31 Mart 2013 Pazar
ben frost'un muhteşem bir varlık olması ve ötesi
fenalık gelmesi. böyle parti parti, küçük küçük gelen çeviriler sonucu bir türlü bahara adam atamamak.
29 Mart 2013 Cuma
28 Mart 2013 Perşembe
günün duası
günün duası:
sevgili evren, gezegenler, galaksiler, doğa ve benzerleri, sizden ricamı aşağıda bulabilirsiniz:
pasif agresiflerin yavaşça insanın içine işleyen safrasından, insanı önce çevreleyip sonra bir anda boğan zulmünden, suçu ve suçluyu bulmaktan özel keyif alanlardan, bir an durup soluklanmayanlardan, kendinin hiç farkında olmayanlardan koru bizi huhu.
sevgili evren, gezegenler, galaksiler, doğa ve benzerleri, sizden ricamı aşağıda bulabilirsiniz:
pasif agresiflerin yavaşça insanın içine işleyen safrasından, insanı önce çevreleyip sonra bir anda boğan zulmünden, suçu ve suçluyu bulmaktan özel keyif alanlardan, bir an durup soluklanmayanlardan, kendinin hiç farkında olmayanlardan koru bizi huhu.
bonjour
buraya bir şey yazacaktım ama unuttum. bu arada rüyamda da dükkan sahibi parasını ödemeden bir ürünü aldığımı iddia ederek dükkan kapısını kapamayı reddediyordu. dolunay etkisi mi acaba? dönüşüm saati gelmiştir belki de.
çok üzüldüm şimdi yazacağım şeyi unuttuğuma. her bi şeyi çözmüştüm halbuki.
çok üzüldüm şimdi yazacağım şeyi unuttuğuma. her bi şeyi çözmüştüm halbuki.
25 Mart 2013 Pazartesi
uyandın
evin sandığın yer aslında evin değil, koca bir boşluk. eşyalar çok katı, çok hareketsiz. karnındaki serotonin seviyesi düşük, ayağının altındaki zemin kaygan. sanki noktalaşıyorsun, karışmak isterken, evrendeki en küçük ve en ağır kütleye dönüşüyorsun. hiçbir bağın ve motivasyonun yokmuş gibi hissediyorsun. yokluğun, o koca yokluğun keşfiyle sarsılmış durumdasın. karanlık bir aydınlanma anı gibi. bu boşlukla ne yapacağını bilmiyorsun, ilk defa karşılaşıyorsunuz, ve bu sefer sana geri bakan bir gözün olmadığından eminsin. yalnızlık onu çevreleyen mesafelerle anlamlı. şimdi onlardan da yoksunsun. yalnızlığın da bir anlamı olduğunu keşfetmen geç olmuyor. onun da yokluğunda, çevrelenmezken ve bağsızken ve "galiba bu" dediğin her şeyin yerinde yeller eserken "zaman geçirmenin" bir anlamı yok, zaman sana hiçbir şey getirmeyecek.
yokluk varlığı doğurmayacak.
ölüyorsun aslen. bu fikrin olağanlığı bir yerlerde bir dehşeti harekete geçiriyor. o dehşetle birkaç dakika en azından "beklenebilir" diyorsun. bekliyorsun.
bulantı geçiyor.
bir gün gelecek bir tatilde yolda arabayla giderken, kulaklığında uçucu müzikler eserken ve pencere açık, rüzgar yüzüne vuruyorken bir an yaşacaksın. en çok yaklaştığın anlardan biri olarak "bir his anısı" bırakacak o sana. kocaman bir potansiyelin ihtimaline dair bir anı olarak sürekli yaşanmamış ama yaşanabilecek olanı hatırlatacak. ve eğer olur da boşluk yine gerçeğe dönüşürse bir gün, zamana inanmasan da birkaç saniye daha beklemeni sağlayacak.
yokluk varlığı doğurmayacak.
