15 milyon yil sonra sozluge tekrar yazmaya basladim. sanki icime 21 yas nerec girdi. cok tehlikeli. sistem falan diyor, aman oyle bir paper yazmayalim heheh.
20 sayfalik bir paperi yazmak icin yapilabilecek bilimum hareketler dahilinde, icqya girmeyi ve ircde chat yapmayi da dusunuyorum.
sol gozumun de .... cunku agriyor, o sebeple kufrettim.
agrisi word acilinca daha cok hissediliyor.
bana bir adet diktator U lazim, diktator U beni izliyorsan eger lutfen bu programi ara. babanla ben seni cok ozledik, gozumuz yollarda kaldi.
29 Nisan 2009 Çarşamba
28 Nisan 2009 Salı
nuriddin farah
latife tekin'i bitirdikten sonra yeni derdimiz nuriddin farah.
hosgeldin jeebleh
ve sen de gittikten sonra amman amman gobek atacagim st louis'in archina cikip.
hosgeldin jeebleh
ve sen de gittikten sonra amman amman gobek atacagim st louis'in archina cikip.
26 Nisan 2009 Pazar
of latife tekin
yaktin beni ya.
bu paper'dan sicacagimizi kabullenerek bu ise devam etsek iyi olacak sevgili ben ve bizler.
bu paper'dan sicacagimizi kabullenerek bu ise devam etsek iyi olacak sevgili ben ve bizler.
24 Nisan 2009 Cuma
postkolonyal aura

evet, bir uyanma hali oluyor yine. istanbul guzel bir sehir midir? sorusuna verdigim cevap bir anda degisiyor. istanbul guzel bir sehir degildir kardesim diyorum. e elbette guzel olan, aradan sectigin semtler binalardir hani. istanbul'un turistik ismini belirleyen semtler avrupa yakasinin kiyi seridi, anadolu yakasinin kiyi seridi, sultanahmet ve taksim dolaylarindadir.
hani istanbul minik rituellerimin, denize bakisin ve arkadaslarin oldugu gulusmelerin guzel semti oluyor iste. parcalari, anlarin sehri gibi. neresinde yasadigina gore cokca degisen bir sehir.
neyse istanbul aurasi delik desik olmus insanlarin sehridir efendim. x kisisi bir arkadasinin auralarla ilgili soyledigi bir seyi bana bir sir verir gibi soylemisti. bu arkadasi yoga ogretmeni, iste dunyanin bilmemne gurulariyla calismis vs. ve auralari gorebilen bir insan ayni zamanda, (dogru kabul ediyoruz soyleyecegimiz noktaya gelmek icin) ve auralari goren bu insan, ne yazik ki yoksul siniflardan olan insanlarinin auralarinin daha feci halde oldugunu soyluyor. delik desik ve rengi sonuk. auranin duzgunlugu de biliyoruz ki, kendiyle barisikliga, evrenle uyumluluga, enerjilerin rahat akabilmesine kisaca "iyilige" delalet. auranin duzgunlugu, parlakligi ve devamliligiyla olculuyormus.
bir de alinti:
"Also, aura is our spiritual signature. When you see a person with a bright, clean aura, you can be SURE that such person is good and spiritually advanced, even if he/she is modest and not aware of it. When you see a person with a gray or dark aura, you may be almost SURE, that such person has unclear intentions." (emphasis not mine :p (akademi ici sakasi da ilistirelim buraya))
ve yani kisacasi, eger diyelim yoksul insanlarin daha kotu auralari varsa, o halde diyoruz ki aura temizligi, yurek temizligi dedigimiz sey de belli kosullarin varligina bagli olarak gelisiyor. bu kaba okumamizda diyoruz ki auranizin temiz olmasi icin en azindan temel fiziksel ihtiyaclarinizin karsilanmis olmasi, evinizin yakinina cop konteynirlarinin cop bosaltmiyor olmasi, gunde iki vardiya calismiyor olmaniz, tercihen kot taslamiyor olmaniz, sehir sebekesinin suyunu icmemeniz ya da ne bileyim en azindan belediye otobusunde iki saat gecirmiyor olmaniz gerek.
bu durumda spirituel dunyanin sevgili gezgin yoksullari? siz de ormanlarda, dogada bayirda cokca gezip kendinizi "yol"a adamisken bu aktiviteleri sehir kosullarinda yapmiyordunuz sanirim. ama baska bir arguman da uretelim: hic hindistan'a gitmedim, gitmis gibi davranayim, bir rontgenci bakis atayim oraya. en azindan oradaki fakirlerin sehir kosullarinda da fakirliklerine devam ettiklerini ve auralarinin "temiz" oldugunu kabul edelim. bu durumda bu bir celiski midir ? (hangi dizide vardi bu) eh bence degildir...
