haline geliyor, hele ki ölümüyle geliyor, işte onu yaşamdan koparan o acımasız, geveze insanlığımız o zaman başlıyor.
7 Temmuz 2014 Pazartesi
akan günler
günler aksın diye mi yaşıyoruz? ben günleri durdurmak için yaşamak istiyorum bu aralar. dursunlar, bir soluklanalım ve bulanık suları biraz olsun berraklaştıralım.
cumartesi gecesi aslında zamanın önemli olmadığını gösterdi. içimde yıllardır asılı kalmış o hissin en derinlere yerleşmiş olduğunu ve çağrıldığında geri gelebildiğini görmüş oldum. bir hiçlik hissi olarak özetleyebileceğimiz bu his, düşünce alanında fark etmezcilik olarak tezahür ediyor. hiçbir şey, ama hiçbir şey fark etmiyor. içe yerleşmiş olarak tüm isteklere, arzulara, hırslara ve bağlılıklara bir ayna gibi dışarıdan bir bakış sağlıyor, düzleştiriyor.
bir karar aldım. iş beni kovmazsa, ben kendimi kovuyorum. hiçbir şeyin planını yapmadan - eğer eylül ayında gidişat iyiye gitmezse, istifayı basıyorum.
cumartesi gecesi aslında zamanın önemli olmadığını gösterdi. içimde yıllardır asılı kalmış o hissin en derinlere yerleşmiş olduğunu ve çağrıldığında geri gelebildiğini görmüş oldum. bir hiçlik hissi olarak özetleyebileceğimiz bu his, düşünce alanında fark etmezcilik olarak tezahür ediyor. hiçbir şey, ama hiçbir şey fark etmiyor. içe yerleşmiş olarak tüm isteklere, arzulara, hırslara ve bağlılıklara bir ayna gibi dışarıdan bir bakış sağlıyor, düzleştiriyor.
bir karar aldım. iş beni kovmazsa, ben kendimi kovuyorum. hiçbir şeyin planını yapmadan - eğer eylül ayında gidişat iyiye gitmezse, istifayı basıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)