28 Nisan 2011 Perşembe

owl splinters

the day I would never have. bu parçanın yarısından itibaren yükselen gitar "çığlığı" yanlışlıkla uzaya "düşmüş" ve dünyadaki dertlerinin saçmalığını anladığı anda da uzayın korkunç siyahıyla karşılaşmış birisini hatırlattı şimdi. ancak bu çıkıyor yani. deaf center bizden atmosfere karışmamızı istiyor, yeterli madde desteği olmadığından biraz konsantre olmaya çalışarak isteğini yerine getirmeye çalışıyoruz. sanatın insana hükmettiği meşum anlardan bir tanesi daha.

parçanın sonları... sanırım şimdi de bir supernovaya doğru yol alıyoruz.

hayatsizsiniz, hayatsızsınız. (bu da yeni program ismi önerim, kelime oyunundaki zeka pırıltısı fark edilmiştir umarım)

26 Nisan 2011 Salı

mermer ve kan

"Bir kasap dükkanının, elinde erzak torbasıyla içeri giren birine esinlendirdiği düşünceler, yüzyıllar boyunca bilgilenmenin çeşitli dallarında aktarılan bilgileri içeriyor: Etler ve kesimler, her parçayı en iyi pişirme biçimi gibi, kendi yaşamını beslemek amacıyla başka yaşamlara son vermiş olma pişmanlığının dinmesini sağlayan törensel uygulamalar konusunda yeterlik."

diyor Bay Palomar.

25 Nisan 2011 Pazartesi

sevgili günlük mode on

uzun süredir günlüğe (offline olan) yazmıyorum, çoook uzun süredir. halbuki ne çok yazardım eskiden. büyümek bu mudur?(büyümekle ilgili cümleler kurmak da komik kaçıyor galiba artık, kazık kadar olmak bu mudur, diye sormak lazım belki de) katılaşmak mıdır? yüzleşecek mesele stoğumuzun tükenmesi midir? ya da günlüklerde de "dürüst" olunamadığının farkında olunması mıdır? ve halihazırda günlük sayfasından çıkacak, güya dönüştürücü bir yüzleşmeye inanmamak mıdır bu yüzden?
yine de bir fark var. bir yere bir gözün değebileceği varsayımıyla yazmakla, o varsayımı defedip (tamamen yok saymak değil ama) yazmak arasında. şimdi sanki yarı kamusal/yarı kişisel bir alanda gri sularda bir şeyler ifade ediyorum ancak ki, bilemiyorum. o kadar da "sağlıksız" gelmiyor artık böylesi. ruh sağlığımız adına belki de, her türlü dramatik yüzleşmeyi dışarıdaki "gerçeklerle" ve kabullerle iletişim haline sokmak istiyorum artık. bu duruma dair olumlayıcı ve pek sınırlı bir okuma oldu bu tabii.
bir de insanın kendine dair bakışının dışarıdaki kabullerden bağımsız olmadığına dair bir not düşersek işler iyice karışıyor, otonom birey yerle yeksan oluyor ve kirlendi dünya.
bu yazmama halinin genelgeçer bir durum olmadığını düşünürsek ise (ki  genelgeçer bir durum değil, her an bir günlük sayfası edinip kendime yazabilirim (I feel the force)) bütün bu anlattıklarımız çöpe gidiyor. o la la!

mevsimsiz

nilgün marmara, sana mevsimsiz diyebilir miyiz? şu baharda yaptıklarına bak. 


Üşümüşüm;
Bu yaklaşan kışla değil,
Deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil,
Ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta.
Kaçışının gizini gönlünde tuttuğun
Bilirsiz aşkı
(nı) ver bana!

Üşümeyeyim.



n.m.

23 Nisan 2011 Cumartesi

bir cumartesi aksamı

ambient, modern classical konulu aramalar yapıp, çıkan sonuçlardan ümit verenleri sıraya diziyoruz. biraz piyano sesi duymak istiyoruz.

balıklara sünger alıyoruz (sünger kelimesinin ne olduğunu sünger bob'u düşünerek çıkarıyoruz). belimiz üşüyor dışarıda, odanın sarılığına sığınıyoruz. ve sanki, ve hala sanki buraların acemisiyiz. bir miktar da üşüyoruz. iç titremesinden, nesnesi olmayan kayıptan muzdaribiz.