31 Ekim 2015 Cumartesi

neptün

neptün, özellikle 2003 yılı ila 2007 yılları arasında hayatımda önemli bir rol oynadı. uyandığım günün üzerine beyaz bir sis bulutu örttü. ben buna tepki olarak ilk önce perdelerimi kapadım, duvarlarımı yeşile boyadım ve ilerleyen yıllarda bir takım müzikler dinledim. bu müziklerden ambient olanın doğrudan neptüne hizmet ettiğini ise ancak yıllar sonra, 2015 yılında, bir cumartesi günü anladım.

belki 1999'dan başlayarak... (bir zamanlar 1999 yılında istanbul'da arkadaşlarla geçen anılarını anlatan arkadaşlarım vardı. 1999 yılında onlar siyah giyiniyorlardı. kadıköy'de tanınan bir kızın evinde hep birlikte oturmuş, müzik muhabbeti yapmışlardı. bu ev belki de bostancı'daydı. o zaman da siyah giyiniyorlardı. o gün onlara tepside uyuşturucular sunulmuştu ve bu yıllarca anlatılmıştı. bir oda yalnızca albümlere ve müzik aletlerine ayrılmıştı. odada florasan ışıkları hakimdi. iyi bir kızdı.) yıl 1999'du. ben o sırada ankara'daydım, belki de o gün fen hocası beni odasına çağırmıştır. (son sınavda düşük not almışsın, bir şeyin mi var?) aylardan marttır belki de.

neptün hala arada aklımı bulandırmaya devam ediyor. dün akşam söylediğim gibi, bazen geride bıraktığım yaşam çok uzunmuş gibi geliyor. izleyici konumunda olduğum zamanlardan, evlerden, ülkelerden farklı hislerim var bu uzun yaşamıma dair hatırladığım.

neptünün etkisi stars of the lid. bu albüm tam da 2005 yılını anlatıyor, belki de 2004 ve sonra 2009. 2005'te bir bahar ayına, 2009 yılında ise kışa denk geliyor. sanki gözümü açtığımdan beri anlamaya çalışıyorum.

 

12 Ekim 2015 Pazartesi

ankara

kuzenim hafif yaralandı bombalamada. bense biraz toksik bir insana dönüşmeye başladım. insanların, ankara'nın acısının görülmediğini düşündüğüm her noktada içimde bir öfke kabarıyor. kuzenimin yaşadığı korkuyu ve travmayı düşünüyorum, ölenleri düşünüyorum, ankara'da biraz sol düşünceli olup da bu olaydan etkilenmemiş insan yok. ve biri -maalesef hayat devam ediyor- dediğinde ruhsuz geliyor, oradaki maalesef de yeterli olmuyor, öfkeleniyorum.

bir başkası bu halktan bir bok olmaz, gidin iç ege'ye orada kahvehaneye oturun, der. bir diğeri allah kahretsin, herkes faşist, bu halktan bir bok olmaz, bu ülkeden bir bok olmaz der. bunlara tahammül edemiyorum, katlanamıyorum. bu çaresizlikle - kimseden bir bok olmayacağı durumu - ile nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.

insanlık tarihinin en parlak döneminde değiliz evet, ama en kötüsünde de olmadığımız kesin. garın önünde ölen ve yaralananlar barışı istiyorduysa eğer, bizim buna uğraşmak için borcumuz olduğu da kesin. örgütlenmek gerekli, ama yapamayanlar yalnızca biraz ucundan tutsa, birazcık insanlarla ilişkiye girse, iletişime geçse, kendini anlatsa, bu da bir şey, bu da bir şey sayılmalı, olmalı. toplu karamsarlığımız, kendimizi pasif hissetmemize sebep oluyor. bu hissiyattan çok çarpıcı sanat eserleri çıkarabilirdik belki ama onu da yapmıyoruz görünüşe göre. öte yandan, kontrolü elimizde biraz olsun hissedebilirsek eğer, umut kazanabiliriz. biraz olsun bilgisayar karşısından kalkıp insanlarla doğrudan ilişki kurabilirsek eğer, küçük de olsa bir şeyde işe yaradığımızı düşünürsek, biraz iyi hissedebiliriz. burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesiyse, bizim de ülkemiz. biz de burada doğduk, biz de burada büyüdük. ilk bırakan, kaybeder. buna inanmak istiyorum. öteki türlü, çaresizlikle ne yapacağımı, nerede duracağımı, ellerimi nereye koyacağımı bilmiyorum.

1 Ekim 2015 Perşembe

kendrick lamar

son albümü to pimp a butterfly bir başyapıt sayılabilir.

"Oh America, you a bad bitch/ I picked the cotton that made you rich."