her gün sanki bir takım bahislerde bulunarak bölücü enerjimizden bir kısmını kaybediyoruz. bölücü enerjimiz bir şeyleri bölmeye, durdurmaya, değiştirmeye yarayan enerji. nifak sokmakla yükümlü. o bölücü enerjimizden bir takım durumları -gelecek yeni durumdan korktuğumuz için sürdürmek adına- ferahat ediyoruz. elimizi kesiyoruz, hayatımızın üzerinde kontrolümüz olduğu hissi edindiğimiz bir yara ile de gelebiliyor; iyileşecek somut bir yaramız oluyor, bir beklentimiz, deriye yakın bir olay gerçekleşmiş oluyor. görece "gerçek" oluyor. sürekli bu düzlemde devam eden "gerçek" beklentiler yorar insanı, ama varoluşumuzu hissetmek için parmağımızın kesilmesine ihtiyaç duymadığımız bir gidişat da mutlu eder.
ama sanki biraz daha böyle devam edersem kendiliğinden kopup gidebilirmiş gibi de geliyor. ama bir bakıyorsun, sonlu zannettiğin şeyler sen aktif bir biçimde alışılmışı sürdürme eyleminde bulundukça sonsuza uzayabiliyor.
kompartmanlara ayrılmış bir yaşam, zevk ve sıkıntı karşıtlığı içerisinde hiç gerçekçi olmayan bir biçimde ilerliyor. gerçekçi olmamasına sebep, aslında böylesi ikiliklerden çok gri alanlardan oluşuyor olması durumların.
kırabilsem yerine koyacağım bir şey yok. ama sorsan, dümdüz bir şekilde yaşamak isteğindeyim. aslında "normal" olanı yapıyorum, hayatlar düzenleniyor, paralar kazanılıyor vs. ama bana bu hiç normal gelmiyor. bir insanın giderek kamusal bir figüre, ailenin, toplumun onayını arayan bir figüre dönüşmesinin acıklı hikayesi gibi geliyor daha çok. sürekli dolaylı yollara havale edilen basit istekler kumkuması. kendi zamanını ayarlamaya vakti olmadığı için zamanını ayarlayacak bir insana ihtiyaç duyan, yalnızca "azami önem" teşkil eden durumlar için fikir belirten bir insanın hikayesi acıklı değil mi biraz? en nihayetinde bu insana dönüşmeyi mi arzulamalıyız biz?
artık daha da kani oluyorum, bir insanın en önemli lüksü kendi zamanına sahip olma lüksü olsa gerek.
varoluşunu hissetmek için parmağının kesilmesine ihtiyaç duymadığın bir hayat dileğiyle... (yeni doğanlara alternatif çiçek kartları serisinden)
27 Mayıs 2014 Salı
26 Mayıs 2014 Pazartesi
sonunda
sonunda tüm görevlerimi yerine getirmiş bulunuyorum. ev biraz daha evleşip oturtulduktan, ebeveynlerle hoşbeşten sonra yıllık ateş ve zehirlenmemi de geçirdiğime göre artık insan içine çıkabilirim. merhaba söylenme blogu.
21 Mayıs 2014 Çarşamba
yine de
aksiyona geçmek derken, yine de "DURSUN" istiyorum her şey. mesela sürekli koçtaş'a gidilmesin. bence "ev" denilen şey bir kara delik. hiçbir zaman "tam" olmuyor. ev de bazen, bir projeye çevrilen çocuk gibi. piyano kursuna gitsin, 3 dil konuşsun ve çok atletik olsun isteniyor. ama ev bunların hepsi olamaz, tıpkı çocuk gibi. evi kendi haline bırakıp sosyalleşmesine izin vermek lazım. diğer insanlardan da çok öğreneceği şey var mesela. sürekli üstü başı temiz olamaz evin, büyümek kirlenmektir (omo). bakışlarımı denizlerle mavi mavi doldurasım, çimenlere boylu boyunca uzanasım var. benim yerime başkaları evleri ev yapsın lutufe.
