henuz beni evlatlik olarak alacak yeni ailemi bulamadim. eski ailemde rolum -tahmin edilebilecegi uzere- herkesin suyuna biraz gitmekti. fakat bir sure sonra iliskiler benim tahmin ettigimin otesinde cikilmaz bir cikmaza girince, eski ailemi birakip yeni bir aile edinmeye karar verdim. cunku eski ailemdeki catismalarin yogunlugu artik katlanilmaz seviyeye gelmisti. herkes birbirinden nefret ediyordu, herkes birbirini kucumsuyordu, herkes en dogruyu biliyordu. herkes bir de baskalarini cok feci kaliplara oturtuyordu, herkesin bir ismi vardi, herkesin sinirlari vardi, herkesin konusabilecegi seyler sinirliydi. bir taraf bunu yapmazsa diger taraf kesinlikle yapiyordu. hepsinin teker teker birey olduklari ve onlari aile icindeki rolleriyle degerlendirmemem gerektigi konusunda hemfikirdiler. ama bir yandan beni aile icindeki rolumle degerlendiriyorlardi. ne yapacagimi sasirmistim.
artik "politically correct" olanin sinirlarina dayanilmisti. guc iliskileri her yerdeydi, baska turlu iletisim bicimleri imkansiz hale gelmisti. baska turlu iletisim bicimlerinin cekiciligine kapilip sonra gucu gormezden gelmek gibi seyler tehlikeliydi, gozu gormezden gelmek hep tehlikeli olmustu. sozlu iletisim(sizlik) her seyin yerini almisti. herkes kendini en iyi bicimde anlattigina inaniyor ama kesinlikle anlasilmadigini dusunuyordu. sabir yoktu, ilgi yoktu, hosgoru yoktu. bir takim anahtar sozcukleri soyleyince bir takim cevaplar aliyordunuz.
yine elbette yeni ailemde aradigim ozellikler beni onaylamalari, sevmeleri, saymalari ve mumkunse isim oldugunda bana yemek yapip cay koymalaridir.
sonra dedim niye aile ariyorsun kendine, aslinda her sey senden kaynaklaniyordu, ahenk denilen seyin asla var olmamis oldugu konusunda hemfikirdi herkes. ahenk hatta tehlikeliydi, guc iliskilerini gizleyen bir anlatiydi sadece.
ya da dediler ahenk'i bedenlerde bulalim, iki bedeninin uyumundaki ahenk'ten soz etmeye basladilar, baska bir yerde ahenk yoktu ama iki bedenin arasinda kucuk bir alana siginmasina izin verilmisti.
ahenk yerinden edilince, o zaman ben de baktim ki iki beden arasindan aile olmuyor. aslinda aile hic olmuyor, aslinda kisiler aileleriyle biliniyor, bunun otesine gecilemiyor, bunun otesine ben gecmek istemiyorum, bunun otesine ben haric herkes geciyor. butun dunya farkinda yalnizca sen degilsin. nerede kaldin, geridesin. ahenk'in yoklugu yeni bir zaman algisi yaratiyor olmali, eski zaman algilari olebilir mi ki diyor insan. saf bir hibridlik (muhtesem ceviri) olabilir mi ki, genetikten, zorlamalardan her seyden uzak bir ailemiz olsun. sonra cevabi bulamiyor insan. saf bir hibridlik durumuna guluyor, elbette anlatilarin nasil birbirini kullandigini goruyor, anlasilmaz hale geliyor, anlasilmaz hale gelince sosyal olarak kesinlikle anlasilmaz (unintelligable) hale geliyor ve kendi kendine soylenmeye basliyor. buna kisacasi deli deniyor, psikanalitik geliyor seni sosyale gore yeniden programliyor. bunu sen istedin diyor.
deniyor aile oldu (mort), peki neden aile kelimesi kullaniliyor, neden aidiyet demiyoruz, e surekli kendi icimizde surgun muyuz (cok poetik oldu, sarki sozu oldu, kendiliginde surgunler, film ismi oldu) hadi aidiyet diyelim, oley.
yoruyor en cok, kisi en cok kendisini yoruyor. no ahenk no cry.
hamis: bak simdi okudum ne sacmalamis bu dedim. bu nasil bir kafa karisikligidir?
