her birini aynı anda hem merkeze, "biz"e doğru, hem de onun dışına iten bir güç. beraber büyüme, çocukluk anıları, yüzünün ucundaki kıvrımın neye denk geldiğini anlamaktan doğan bir bağ. aynı deli anne babaya sahip olmanın, onları kendine hem iterek, hem de çekerek otoritelerine karşı durmanın getirdiği bir benzerlik. beraber hem duramama, hem de bir çekim gücüyle o "beraberliğe" yeniden koşma. bir kardeşlik işte aslında. kardeşlik. beraberliğin de ayrılığın da imkansızlığına denk.
asla kurtulunamayan bir zincir gibi kendini anlamdırma süreci. en yakın, en ayna. ve hep de o aynanın yok olması isteği ve hatta bazı anlarda da ondan kurtulma. zaten bahsedilen ayna da kırık dökük, simleri dağılmış.
dördünün fotoğrafına bakarken bunlar geliyor. komik bir gerilim, bir oyun, çevreye yansıtılan kendinden bıkmışlık hep var. gerilim kendini ancak ölünmeyeceklik üzerinden var ediyor. ve ölümde kırılıyor aynalar teker teker. oyun bozuluyor. dört kişiyken küme ikiye bölündüğünde kimse yalnız kalmıyordu.
ben kardeşsiz bir gözlemciyim. o fotoğrafı izliyorum. her parça bütünün yansıması ama, o parça gidince bütünün de değiştiğini bilerek, hem dışarıdan hem de içeriden konuşuyorum.
özlüyorum bir de biraz utanarak, sanki hakkım değilmiş gibi. belki de neyi özlediğimi unutacağım günlerin korkusudur.