ruhumuzun/auramizin temizligini yakalamak icin dahi bir takim seylere ihtiyac duyuyorsak (ev gibi, hele kadinsa bu kisi, daha korunakli bir ortam gibi -cunku kendini ormanlara, sokaklara atmasi vucut butunlugunu daha cok tehlikeye sokuyor-) batsin bu dunya. az kosullarla cok isi basarmis olup temiz auraya ulasanlarla, elindeki konforlariyla temiz auraya ulasmis insanlar arasinda da bir hiyerarsi doguyor o zaman. yani temiz aura esittir temiz aura olmuyor. buna da kizdim simdi olmaz. o zaman batsin bu dunya diyorum. ya da burada daha politik acidan angaje bir noktaya ilerlemem gerekiyordu bilemiyorum.
bu isin postkolonyal kismi ise ayri ayri bir mesela. diyelim artik postkolonyal bir dunyada yasamaktayiz ama bazilari, denildiginin aksine o yola ciktim kendimi buldum surecinden cok, zorla goc ettiriliyor, gumruk noktalarinda anksiyete ataklari yasiyor diyelim. yani yolculuk dedigimiz surecin nostaljisi ve ogreticiligi hayatta kalma mekanizmalarindan cokca besleniyor diyelim. ama gordugumuz uzere en basta yoga hocamizin yaptigi gozlemden yola cikarak postkolonyal, "ucuncu dunya" ulkesi dedigimiz yerlerde daha az akiskan, delikli aurali insanlarin oldugunu goruyoruz(yoksulluktan dolayi).
yani istanbul dedigimiz delik aurali bir sehirdir. yari-kolonilesmis, hep bir arada derede, zor bir konumdadir gezegen acilarindan dolayi.
boylece de istanbul konusundan postkolonyal aura adli bir meseleye dogru yelken aciyoruz.
ve butun amac aslinda paper icin okuma yapmamaktir diyerek spekulasyonumuzu sonlandiriyoruz.
22 Nisan 2009 Çarşamba
cicektepe ahalisi
latife'nin cicektepesi, sarkilari, turkuleri doner durur beynimde. oyle masal gibi ya azicik, uyku getirir, huzur verir, umitsizdir.
oradan birkac kadin ciksin ister gonul, yapistirsinlar kendilerini kagida, dirensinler orada, fabrika onunde elinde silahi durdane ana.
hani dalgalarin sesiyle yazar ya virginia woolf, oyle bir kus sesi bellemis kendine latife, martiya yakin serceden hallice. onu dinleyip yaziyor durmadan. rabbim sana da yazdirsin dedi cicektepeli.
'amin amin'.
---
atilliga ovgu yazayim diyorum, hicbir seyden ilhamla.
zaten oyle olmali ya, hazir masal sesi edinmisken, atilligin gevsek havasina, yumusak sesine uydursun kendini soz.
oyle bugun geldi atillik, daha onceden bir atiklik, hani su da olur gibisinden. bu da olur gibisinden.
simdi iste atillik geldi catti, kapiyi caldi. kaldir ellerini, cabuk bilgisayarin basina otur oyalan dedi. ellerini simdi indirebilirsin dedi.
tamam dedim ben de.
simdi atilligin sulari sicak, denizi hafif tuzlu, gunesi kavurur.
actin mi alir goturur, akil yer, hislerini de yandan kemirir.
ah mahkemeye cikmayi bekliyordum halbuki
icimdeki boga burcunu oldurdum hakim bey, sucluyum, isciyim, caliskanim diye.
olmuyor, olmadi, olamaz ki.
bugun sanki iki dunyayi ayiran 2 saatlik bir uyku uyudu bu vucut. dunya ikiye ayrildi, oncesi sonrasi, onceki hisler, sonraki hisler, onceki nerec sonraki nerec, oyle oyle ayrildi.
uykudan kalkildi, masal sesi nerec'i avcuna aldi.
bos bos bos bos tatil istiyorum dedirtti, bos bos bos bos...
istanbul'un incisi
tatillerin birincisi
oradan birkac kadin ciksin ister gonul, yapistirsinlar kendilerini kagida, dirensinler orada, fabrika onunde elinde silahi durdane ana.
hani dalgalarin sesiyle yazar ya virginia woolf, oyle bir kus sesi bellemis kendine latife, martiya yakin serceden hallice. onu dinleyip yaziyor durmadan. rabbim sana da yazdirsin dedi cicektepeli.
'amin amin'.