24 Şubat 2009 Salı
4 Şubat 2009 Çarşamba
goz kacirma
kiz kacirma gibi oldu bu. ama burada yaptigim en guzel pratiklerden birisi olsa gerek kendisi. aslinda gozleri dikme ve goz kacirma beraber gidiyorlar cunku buranin selam verme pratikleri sebebiyle bakislarimla da bir miktar oynamam gerekti. mesela yoldan gecen muhtemel selam verebilecek insana (tanimiyor da olabiliriz) gozlerimizi dikiyoruz, cunku selam verecek. yanaklar hafif yukari. ama sinifta how are you, hava is bad, so cold, diyecek insanlardan gozlerimizi kaciriyoruz. "what is the essence of your being?" gibi bir soruyla bize gelmedigi surece boyle "trivial" seylerden uzak soyut dunyalarda gecen kutsal yasamimiza devam ediyoruz.
iste burada amerikali bir insan biz blueberry hill'de otururken sarhoslugunun da verdigi gevezelikle ucumuzun yanina oturuyor ve bir isim muhabbeti cevirmeye basliyoruz. (i.e amerikalilar neden yabancilarin ismini soyleyemez ve bunun ne kadar "awful" oldugu uzerine, ben "not that awful" demis bulundum) sonra ben bu insanla ortak ders aliyorum ve surdurulmesi elzem insan iliskileri kitabinda yazdigi uzere bir merhaba demek insan olmanin erdemi. bu kisi derse gec geliyor merhaba denmiyor, ben ders bittigi anda ortamdan kaciyorum -sigara icmem gerek- ve yine denmiyor. sigara bu durumda oldugu uzere yari koz yari da gereklilik olarak hayatimda onemli bir rol oynuyor. hic bu kadar sigaraya odaklandigimi hatirlamiyorum burada oldugu kadar. sigara yalniz durabilmenin bahanesi, bagimsizligin sembolu, kendine zarar verebilmenin muhtesem cekiciliginin odagi olarak elimde bana gulumsuyor. (mesela gecen gun oldugu gibi o kadar odaklaniyorum ki sigaraya, sigara icilmeyen kutuphane binasinin icinde yakiyorum ve sonra sigaranin hakikaten yaniyor ve tutuyor oldugunu fark edip kosa kosa kapidan cikiyorum)
bu insan iliskilerinin nasil kurulamadigina dair bir ornek olsa gerek. ama icinde kurulamamadan cok kurmama var sanki. iste boyle kendimi yok ediyorum mekanlardan ve bunu da genel pratigim haline donusturmus durumdayim. daha cok o "small talk" denilen naneyi yapamama ve yapmak istememe durumu galiba. herkesten bana bir "agenda of salvation" cikarmasini beklemektir belki? bugun bana oyle super bir sey anlat ki icinde hem sen hem ben olalim (fazla bencil gorunmesin diye) ve bu hayatimi, birkac yuz metrekare dahilinde amerika kitasina dair sekillenmis algimi ve insan iliskilerinin acik olan tek kapisini kesfetmeme yardimci olsun. yok, konusmanin giris kismini biraz ileri alalim (fast forward).
sonra antrolopoji kitaplarinda okumus oldugum bazi bilgiler geliyor aklima. hediye vermek iliski gelistirmek icin onemli ve temel bir yontem mesela. bir "gift economy" olusturayim mesela burada, degerli mp3lerimi (hayattaki tek varligim) cdye cekerek yoldan gelen gecene dagitayim. nasil?
sonra iste insan iliskileri cabuk gelissin cabuk gelissin, ya da siz gelistirin ben yanci olayim olur mu? bir sabirsizlik geliyor. cunku once akademik idmanlardan bahsetmek gerekiyor genelde. n'aptin? n'apmadin? zor, kolay, yogun vs vs. hava nasil? guzel, kotu, fahreneit, celcius, metric, english.
hani normalde dogallastirdigim nasilsin? sorusuna, burada goood, not bad disinda cevap verme sansim yok, zaman hizli akiyor, en iyi sekilde kullanmak lazim.
bir yandan da hava hakikaten soguk ve inanilmaz gaz paralari oduyoruz. insan iliskileri hizli ve kapali mekanlarda olmali.
sosyal fobi basariyi buyuk olcude etkiliyormus, bugun gazetede okudum. potansiyelini tam gosteremiyormus insan. potansiyelini gosterme kismina pek katilamadim. potansiyelini tamamen gerceklestirmis, ful kapasite dizel motorlu insan modeline pek inanasim gelmiyor nedense. sanki ideal bir insanlik durumu varmis ve o da konuskan girisken tam gaz bir bireymis gibi, daha cok bir yerden uzuyor, diger yerden kisaliyor insan.
gunlerdir bir sekilde aklima gelen dusunce kirintilarini yazayim buraya diyorum. sonra tam sigara icerken yine beyin hucrelerim olmeden once soyleyebilecekleri en guzel sozleri soylediler; bu yazi cikti.
biri dedi ki: bugun insan iliskilerinden bahsetmelisin, elveda...
kayitlara digerinin olmeden onceki vasiyeti su sekilde nakledilmis: lutfen uyumadan once blogunu yaz; hizli ve ozensiz tarih yazininin bir kosesinde de ben olayim.
onlari kiramadim ve yazdim. yazdikca olduklarindan daha buyuk bir yer kapladilar, neredeyse benim fotografimi isgal edip yerimi alacaklar. onlar yuzunden ben de boyle hatirlanicam.
not: vus'at o. bener'in kitabinin arka kapaginda alintilanmis enis batur. "Bu zorlu romanin konfeksiyon tipi okuru terletecegi aciktir" diyor. Bayiliyorum boyle yazanlara: "Ben terlemedim ya siz?"