ölüyorsun aslen. bu fikrin olağanlığı bir yerlerde bir dehşeti harekete geçiriyor. o dehşetle birkaç dakika en azından "beklenebilir" diyorsun. bekliyorsun.
bulantı geçiyor.
bir gün gelecek bir tatilde yolda arabayla giderken, kulaklığında uçucu müzikler eserken ve pencere açık, rüzgar yüzüne vuruyorken bir an yaşacaksın. en çok yaklaştığın anlardan biri olarak "bir his anısı" bırakacak o sana. kocaman bir potansiyelin ihtimaline dair bir anı olarak sürekli yaşanmamış ama yaşanabilecek olanı hatırlatacak. ve eğer olur da boşluk yine gerçeğe dönüşürse bir gün, zamana inanmasan da birkaç saniye daha beklemeni sağlayacak.
welt am dracht
yargıdan bağımsız düşünce mümkün mü? eğer her düşünce bir ön kabüle, bir dayanağa ihtiyaç duyuyorsa eğer o zaman hiçbir zaman yargıdan bağımsız değildir diyebilir miyiz? ve bu satırları yazarken de sanki tüm yargılardan bağımsız, "her şeyi" içeren bir genelleme yapıyormuşçasına yazmıyor muyum?
bilemiyoruz.
lakin pantha du prince'in welt am dracht'ı poyrazlı havada bizi rüzgarla birlikte sürükleyebiliyor. mesela yüksek bir kayanın tepesinde, yine rüzgara karşı dik durmuş, denize atlamadan önceki son saniyeleri düşündürtebiliyor. ya da belki de daha da yüksek, yar gibi bir tepenin üzerinde arkamızda rüzgar gülleri, dalgalı denize ve köşeden görünen batık gemiye bakıyoruzdur, kimbilir.
bilemiyoruz.
lakin pantha du prince'in welt am dracht'ı poyrazlı havada bizi rüzgarla birlikte sürükleyebiliyor. mesela yüksek bir kayanın tepesinde, yine rüzgara karşı dik durmuş, denize atlamadan önceki son saniyeleri düşündürtebiliyor. ya da belki de daha da yüksek, yar gibi bir tepenin üzerinde arkamızda rüzgar gülleri, dalgalı denize ve köşeden görünen batık gemiye bakıyoruzdur, kimbilir.
24 Mart 2013 Pazar
ve robert sember'dan
"art is a glimpse to how an unalienated existence would be." gerçekten de öyle.
adbusters'tan
dün sunumlarında: "capitalism is using the tools of its own demise" diyorlardı. gösterdikleri posterde de: drop out, do drugs, be cool yazıyordu. sonrasında gösterdikleri klip de aşağıda. hakikaten de bu işi iyi yaptığını görüyoruz tırnak içinde sistemin. molotov coctail is the new cool olarak özetleyebiliriz bunu. her türlü muhalefet aracını içerebilmeyi başarmak, en azından buna dair bir eğilim göstermek ne kadar ilginç bir şeydir.
ve spike jones'un filmlerinin görüntü yönetmenleri, en iyi isimler çalışıyor bu reklamlarda ve kliplerde dediler. karşı koymak imkansız gibi estetiğine:
ve spike jones'un filmlerinin görüntü yönetmenleri, en iyi isimler çalışıyor bu reklamlarda ve kliplerde dediler. karşı koymak imkansız gibi estetiğine:
20 Mart 2013 Çarşamba
bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete
ne kadar özlü bir söz bu. hayatımızın bizim peşimizden koşmasındansa, biz onun peşinden koşuyoruz. artık iyice şöyle hissetmeye başladım: bu konuşan ben değilim, bunları yapan ben değilim.
şu an ise benle (ne menem şeyse o) tekrar buluşmuş durumdayız, bu satırları yazıyoruz. yarın sabah tekrar ayrılacağız. bir parçamı evde bırakacağım, inönü stadının oradan geçerken bakışlarımı ufukta bırakacağım (romantik ama gerçek).
ve konuşmak, yazmak ve düzeltmek üzere evden ayrılacağım.
aidiyet hissi bu durumlarda iyi geliyor. bir yere, bir gruba ait olma hissi. şimdilik bunu sayıları gittikçe azalan çay bahçeleri ve evden kurmuş durumdayım. yakın arkadaşlar gelince hayatın tonu değişiyor, gidince onlar yine kürkçü dükkanımızdayız.
yeni bir albüme ihtiyacım var. çok güzel olsun. yapılmamışı yapsın.
16 Mart 2013 Cumartesi
unstable matter
grönlund-nisunen - unstable matter (2013)
ayıcık demişken, buna bakarken sanki noise'un ve drone'un cisimleşmiş halini görüyorum. gittikçe yükselen ve sonsuza giden müziğin görüntüsü de bu.
duygusal
bir haller oldu bana. kuzucuklar, bebekler, yavrusuna sarılan panda falan. bir şeyler, bir şeyler.