---
atilliga ovgu yazayim diyorum, hicbir seyden ilhamla.
zaten oyle olmali ya, hazir masal sesi edinmisken, atilligin gevsek havasina, yumusak sesine uydursun kendini soz.
oyle bugun geldi atillik, daha onceden bir atiklik, hani su da olur gibisinden. bu da olur gibisinden.
simdi iste atillik geldi catti, kapiyi caldi. kaldir ellerini, cabuk bilgisayarin basina otur oyalan dedi. ellerini simdi indirebilirsin dedi.
tamam dedim ben de.
simdi atilligin sulari sicak, denizi hafif tuzlu, gunesi kavurur.
actin mi alir goturur, akil yer, hislerini de yandan kemirir.
ah mahkemeye cikmayi bekliyordum halbuki
icimdeki boga burcunu oldurdum hakim bey, sucluyum, isciyim, caliskanim diye.
olmuyor, olmadi, olamaz ki.
bugun sanki iki dunyayi ayiran 2 saatlik bir uyku uyudu bu vucut. dunya ikiye ayrildi, oncesi sonrasi, onceki hisler, sonraki hisler, onceki nerec sonraki nerec, oyle oyle ayrildi.
uykudan kalkildi, masal sesi nerec'i avcuna aldi.
bos bos bos bos tatil istiyorum dedirtti, bos bos bos bos...
istanbul'un incisi
tatillerin birincisi
20 Nisan 2009 Pazartesi
geri sayim obsesyonu
ani yasamama izin vermiyor musun hayat? o zaman ben de minik anlar da yasamiyorum sana inat.
bak simdi geri sayim obsesyonuma, nasil? harika degil mi:
turkiye'ye 19 gun
ucagin kalkisina 18 gun
finallerin bitisine ve isci bayramina 12 gun
sondan bir onceki final paperina: 8 gun
sondan iki onceki final paperina: 2 gun
son sunuma:2 gun
arada yapilacak laundry sayisi:2
arada yapilacak market alisverisi sayisi:2
arada yapilacak banyo sayisi:6-7
icilecek sigara sayisi: 15*17= 255
bu durumda alinacak paket sayisi: 13
toplam delirme katsayisi: 3,17
delirttin beni finaller, delirttin beni hayat.
bak simdi geri sayim obsesyonuma, nasil? harika degil mi:
turkiye'ye 19 gun
ucagin kalkisina 18 gun
finallerin bitisine ve isci bayramina 12 gun
sondan bir onceki final paperina: 8 gun
sondan iki onceki final paperina: 2 gun
son sunuma:2 gun
arada yapilacak laundry sayisi:2
arada yapilacak market alisverisi sayisi:2
arada yapilacak banyo sayisi:6-7
icilecek sigara sayisi: 15*17= 255
bu durumda alinacak paket sayisi: 13
toplam delirme katsayisi: 3,17
delirttin beni finaller, delirttin beni hayat.
18 Nisan 2009 Cumartesi
dil
ingilizce yazarken, bu nasil denir diye dusunurken buluyorum kendimi cogu zaman ki bu sasirtici olmasa gerek.
ama bu turkce dusunurken de mi olur insana yahu? sanki dil buzullari var da beynimde eriyorlar, dil kuslari var evden uzaga ucuyorlar, kelimeler siliklesiyor, deyimler, deyisler, hepsi yok oluyor. ve bunu turkce'de yasiyorsa bir insan surekli ve surekli, artik ona oha-cus-ve amnezik dememiz gerekiyor.
bu hatirlamadigim kelimeler arasinda - tencere, ve daha hatirlamadigimi hatirladigim ama kendilerini hatirlamadigim bircok kelime var. hani uykumu da aldim vs. neden oluyor bu yahu?
sonra mesela bir insan has been'in ingilizcedeki fonksiyonunu nasil unutmus oldugunu kesfeder. yani daha dogrusu, kendini bunu tekrar hatirlarken bulur.
sanki yeni seyler ogrendikce, gerekli gereksiz hepsini atiyor beyin ucurumdan asagi. yani beynime soz geciremiyorum arkadaslar. 26 yas itibariyle ciddi anlamda bunamaya basladigimi dusuyorum.
mesela allahim sen bana akil ver diye, hani cokca kullanilan ama iste (bu simdi deyis de degil nedir bu, oyle bir kalip, neyse) bunu hatirlayamiyorum mesela.
uzerinde dusunuyorum nasil denilirdi diye.
dil erozyonu yasiyorum cok feci. yani hakikaten bir 10 yil sonra durum ne olacak cok merak ediyorum.
her paperi yazmaya calisirken ingilizceyi yeniden ogreniyorum, lisede 7 yilda ogrendigim (?) fransizca diye bir dil vardi, kendisi kayitlarda gorunmuyor.
buradan boyle anlarda yapageldigim uzere yetkililere sesleniyorum ve mumkunse beynine external harddisk yerlestirilen ilk insan olmak istiyorum. external harddiski hatirlamak icin mesela pencereye dogru bakmak zorunda kaliyorum. fil gibi hafizam vardir diyip siritan insanlar, size de buradan sesleniyorum cok giciksiniz.
hayat bir toz bulutu degil midir? boyle bir takim parildamalar, bir takim isimler, hayal meyal hatirlanan goruntuler, yarim kalmis cumleler ve kirik akorlar degil midir efendim hayat? yoksa cidden kandirmiyo musunuz beni fil hafizalar sizi? gercekten var mi boyle bi super hafiza-benden hicbir sey kacmaz-hatirlar seni de yakarim-kendimi unutmam kendini unutani da sevmem turunden bir sey.
e o zaman hakikaten iki farkli hayat turu var yasanan en azindan. bir kismi daha dogrusal bir bicimde anlatilar sunabiliyorlar demek ki.
olursa iki kol ve bir beyin de alabilirim kendime?
buna da gonulluyum. yeter ki goruntuler net, sesler tanidik, cumleler tam olsun.
