13 Temmuz 2009 Pazartesi

ayaklari parcaladim ama yurudum yurudum bugun.
if you liked it then you should have put a ring on it. ho ho ho.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

gidiyorum yine di mi? evet.

uyumak icin ne yapmaliyim acep?
kitap okuyamam
tv izlemek istemiyorum
oyle karanlikta yatsam olmayacak. muzik acsam simdiki halet-i ruhiyeme cok iyi gelmeyecek.
bu aksam benim de bir iki bira alip muhabbet edesim gelmisti, birayi ictim ama muhabbet olmadi monopoly oldu.
birbir modu.


ve bu aksamdan kalan soz:
"ancak bir ise kanalize olunca kisilik gelistirebilen insanlar bunlar."
bu boyle son gunlerde icinden cikamadigim, ne yapmali konulu buhranlara farkli bir aci getirdi. hangi ara inanmisim 'bir sey yapmiyorsan bir hicsin'e?
seviyorum boyle uyandirma cumlelerini.

7 Temmuz 2009 Salı

ara sokak

yine anacaddeye cikmaya korkup ara sokaklara daliyorum. onume bir kagit ya da bir gunluk almaktansa buraya yaziyorum.
icimden kolay cikip havaya karisanlar artik ayaklarima dolaniyorlar. gezegenlerimin bir kisminin geri gitmesinden midir, yoksa bakilan her yerde bokluk gorulmesinden midir bilinmez, artik pek dogrudan olmuyor anlatilar. sonra, her yere bakip bokluk gormemenin ismi de buyumek olmus sanki, bazilarinca. bu da komik geldi simdi. (kabullenmek, hm hm hm) kolaydi.
kagitta duzgun bir anlati olusmamasindan (giris, gelisme, sonuc), gunlukte ise yazarken, telefon konusmasinin bittigi zaman hissedilen o garip sikintiyi hissetmekten korkuyorum galiba.
kimseye anlatacak bir sey yokken, ama bir seyler dolaniyorken yine de ortada, burasi iyi iste.
hele aile soz konusu ise bir seyler dolanmamasi zaten imkansiz. pj harvey madalyonun diger yuzunu ozetlesin:

I freed myself from my family
I freed myself from work
I freed myself
I freed myself
And remained alone

ve silence.
algilarimda bir gariplik mi var yoksa uzun zamandir buralar sikintili mi?
-
bak ama pis harvey, the mountain'a gecti. simdi cigliklar atacak. yoksa o aileye geri donus mu yasiyor, yok yok geri donemiyor. ancak olen grandma'lara yakin hissedebiliyor.

By the mountain
I feel nothing
For in my own heart
Every tree is broken

The first tree will not blossom
The second will not grow
The third is almost fallen
Since you betrayed me so

bitti.

5 Temmuz 2009 Pazar

aglamayan

hava kapali. gozluklerimi takinca sarilasiyor her sey. dunya bana burunuyor.
*
bir evin icinden, elli yaslarinda bir kadin firlayarak cikiyor. kizi evde, o kadin gitti diye uzuluyor, agliyor. anneyi beklentiler boguyor, disiplin olduruyor. bahceye beklenmedik bir ruzgar doluyor, sandalyeler bosaliyor.
*
evine gittim, yaklasamadim ona. cok mu cocuk olurum diye korktum. hayat ne kadar agir, onu bilmememek icin direndim hep, dusundum ki soze donusurse her sey, hep bir umut var. biz her seyi soze donusturursek, rollerin kosesinden kiyisindan suzulup, dans ederek gecebilirsek, umut var.
*
o kosan kadinin da bir annesi vardi. "keske" dedi, "ismini aglayan koymasaydim. simdi kizim hic aglamiyor."
*
o kadin hep sakin oldu. birisi gidince buralardan kafasini mesgul tuttu. icinden cikacak bir sey varsa- mesela matem- beynini mesgul ede ede onu kucultecegini dusundu. bazi parcalarini hep sakladi, acmadi. o isimsiz kendilik bir kuyuya donustu, dikkatini daginik, ellerini sakar yapti.
garip bir depresyondu onunkisi, hayat diye agdali bir sey varsa, hani su terazide hep agir cikan, onda vucut buldu. butun nemli havayi uzerinde tasiyordu, nasil oluyorsa insanlarin cumlelerini, sozlerini, duygularini bir miknatis gibi kendine cekiyordu.