15 Mart 2013 Cuma
simülasyon
bu cuma akşamı evde ankara simülasyonu yapıyoruz. bir anne, bir baba, bir çocuk şeklinde. işte paralanıp dolup dolup taşıp kan aldırır gibi düşüncelerimizi aldırmak istiyoruz. kafasında boşluk olanlara enjekte etsinler.
cumartesi ise yüksek promilli olabilir. olsun. heep olsun.
bu hayat acayip bir yer. sanki ateş üstünde yürümek gibi. bir ayaktan diğerine zıplayıp duruyoruz. bir tarafı kurtarırken, ötekini kaptırıyoruz. ama aslen zorunluluk denilen şey çoğu zaman yönetmiyor tercihlerimizi, sıkışmışlığımızı onun sırtına atmayalım hemen. o zaman da çok söylenmemek lazım, değil mi?
11 Mart 2013 Pazartesi
bark bark
kim demiş bark psychosis kas ağrısıyla iyi gitmez diye? tekrara giriyor, ama olsun. her an bir diğerinden farklıysa tekrar nedir ki? gibi bir gürbüz'cülük oynayabiliriz. zira o da "yalan niye olsun, varlık doğru mu?" diye soruyordu. spor yapmak güzel. birkaç saatliğine de olsa bedenden başlayan hakimiyet hissi küçük küçük hayata yayılabiliyor. sabah yataktan mutlu kalkmanın provasını yapıyor insan, hiçbir zaman gerçekleştiremese de. spor öncesi çirkinken, nedense bir anda güzelleşiyor. ilginç işler.
bu şarkı ise ağıran bir günle ilgili:
bu şarkı ise ağıran bir günle ilgili:
10 Mart 2013 Pazar
8 Mart 2013 Cuma
bir şeyler
bir şeyler yazasım var ama ne yazacağım bilemedim. hah mesela, kaş göz arasında bugün bir yazı okudum. işte özgür irade ancak kaderde anlaşılır diyordu. bayağı bir ilgimi çekti bu söz fakat sonrasında telefon(lar)(lar)(lar) çalınca, yine acil (cil) (cil) (cil) işler, toplantılar olunca yarıda kaldı düşüncelerim. ve fakat özetle dünyaya gözlemci olarak geldiğimizi, bir geleceğe, bir noktaya bizi milyon tane etmenin getirdiğini, ve bu küçücük ya da büyük etmenleri kontrol etmemiz gibi bir şey olmadığını, bu dünyaya ancak gözlemci olarak geldiğimizi idrak etmemiz gerektiğini ve ancak bunu idrak edince özgür iradeye kavuşacağımızı söylüyordu. hoşuma gitti, ama her zaman objesiz ve evrene yönelmiş o sevgi halinde garip bir bencillik varmış gibi geliyor nedense bana. o yüzden bir türlü emin olamıyorum. aidiyetsiz olmak o kadar iyi bir şey mi acaba? sinirden, asabiyetten, her türlü etkiden, etkilenmekten sıyrılıp benliğimizi hiçbir durumun angaje etmeyeceği bir noktaya evrildiğimizde sanki, güya o benliksizlik içerisinde garip bir bencillik var.
sonra bugün voleyboldan sonra burgaz adaya taşınmış bir kadınla tanıştım. haftada bir gün okulda ders verip sonra adaya geri dönüyormuş. ve sevinmiş bugün, boş sokaklarda, sessizlik içerisinde yürürken şehrin uğultusu buraya gelmiyor, ne güzel demiş kendi kendine. çok hoşuma gitti böyle birisiyle tanışmak bir zaman sonra. o hayat yakınımdaymış, aslında çok kolay, edilinebilirmiş gibi geldi.
sonra beynimin uğuldadığını fark ettim. orada şehir uğuldamıyor, burada şehirde ise, diğer uğultuların arasında beynim uğulduyordu benim.
cidden yalnızca disiplin değil. hafif add eğilimli olan bende değişimin ve hızın yarattığı bir keyif, yavaşlığa gelememe var. fakat işte bu hallerin içerisinde boğulma da var. katran var, zifir var.
playlisti hala yapamadım. o da kalbimde atıyor. (atam şiiri oldu). cidden kalbimde bir piyano atıyor. kafamda uğultu varsa, kalbimde de do majör var hehehe.
böyle. haydi şimdi ölek. bugün ayın 7'si zira. dün bir de yatmadan önce evrenle konuştum. hayırlısı.