26 yas 3 yonlu dil kaybinin da bir tur sakatlik olarak kayitlara gecmesi gerekiyor ya da. bilemiyorum, bakiniz cidden diyorum, hafizaen (hafizasal acidan, nasil ama kelime uretmekten geri kalmiyorum, aferin bana) evet ne diyorduk, hafizaen kendimi engelli hissetmekteyim.
kucuk bir oranda henuz, genel hastaliklarla karsilastirildiginda, ama kesinlikle yas-performans tablosunda yukarilarda gezinmiyor cizgi.
ama bu turkce dusunurken de mi olur insana yahu? sanki dil buzullari var da beynimde eriyorlar, dil kuslari var evden uzaga ucuyorlar, kelimeler siliklesiyor, deyimler, deyisler, hepsi yok oluyor. ve bunu turkce'de yasiyorsa bir insan surekli ve surekli, artik ona oha-cus-ve amnezik dememiz gerekiyor.
bu hatirlamadigim kelimeler arasinda - tencere, ve daha hatirlamadigimi hatirladigim ama kendilerini hatirlamadigim bircok kelime var. hani uykumu da aldim vs. neden oluyor bu yahu?
sonra mesela bir insan has been'in ingilizcedeki fonksiyonunu nasil unutmus oldugunu kesfeder. yani daha dogrusu, kendini bunu tekrar hatirlarken bulur.
sanki yeni seyler ogrendikce, gerekli gereksiz hepsini atiyor beyin ucurumdan asagi. yani beynime soz geciremiyorum arkadaslar. 26 yas itibariyle ciddi anlamda bunamaya basladigimi dusuyorum.
mesela allahim sen bana akil ver diye, hani cokca kullanilan ama iste (bu simdi deyis de degil nedir bu, oyle bir kalip, neyse) bunu hatirlayamiyorum mesela.
uzerinde dusunuyorum nasil denilirdi diye.
dil erozyonu yasiyorum cok feci. yani hakikaten bir 10 yil sonra durum ne olacak cok merak ediyorum.
her paperi yazmaya calisirken ingilizceyi yeniden ogreniyorum, lisede 7 yilda ogrendigim (?) fransizca diye bir dil vardi, kendisi kayitlarda gorunmuyor.
buradan boyle anlarda yapageldigim uzere yetkililere sesleniyorum ve mumkunse beynine external harddisk yerlestirilen ilk insan olmak istiyorum. external harddiski hatirlamak icin mesela pencereye dogru bakmak zorunda kaliyorum. fil gibi hafizam vardir diyip siritan insanlar, size de buradan sesleniyorum cok giciksiniz.
hayat bir toz bulutu degil midir? boyle bir takim parildamalar, bir takim isimler, hayal meyal hatirlanan goruntuler, yarim kalmis cumleler ve kirik akorlar degil midir efendim hayat? yoksa cidden kandirmiyo musunuz beni fil hafizalar sizi? gercekten var mi boyle bi super hafiza-benden hicbir sey kacmaz-hatirlar seni de yakarim-kendimi unutmam kendini unutani da sevmem turunden bir sey.
e o zaman hakikaten iki farkli hayat turu var yasanan en azindan. bir kismi daha dogrusal bir bicimde anlatilar sunabiliyorlar demek ki.
olursa iki kol ve bir beyin de alabilirim kendime?
buna da gonulluyum. yeter ki goruntuler net, sesler tanidik, cumleler tam olsun.
26 yas 3 yonlu dil kaybinin da bir tur sakatlik olarak kayitlara gecmesi gerekiyor ya da. bilemiyorum, bakiniz cidden diyorum, hafizaen (hafizasal acidan, nasil ama kelime uretmekten geri kalmiyorum, aferin bana) evet ne diyorduk, hafizaen kendimi engelli hissetmekteyim.
kucuk bir oranda henuz, genel hastaliklarla karsilastirildiginda, ama kesinlikle yas-performans tablosunda yukarilarda gezinmiyor cizgi.
lutfen
lutfen biri bana paper yaz sunum yap paper yaz paper yaz diyebilir mi?
bu kadar dalga gecilmez, yani hani hakikaten bunun doktorasi olsaydi cok kisa surede alirdim diye dusunuyorum.
nasil uyaran fazlasiyla basa cikilamaz gibi, kendime sinirim artiyor artiyor artiyor sayin seyirciler.
bu aralar sinir temamiz, en azindan sahnelerimize oyle yansidi.
cunku sophie treadwell hakkinda yaziyoruzzz yaziyoruuuz yaaaaz-dik!
bu kadar dalga gecilmez, yani hani hakikaten bunun doktorasi olsaydi cok kisa surede alirdim diye dusunuyorum.
nasil uyaran fazlasiyla basa cikilamaz gibi, kendime sinirim artiyor artiyor artiyor sayin seyirciler.
bu aralar sinir temamiz, en azindan sahnelerimize oyle yansidi.
cunku sophie treadwell hakkinda yaziyoruzzz yaziyoruuuz yaaaaz-dik!