arada bir
arada bir saçmalamak demek hayatla ilgili bir takım sıkışmışlıkların acısının yanlış yerlerden çıkması demek. geniş perspektifi kaybedip, bir camdan gördüğünü dünya zannetmek demek. eyleme geçememek ve değiştirememek ile ilgili dertlerimin duygularımı ve kendimi anlayışımı bulandırması demek. harekete geçebilmek, bir alternatif yaratabilmek, kafamdaki yaşam biçimine daha yaklaşabilmek istiyorum. bütün günü kitap, yazı ve okumalarla donatacağımdan değil ama, bunu da sevdim diyebileceğim bir şeyler üretebilmek için. kendi vaktimi ayarlayabilmek ve nefes aldığımız zamanın yalnızca sosyalleşmeler, müzikler ve içmelerle sınırlı olmaması için. insan çok yönlü ve suretli bir varlık olarak kendini ortaya koyuşunu tek bir alana hapsederse, oradan büyük keşif ve yaratıcılıklar da, büyük gerilimler de çıkabiliyor. genişlemek lazım, ferah ferah yaşamak.
20 Mayıs 2014 Salı
son günler
son günlerde memleket yine geldi, göğsün ortasına yumruk gibi çöreklendi. onun dışında hayattaki büyük adımlar ve radikal kararların hepsi yine bir sonraki hafta sonuna ertelendi.
8 Mayıs 2014 Perşembe
bach'a başvurunuz
yazamadığınız yazılar için bach'a başvurunuz. çünkü bach beyin kıvrımları arasındaki kireçlenmeyi gideriyor, nöronları halaya durduruyor ve dağınık aklımızı tek sıraya dizip uygun adım yürütüyor. brandenburg konçertosu'yla serotonin arasında doğrudan bir ilişki olduğuna eminim. pazartesi günü, yoğun işlerin altından kalkamaz ve aynı kelimelerden eciş büçüş paragraflar yaratırken bach bir sarsıp kendime getirdi beni. müziği dinlerken yeşil üçgenler gördüm, a'nın yorumuyla hafif psikoza yaklaşıp büyük maceralar sonrası oyun bahçeme geri döndüm. şimdi de mektup yazmama yardımcı olacağını umuyorum.
yamulmuyorsam bu müzikte hayat sevinci var. doğanın çoklu sureti, hafiften çimen kokusu var. barok ve havadar. rengi yeşil ve rakımı 1000 metre. bazen işte böylesi müziklerin içinde yüzmek, taklalar atmak, ağzımdan bach baloncukları çıkarmak istiyorum.
yamulmuyorsam bu müzikte hayat sevinci var. doğanın çoklu sureti, hafiften çimen kokusu var. barok ve havadar. rengi yeşil ve rakımı 1000 metre. bazen işte böylesi müziklerin içinde yüzmek, taklalar atmak, ağzımdan bach baloncukları çıkarmak istiyorum.
5 Mayıs 2014 Pazartesi
süper ego
dün çay bahçeli bir gün oldu. ev düzene girdi. anne uğurlandı. ve akşama bir konuşma gerçekleşti.
bu aralar aklımın takıldığı mevzular bizzat oluşumla alakalı daha çok. uzun süredir, bakışlarımı sıkıntılarıma değil, doğrudan kendime çevirdiğim bir zaman olmamış sanki. bunun sebebi çeşitli, ama en nihayetinde böyle gelmiş, böyle gider kabulüyle biraz suya sabuna dokunmamışım. şimdi ise biraz da yeni evin ve kalabalık yaşamın verdiği güçle hallerime, huylarıma odaklanmış durumdayım. dünkü konuşmadan mesela bir süper ego mevzu çıktı. dikkatimi çekti. neye doğru değişeceğim hakkında hiçbir fikrim yok, ama daha az kontrollü bir insan olsam belki de fena olmazdı. ve bu sebeple terapiye gidesim var. iç değişmeyince manzara da değişmiyor.
bu aralar aklımın takıldığı mevzular bizzat oluşumla alakalı daha çok. uzun süredir, bakışlarımı sıkıntılarıma değil, doğrudan kendime çevirdiğim bir zaman olmamış sanki. bunun sebebi çeşitli, ama en nihayetinde böyle gelmiş, böyle gider kabulüyle biraz suya sabuna dokunmamışım. şimdi ise biraz da yeni evin ve kalabalık yaşamın verdiği güçle hallerime, huylarıma odaklanmış durumdayım. dünkü konuşmadan mesela bir süper ego mevzu çıktı. dikkatimi çekti. neye doğru değişeceğim hakkında hiçbir fikrim yok, ama daha az kontrollü bir insan olsam belki de fena olmazdı. ve bu sebeple terapiye gidesim var. iç değişmeyince manzara da değişmiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)