sonra bugün voleyboldan sonra burgaz adaya taşınmış bir kadınla tanıştım. haftada bir gün okulda ders verip sonra adaya geri dönüyormuş. ve sevinmiş bugün, boş sokaklarda, sessizlik içerisinde yürürken şehrin uğultusu buraya gelmiyor, ne güzel demiş kendi kendine. çok hoşuma gitti böyle birisiyle tanışmak bir zaman sonra. o hayat yakınımdaymış, aslında çok kolay, edilinebilirmiş gibi geldi.
sonra beynimin uğuldadığını fark ettim. orada şehir uğuldamıyor, burada şehirde ise, diğer uğultuların arasında beynim uğulduyordu benim.
cidden yalnızca disiplin değil. hafif add eğilimli olan bende değişimin ve hızın yarattığı bir keyif, yavaşlığa gelememe var. fakat işte bu hallerin içerisinde boğulma da var. katran var, zifir var.
playlisti hala yapamadım. o da kalbimde atıyor. (atam şiiri oldu). cidden kalbimde bir piyano atıyor. kafamda uğultu varsa, kalbimde de do majör var hehehe.
böyle. haydi şimdi ölek. bugün ayın 7'si zira. dün bir de yatmadan önce evrenle konuştum. hayırlısı.
7 Mart 2013 Perşembe
bir perşembe gecesi
hayatında hiç böylesi bir dönemin olmamıştı. var olsan ne yazar yok olsan ne yazar hesabı.
5 Mart 2013 Salı
bir pazartesi gecesi
spor insanı öyle güzel salaklaştırıyor ki. lisede spor bitince, sonraki yıllarda başka, daha intravasküler alanlara doğru geçiş yapmıştım. sonra geri döndüm, merhaba, şimdi de haftada 2 gün voleybol oynarak bir lise tadı yakalamayı başarıyorum fani hayatımda.
gerçekten bu aralar dümdüz bir insanım. bu dünyadaki amacım önüme gelen bir takım metinleri kontrol etmek, mail atmak, bir takım insanları görmek ve bir takım müzikleri dinlemektir.
bundan başka bir fonksiyonum da yoktur hakim bey. koşa koşa kendimi yaşatmaya çalışıyorum. geç yatmayarak, işe giderek, voleybola giderek, bir takım insanları görerek.
yolda sigara içen ve dumanını çocukların suratına üflememeye çalışan vatandaşım ben. küçük zevklerim, minik günahlarım, azıcık da mide problemim var. ama içimdeki taşlar bir milim yerinden oynamıyor hakim bey. oynasınlar istiyorum, oynamıyorlar. vergilerimi veriyorum oynamıyorlar, sgk primimi yatırıyorum, oynamıyorlar, iş ortamında espritüel bir insan olarak sükse yapacağım neredeyse, yine oynamıyorlar. düşün 2 günlüğüne ailemi görmeye bile gidiyorum - onca yol, yorgunluk, havaalanında çantasını en hızlı bir şekilde x-rayden geçiren insan olmam - fayda etmiyor, oynamıyorlar. böyle mi olacaktı hakim bey? biz sizinle böyle mi anlaşmıştık?
geçmişin hesapları bir bir kapanacak, geleceğin planları takır takır işleyecekti. her şey bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde olacaktı. nereye baksak anlam görecektik. anlam yiyecek, anlam içecek, anlam soluyacaktık. mevsimleri dolu dolu yaşacak, kıştan sıkılıp bahara ancak adım atacaktık. her şeyin bir yeri ve bir zamanı olacaktı. dolabımızdaki yiyecekler çürümeyecek, sökükler dikilecek, uzun paçalar terziye gönderilecek, saçlar zamanında kesilecekti. arkadaşlarımız baki, evlerimiz ferah, mutfaklarımız yemek kokularıyla dolu, içki muhabbetlerimiz uzun ve tatlı olacaktı. hani hakim bey hani. bir arap atı olarak dünyaya geldiğimi bileydim, hiç buralarda uğraşmaz kendimi kırlara ovalara atardım.
ama bilirsiniz, içimdeki taşları yemişim, size bir şey olmasın, düşüncesindeyim. hakim bey. istirham ederim. siz ki buraların tek hakimisiniz.
4 Mart 2013 Pazartesi
bahar
bahar, görmeyeli gelmişsin biraz sanki? bu geçen, kış mıydı, neydi, bu kış elle tutulur ne yaşandı, ben anlamadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