8 Nisan 2009 Çarşamba
sukse
cok kizmisim. daha da yaziyorum.
doktorlar yastik yumruklamayi oneriyor, ben ekran yumrukluyorum.
pat pat pat cat cat cat.
kizginlik guzzzeeeel insani eyleme iter
pasiflikten daha iyi
diy mi hocam?
tabii pismanlik hissinden aksiyona gecmek gerekir.
pismanlik-kizginlik-aksiyon
olay budur.
boyle lineer bir duygulanim sureci istiyorum mumkunse. (benimki sekiz cizdiginden daha ozel olmuyor) sekiz cizmesini televizyonu ilk kesfedisimle acikliyorum.
cunku mesela yuz kaslari olmadigindan gulemeyen bir insan misali olmus durum.
oyle bir korelmis....
uyarilmamis...
hayatina kast eden olmamis...
uyumak lazim.
sabah gunesinde daha bir belirginlesiyor nesneler.
ve diyor ki falimda "opinionated" bir yapiniz var efendim. bu egitimsiz kafada hic olmamasi gereken bir durumdur.
size inandik, bari opinionated, gelelim dedik. kelimeler dengeler dedik. boyle boyle buralara geldik.
sonra da buralarin oyununa geldik. (cok sert oldu ms. opinionated sizi boyle militan gormek istemiyoruz)
dear ms. partisan
lutfen olmayan durumlardan ayrilik cikarmayin.
yeri geldiginde sinirlenin.
yeri gelmediginde sinirlenmeyin.
henuz yeri gelmedi.
lutfen... arkadaslar...
doktorlar yastik yumruklamayi oneriyor, ben ekran yumrukluyorum.
pat pat pat cat cat cat.
kizginlik guzzzeeeel insani eyleme iter
pasiflikten daha iyi
diy mi hocam?
tabii pismanlik hissinden aksiyona gecmek gerekir.
pismanlik-kizginlik-aksiyon
olay budur.
boyle lineer bir duygulanim sureci istiyorum mumkunse. (benimki sekiz cizdiginden daha ozel olmuyor) sekiz cizmesini televizyonu ilk kesfedisimle acikliyorum.
cunku mesela yuz kaslari olmadigindan gulemeyen bir insan misali olmus durum.
oyle bir korelmis....
uyarilmamis...
hayatina kast eden olmamis...
uyumak lazim.
sabah gunesinde daha bir belirginlesiyor nesneler.
ve diyor ki falimda "opinionated" bir yapiniz var efendim. bu egitimsiz kafada hic olmamasi gereken bir durumdur.
size inandik, bari opinionated, gelelim dedik. kelimeler dengeler dedik. boyle boyle buralara geldik.
sonra da buralarin oyununa geldik. (cok sert oldu ms. opinionated sizi boyle militan gormek istemiyoruz)
dear ms. partisan
lutfen olmayan durumlardan ayrilik cikarmayin.
yeri geldiginde sinirlenin.
yeri gelmediginde sinirlenmeyin.
henuz yeri gelmedi.
lutfen... arkadaslar...
kizginlik
kizdim. cok kendime. neden diye sorma. kizdim.
haciendo caras. sirada bekliyor. neden diye sorma. bekliyor.
sonra cok kizdim kendime. neden diye sormazsin herhalde artik. bilmiyorum. kizdim
biliyorum. yalan soyledim. kizdim kendime. hep ayni hikayelere kiziyorum artik.
kizdim. spoiled child cikti cunku. kizdim. ara mevsimler yasiyorum cunku.
ara mevsimler. her zaman bahar olsun gibi. bogazimdaki dugumlenme icin bir sey yapamamak gibi.
bir sey yapmamak daha dogrusu. satir satir duzeltmek ve basa donmek icin.
kizdim. evren sanki geldi ve beni 18 yasima birakti. 18 yasimda bir istasyonda yalnizim. kizdim.
herkes trene dolustu. tren nereye gidiyor ki? sordum. bir sonrakini beklemeye karar verdim.
beklerken bir sonraki gelmiyormus onu ogrendim. hayat surekli bir istasyonda mi gececek?
ve istasyonun delileri varken orada. gece olurken yavas yavas. kizdim kendi korkuma.
birisi de sormasin sigara alabilir miyim? sigara iciyorum cunku. hic hareket etmesem daha iyi olacak.
kiziyorum. ben henuz karar vermedim. kiziyorum. 3 kere yandim, 1 hakkim kaldi. kizdim.