iste burada amerikali bir insan biz blueberry hill'de otururken sarhoslugunun da verdigi gevezelikle ucumuzun yanina oturuyor ve bir isim muhabbeti cevirmeye basliyoruz. (i.e amerikalilar neden yabancilarin ismini soyleyemez ve bunun ne kadar "awful" oldugu uzerine, ben "not that awful" demis bulundum) sonra ben bu insanla ortak ders aliyorum ve surdurulmesi elzem insan iliskileri kitabinda yazdigi uzere bir merhaba demek insan olmanin erdemi. bu kisi derse gec geliyor merhaba denmiyor, ben ders bittigi anda ortamdan kaciyorum -sigara icmem gerek- ve yine denmiyor. sigara bu durumda oldugu uzere yari koz yari da gereklilik olarak hayatimda onemli bir rol oynuyor. hic bu kadar sigaraya odaklandigimi hatirlamiyorum burada oldugu kadar. sigara yalniz durabilmenin bahanesi, bagimsizligin sembolu, kendine zarar verebilmenin muhtesem cekiciliginin odagi olarak elimde bana gulumsuyor. (mesela gecen gun oldugu gibi o kadar odaklaniyorum ki sigaraya, sigara icilmeyen kutuphane binasinin icinde yakiyorum ve sonra sigaranin hakikaten yaniyor ve tutuyor oldugunu fark edip kosa kosa kapidan cikiyorum)
bu insan iliskilerinin nasil kurulamadigina dair bir ornek olsa gerek. ama icinde kurulamamadan cok kurmama var sanki. iste boyle kendimi yok ediyorum mekanlardan ve bunu da genel pratigim haline donusturmus durumdayim. daha cok o "small talk" denilen naneyi yapamama ve yapmak istememe durumu galiba. herkesten bana bir "agenda of salvation" cikarmasini beklemektir belki? bugun bana oyle super bir sey anlat ki icinde hem sen hem ben olalim (fazla bencil gorunmesin diye) ve bu hayatimi, birkac yuz metrekare dahilinde amerika kitasina dair sekillenmis algimi ve insan iliskilerinin acik olan tek kapisini kesfetmeme yardimci olsun. yok, konusmanin giris kismini biraz ileri alalim (fast forward).
sonra antrolopoji kitaplarinda okumus oldugum bazi bilgiler geliyor aklima. hediye vermek iliski gelistirmek icin onemli ve temel bir yontem mesela. bir "gift economy" olusturayim mesela burada, degerli mp3lerimi (hayattaki tek varligim) cdye cekerek yoldan gelen gecene dagitayim. nasil?
sonra iste insan iliskileri cabuk gelissin cabuk gelissin, ya da siz gelistirin ben yanci olayim olur mu? bir sabirsizlik geliyor. cunku once akademik idmanlardan bahsetmek gerekiyor genelde. n'aptin? n'apmadin? zor, kolay, yogun vs vs. hava nasil? guzel, kotu, fahreneit, celcius, metric, english.
hani normalde dogallastirdigim nasilsin? sorusuna, burada goood, not bad disinda cevap verme sansim yok, zaman hizli akiyor, en iyi sekilde kullanmak lazim.
bir yandan da hava hakikaten soguk ve inanilmaz gaz paralari oduyoruz. insan iliskileri hizli ve kapali mekanlarda olmali.
sosyal fobi basariyi buyuk olcude etkiliyormus, bugun gazetede okudum. potansiyelini tam gosteremiyormus insan. potansiyelini gosterme kismina pek katilamadim. potansiyelini tamamen gerceklestirmis, ful kapasite dizel motorlu insan modeline pek inanasim gelmiyor nedense. sanki ideal bir insanlik durumu varmis ve o da konuskan girisken tam gaz bir bireymis gibi, daha cok bir yerden uzuyor, diger yerden kisaliyor insan.
gunlerdir bir sekilde aklima gelen dusunce kirintilarini yazayim buraya diyorum. sonra tam sigara icerken yine beyin hucrelerim olmeden once soyleyebilecekleri en guzel sozleri soylediler; bu yazi cikti.
biri dedi ki: bugun insan iliskilerinden bahsetmelisin, elveda...
kayitlara digerinin olmeden onceki vasiyeti su sekilde nakledilmis: lutfen uyumadan once blogunu yaz; hizli ve ozensiz tarih yazininin bir kosesinde de ben olayim.
onlari kiramadim ve yazdim. yazdikca olduklarindan daha buyuk bir yer kapladilar, neredeyse benim fotografimi isgal edip yerimi alacaklar. onlar yuzunden ben de boyle hatirlanicam.
not: vus'at o. bener'in kitabinin arka kapaginda alintilanmis enis batur. "Bu zorlu romanin konfeksiyon tipi okuru terletecegi aciktir" diyor. Bayiliyorum boyle yazanlara: "Ben terlemedim ya siz?"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)