icindeki derin bosluk bir evdi; isgal edilmesin istedi. o ic evinin sinirlari icinde dinleniyordu. oysa kafasini bosaltmaya calisirken, surekli disaridan yeni cumleler siziyordu icine. konusmalar boguklasiyor, boguklastikca da etkileri artiyordu.
o biliyordu ruh nasil serin, insan nasil dingin olurdu. buna inanmayanlara o boslugu anlatmak cok zordu. en buyuk kesfini yasayamadi.
eskisine gore sessizlesmedi, zaten kendisiyle ilgili hep sessizdi. bu yuzden onun depresyonu sinsiydi. aglamayan, sikica kavradi sikintisini, cebine koydu.
caktirmadikca da yoruldu.
elleri cebinde masa oldu, sandalye oldu.
ama cok yoruldu.
*

white chalk

White chalk hills are all I've known
White chalk hills will rot my bones
White chalk sticking to my shoes
White chalk playing as a child with you

White chalk sat against time
White chalk cutting down the sea line
I know Mary's by the surf
On a path cut 1500 years ago

And I know these chalk hills will rot my bones

Dorset's cliffs meet at the sea
Where I walked
(Our unborn child in me)
White chalk
(Poor scattered land)

Scratch my palms
There's blood on my hands

3 Temmuz 2009 Cuma

"bu kadar kendinden bahsetmeye, yazi yazsana?"
bir cumle bu kadar uzak hissettirir mi boyle boyle. hakikaten evrendeki konumumu tam olarak belirleyemiyorum. bir anda her sey, iste boyle sizofrenik bir kurgu gibi gelebiliyor. bir anda kurmusum gibi, adini koyamadigim iliskiler silsilesinde sallaniyormusum gibi.
amerika koreltmisti, ama bu kafa karisikliklarina merhemdi. ve ben sifonu kisa surede cekip birakmaya calisirken, bunlar da aradan kayiyor.
nedense ilk anda boyle cumleler hazimsizlik yaratiyor, sogutuyor, istah kesiyor. sonrasinda kurgunun bunyesine kabul edilse de, bu hazimsizligi ilk anda yaratiyor olmasi bile rahatsiz ediyor. zaten yalpalarken yine yalpaliyormus oluyor insan.

boyle kacasi geliyor hatta da, caktirmayalim diyor. kacasi'larin hangisi bugune kadar ise yaramis ki? kacasi olanin kacacagi yer olamamis ki, zaten kendi dedigi seyden kacarken. sanki oyle bir sizofreni ki, kendine asik olmadan dunyayi yasanmaz kilmis. oyle miymis hakikaten bilemiyorum. bir cumleden hikaye cikariyorum. karakterin ideal yoklugu gibi bir sosyali yapabilmeyi yasamaya calisiyorum. olmuyor. ama bir yandan da insan aynasiyla yasayamiyor zaten.

ve bundan sonrasi, az durmalarla gececek. bu uzuyor beni. az durmalar, cok kosmalar, isler, yapilmayanlari... sadece cumleleri degil, yasami sindirmeye vakti olmayan bir kosusturma.

ve ben sabirsiz, ayni anda sevmiyorum kosturmayi. her gune, her saate, bir yuz, bir is dagitmayi.
nilsu blogunu kapamis. niye kapiyosun nilsu ya su bloglari? nerden takip etcez seni amerikadayken?