delilerle duramadin, trene de binemedin. tek virgul hakkini kolayca harcadin. artik cumle son hiz gidecek. varacagi istasyonlari olan butun trenleri kacirdin.
kizdim.
siirler de kacti zaten. annenleri bulamamislar seni polislere verecekler. siirler kacti. sen roman trenine de binmedin zaten.
kizdim. cunku degisime inanmiyorum. kizdim cunku degisime hic inanmamisim. degisime inananlarin trenini de kacirmisim.
trenler geziyormus beynimde. oyle dediler. trenler.
her satir arasi bir nefes. haydi bastan. belki zaman gecer diye.
sanki amac trene binmek degil. nasil? sanki amac trene binmek degil dedim. bambaska sanki. oraya seni yurutecek guc... belli ki kafanin saglamligi vucuttan gelmiyor.
biri cevap versin. baska bir cevap. ay-na-lar disinda.
ay-na-lar.
ucu acik bir evren istiyorum. ucu acik bir evren.
kizdim.
cok kizdim.
haciendo caras. sirada bekliyor. neden diye sorma. bekliyor.
sonra cok kizdim kendime. neden diye sormazsin herhalde artik. bilmiyorum. kizdim
biliyorum. yalan soyledim. kizdim kendime. hep ayni hikayelere kiziyorum artik.
kizdim. spoiled child cikti cunku. kizdim. ara mevsimler yasiyorum cunku.
ara mevsimler. her zaman bahar olsun gibi. bogazimdaki dugumlenme icin bir sey yapamamak gibi.
bir sey yapmamak daha dogrusu. satir satir duzeltmek ve basa donmek icin.
kizdim. evren sanki geldi ve beni 18 yasima birakti. 18 yasimda bir istasyonda yalnizim. kizdim.
herkes trene dolustu. tren nereye gidiyor ki? sordum. bir sonrakini beklemeye karar verdim.
beklerken bir sonraki gelmiyormus onu ogrendim. hayat surekli bir istasyonda mi gececek?
ve istasyonun delileri varken orada. gece olurken yavas yavas. kizdim kendi korkuma.
birisi de sormasin sigara alabilir miyim? sigara iciyorum cunku. hic hareket etmesem daha iyi olacak.
kiziyorum. ben henuz karar vermedim. kiziyorum. 3 kere yandim, 1 hakkim kaldi. kizdim.
delilerle duramadin, trene de binemedin. tek virgul hakkini kolayca harcadin. artik cumle son hiz gidecek. varacagi istasyonlari olan butun trenleri kacirdin.
kizdim.
siirler de kacti zaten. annenleri bulamamislar seni polislere verecekler. siirler kacti. sen roman trenine de binmedin zaten.
kizdim. cunku degisime inanmiyorum. kizdim cunku degisime hic inanmamisim. degisime inananlarin trenini de kacirmisim.
trenler geziyormus beynimde. oyle dediler. trenler.
her satir arasi bir nefes. haydi bastan. belki zaman gecer diye.
sanki amac trene binmek degil. nasil? sanki amac trene binmek degil dedim. bambaska sanki. oraya seni yurutecek guc... belli ki kafanin saglamligi vucuttan gelmiyor.
biri cevap versin. baska bir cevap. ay-na-lar disinda.
ay-na-lar.
ucu acik bir evren istiyorum. ucu acik bir evren.
kizdim.
cok kizdim.
7 Nisan 2009 Salı
blog apartmani
bir seyler yazayim istegiyle actim bu sayfayi ve goruyorum ki simdi nasil da butun bos vakitleri oldurme ustasi oldugumdan bahsederken bu ustaligimi kanitlayacak bir eylemi daha gerceklestirmis olacagim.
universiteden insanlarin bloglarina bakiyorum arada sirada. birbirine baglanmis bloglar alemi, kendini, bir seyleri anlatan insanlarin kurdugu bir ag soz konusu.
bu ag yillar oncesine dayaniyor gordugum kadariyla. 2004, 2003ten beri yazilan bloglar, kurulan komsuluk iliskileri, bir kisim arkadaslarin ismini yazida gecirme, daha cok yorum yapma ve link verme uzerinden devam ettiriliyor. yorumlar ustune yorumlar yapiliyor. yazilacak yaziya izleyen insan sayisina gore ince ayar yapiliyor. ya da depresif zamanlardaki destek arayisi, sinirli zamanlardaki insan istegi duygu yogunlugu yuksek yazilarla ince ayar kurallari falan gormezden gelinerek tatmin ediliyor. edilmiyor, ediliyor vs vs.
cok sikici bir yazi olmaya basladi bu neyse.
simdi bu blogumu da haber vermis bulundum bazi insanlara. ama henuz blogumda komsuluk iliskisi kurmaktan uzagim. bu iyi mi kotu mu karar veremezken, en azindan buraya bakan gozlerin gorunmezliginin bir hareket alani sagladigi kesin diyor kendimi kandiriyorum. aferin bana.
henuz alttaki ve ustteki dairelerin bos oldugu bir apartmanda oturmaktayim. apartmanimizin ismi blog olsun.
sonra apartmanimizi bocekler basiyor. ve bu boceklerin beni isirmak suretiyle bana ders calistiracaklarini hayal ediyorum. okuma yaptiran bir salginin kurbani olmayi diliyorum. henuz insan iliskileri nasil isler, ne olur habersiz oldugum icin de boyle sacma sapan hayallere vakit ayirabiliyorum.
mesela sacma sapanin sozluk anlamina bakiyorum ve abuk subuk anlamina geldigini gorup guluyorum. bunun gibi seyler.
bu yazacak 3 paperim ve 1 sunumum oldugu gercegini degistirmiyor ama kimsenin ugramadigi blog apartman no:15te mutluyum.
arada bir cikip merdivenleri siliyorum ve kazan dairesine iniyorum. aidat toplamaca oynuyorum, paralarini odemeyen kiracilari azarliyorum. kiracilari bulamiyorum, yine de azarliyorum. apartman depreme dayanikli mi diye kontrol ettiriyorum, gerekli miktarda komur aliyorum, hem ucuz hem de cevreye duyarli olanindan secmeye calisiyorum. su paralarini apartman panomuza asiyorum, gecen donemki parayi odemeyenlerin borclarinin altini kirmizi kalemle ciziyorum. butun bunlardan delice zevk aliyorum yarabbi.
iste boyledir bizim blog apartmanimiz.
universiteden insanlarin bloglarina bakiyorum arada sirada. birbirine baglanmis bloglar alemi, kendini, bir seyleri anlatan insanlarin kurdugu bir ag soz konusu.
bu ag yillar oncesine dayaniyor gordugum kadariyla. 2004, 2003ten beri yazilan bloglar, kurulan komsuluk iliskileri, bir kisim arkadaslarin ismini yazida gecirme, daha cok yorum yapma ve link verme uzerinden devam ettiriliyor. yorumlar ustune yorumlar yapiliyor. yazilacak yaziya izleyen insan sayisina gore ince ayar yapiliyor. ya da depresif zamanlardaki destek arayisi, sinirli zamanlardaki insan istegi duygu yogunlugu yuksek yazilarla ince ayar kurallari falan gormezden gelinerek tatmin ediliyor. edilmiyor, ediliyor vs vs.
cok sikici bir yazi olmaya basladi bu neyse.
simdi bu blogumu da haber vermis bulundum bazi insanlara. ama henuz blogumda komsuluk iliskisi kurmaktan uzagim. bu iyi mi kotu mu karar veremezken, en azindan buraya bakan gozlerin gorunmezliginin bir hareket alani sagladigi kesin diyor kendimi kandiriyorum. aferin bana.
henuz alttaki ve ustteki dairelerin bos oldugu bir apartmanda oturmaktayim. apartmanimizin ismi blog olsun.
sonra apartmanimizi bocekler basiyor. ve bu boceklerin beni isirmak suretiyle bana ders calistiracaklarini hayal ediyorum. okuma yaptiran bir salginin kurbani olmayi diliyorum. henuz insan iliskileri nasil isler, ne olur habersiz oldugum icin de boyle sacma sapan hayallere vakit ayirabiliyorum.
mesela sacma sapanin sozluk anlamina bakiyorum ve abuk subuk anlamina geldigini gorup guluyorum. bunun gibi seyler.
bu yazacak 3 paperim ve 1 sunumum oldugu gercegini degistirmiyor ama kimsenin ugramadigi blog apartman no:15te mutluyum.
arada bir cikip merdivenleri siliyorum ve kazan dairesine iniyorum. aidat toplamaca oynuyorum, paralarini odemeyen kiracilari azarliyorum. kiracilari bulamiyorum, yine de azarliyorum. apartman depreme dayanikli mi diye kontrol ettiriyorum, gerekli miktarda komur aliyorum, hem ucuz hem de cevreye duyarli olanindan secmeye calisiyorum. su paralarini apartman panomuza asiyorum, gecen donemki parayi odemeyenlerin borclarinin altini kirmizi kalemle ciziyorum. butun bunlardan delice zevk aliyorum yarabbi.
iste boyledir bizim blog apartmanimiz.
3 Nisan 2009 Cuma
9238
WHEN I WENT TO THE CIRCUS
When I went to the circus that had pitched on the waste lot
It was full of uneasy people
Frightened of the bare earth and the temporary canvas
And the smell of horses and other beasts
Instead of merely the smell of man.
Monkeys rode rather grey and wizened
On curly piebald ponies
And the children uttered a little cry--
And dogs jumped through hoops and turned somersaults
And then geese scuttled in in a little flock
And round the ring they went to the sound of the whip
Then doubled, and back, with a funny up-flutter of wings—
And the children suddenly shouted out.
Then came the hush again, like a hush of fear.
The tight-rope lady, pink and blonde and nude-looking, with a few gold spangles
Footed cautiously out on the rope, turned prettily spun round
Bowed, and lifted her foot in her hand, smiled, swung her parasol
To another balance, tripped round, poised, and slowly sank
Her handsome thighs down, down, till she slept her splendid body on the rope.
When she rose, titing her parasol, and smiled at the cautious people
they cheered, but nervously.
The trapeze man, slim and beautiful and like a fish in the air
Swung great curves through the upper space, and came down like a star
--And the people applauded, with hollow, frightened applause.
The elephants, huge and grey, loomed their curved bulk through the dusk
And sat up, taking strange postures, showing the pink soles of their feet
And curling their precious live trunks like ammonites
And moving always with a soft slow precision
As when a great ship moves to anchor.
The people watched and wondered, and seemed to resent the mystery
That lies in the beasts.
Horses, gay horses, swirling round and plaiting
In a long line, their heads laid over each other’s necks;
They were happy, they enjoyed it;
All the creatures seemed to enjoy the game
In the circus, with their circus people.
But the audience, compelled to wonder
Compelled to admire the bright rhythms of moving bodies
Compelled to see the delicate skill of flickering human bodies
Flesh flamey and a little heroic, even in a tumbling clown,
They were not really happy.
There was no gushing response, as there is at the film.
D. H. Lawrence
When I went to the circus that had pitched on the waste lot
It was full of uneasy people
Frightened of the bare earth and the temporary canvas
And the smell of horses and other beasts
Instead of merely the smell of man.
Monkeys rode rather grey and wizened
On curly piebald ponies
And the children uttered a little cry--
And dogs jumped through hoops and turned somersaults
And then geese scuttled in in a little flock
And round the ring they went to the sound of the whip
Then doubled, and back, with a funny up-flutter of wings—
And the children suddenly shouted out.
Then came the hush again, like a hush of fear.
The tight-rope lady, pink and blonde and nude-looking, with a few gold spangles
Footed cautiously out on the rope, turned prettily spun round
Bowed, and lifted her foot in her hand, smiled, swung her parasol
To another balance, tripped round, poised, and slowly sank
Her handsome thighs down, down, till she slept her splendid body on the rope.
When she rose, titing her parasol, and smiled at the cautious people
they cheered, but nervously.
The trapeze man, slim and beautiful and like a fish in the air
Swung great curves through the upper space, and came down like a star
--And the people applauded, with hollow, frightened applause.
The elephants, huge and grey, loomed their curved bulk through the dusk
And sat up, taking strange postures, showing the pink soles of their feet
And curling their precious live trunks like ammonites
And moving always with a soft slow precision
As when a great ship moves to anchor.
The people watched and wondered, and seemed to resent the mystery
That lies in the beasts.
Horses, gay horses, swirling round and plaiting
In a long line, their heads laid over each other’s necks;
They were happy, they enjoyed it;
All the creatures seemed to enjoy the game
In the circus, with their circus people.
But the audience, compelled to wonder
Compelled to admire the bright rhythms of moving bodies
Compelled to see the delicate skill of flickering human bodies
Flesh flamey and a little heroic, even in a tumbling clown,
They were not really happy.
There was no gushing response, as there is at the film.
D. H. Lawrence
2 Nisan 2009 Perşembe
tulay
tulay german dinliyorum bugunlerde. gunlerimiz'i de onunla tekrar hatirlamis oldum, livaneli ile birlikte soyluyorlar.
iyi geliyor nedense st louis diyarlarinda.
leman sam ya da livaneli versiyonundan daha guzel german'inki.
çözülen bir yün yumağı
akıp giden günlerimiz
mezar taşlarından suskun
sessiz sitemsiz.
savrulan yapraklar gibi
akıp giden günlerimiz
cenaze törenlerinde
sessiz sitemsiz.
bir suçluyu aklar gibi
akıp giden günlerimiz
sanki bir sır saklar gibi
sessiz sitemsiz.
bir kitaba başlar gibi
koşarken yavaşlar gibi
ölen arkadaşlar gibi
sessiz sitemsiz.
sessiz sitemsiz.
yagmur atsiz
iyi geliyor nedense st louis diyarlarinda.
leman sam ya da livaneli versiyonundan daha guzel german'inki.
çözülen bir yün yumağı
akıp giden günlerimiz
mezar taşlarından suskun
sessiz sitemsiz.
savrulan yapraklar gibi
akıp giden günlerimiz
cenaze törenlerinde
sessiz sitemsiz.
bir suçluyu aklar gibi
akıp giden günlerimiz
sanki bir sır saklar gibi
sessiz sitemsiz.
bir kitaba başlar gibi
koşarken yavaşlar gibi
ölen arkadaşlar gibi
sessiz sitemsiz.
sessiz sitemsiz.
yagmur atsiz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)