25 Şubat 2016 Perşembe
uyumsuzluk ve öfke
bu aralar işyerinde tahammülüm çok düşük. boğulacakmışım gibi hissedebiliyorum. insanlardaki farkındalık düşüklüğü ve körlük hâli benim bir takım şemalarıma değince bu durum ortaya çıkıyor. her şey batmaya başlıyor. ben de içsel dengemi kaybediyorum. rutin işler ve araya giren araştırmalar bir türlü bitmediği için nefes alamıyorum.
19 Şubat 2016 Cuma
uyanışlar
uyanış bazen tek seferde, bazen dalgalar hâlinde geliyor diyor web sitelerinden birinde. aslında ümit uyandırıyor böyle şeyler o kadar. İnsan ve ümit göbekten bağlı. belirmesinin koşulları bazen alışıldık şekillerde olmuyor o kadar.
şimdi rutinlere dönülüyor yavaş yavaş. tekrar edilenlerin etrafa ördüğü bir sis perdesi var, o git gide çöküyor, gündelik oluyoruz. kurtuluş arzumuzu, kısa vadeli istekler yerinde daha dolu hissettiğimiz bir yaşamın umudunu yapılacaklar listesinin sonuna koyuyoruz. 'gerçekçi' hayatı böyle kabul et diyor. hayal kırıklığının önlemini almış.
böyle işte bir cuma günü. sanki hafızam da kısa süreli işliyor, aynı günleri baştan yaşadığım bilgisini ustalıkla saklıyor benden.
şimdi rutinlere dönülüyor yavaş yavaş. tekrar edilenlerin etrafa ördüğü bir sis perdesi var, o git gide çöküyor, gündelik oluyoruz. kurtuluş arzumuzu, kısa vadeli istekler yerinde daha dolu hissettiğimiz bir yaşamın umudunu yapılacaklar listesinin sonuna koyuyoruz. 'gerçekçi' hayatı böyle kabul et diyor. hayal kırıklığının önlemini almış.
böyle işte bir cuma günü. sanki hafızam da kısa süreli işliyor, aynı günleri baştan yaşadığım bilgisini ustalıkla saklıyor benden.
17 Şubat 2016 Çarşamba
akuamarin
louis ck'in bir bölümde hristyan bir kadınla bir televizyon programına katılıyordu. orada kadın, louis'ye 'sana acıyorum' diyordu, 'o kadar çok acı çekiyorsun ki.' konu mastürbasyonun zararlarıydı ve mastürbasyonu savunmak için televizyona çıkmayı sadece louis ck kabul etmişti.
kadının bunu derken neyi kastettiğini, bir inancı olan insanın inanmayanlara nasıl bir dışarıdanlıkla ve bir nevi egoyla bakabileceğini ancak anladım. inanan görece rahattı, çünkü kendini çok daha geniş ve gündelik hayatınkinden farklı bir değerler sistemi içinde var ediyordu, dışarıyı yalnızca baskın ve yanıltıcı gerçeklik olarak tanımlıyordu. ama bir yandan da, buna eşlik eden "spritüel" diyebileceğimiz bir egosu da vardı, o da insanları küçümsemesine sebep oluyordu.
bir egoya kapılmaksızın bu hayatta edinilmiş statü ve iktidar deneyiminin daha geniş ve göremediğin bir gerçekliğin yalnızca küçük bir parçası olduğu, dünya üzerimizdeki değerimizin edinilen iktidar ve para ile ölçülemeyeceği düşüncesi çok rahatlatıcı. inananların bir kısmında bu var. bu bir kaçış (escapism) gibi durabilir. öte yandan benim bu yaşıma getirdiğim gerçekliğe çok daha uygun bir yandan. bu düşünceye eşlik edecek tumturaklı, başı sonu belli bir inanç sistemim olmasa da, insanların duygusal ve zihinsel olarak kendilerini donatmış olmalarına, bir yerin müdürü olmalarından daha çok hayranlığım var. ayrıca bunun inanç tamamlayıcısı olarak insanların farklı yaşamlar sürseler de, sosyoekonomik konumlanışlarından görece bağımsız olarak özgün ve öğretici bir deneyimi yaşamaya gelmiş oldukları fikri yakın geliyor.
işte böyle böyle toprağa bir akuamarin taşı gömdüm. bugün de alıp boynuma astım.
16 Şubat 2016 Salı
kopmak
dış dünyadan kendimi soyutlamak için derilerimi erken döktüğüm ve bir gezgin olduğum ortaya çıkınca kendini özel hissedebilme ihtimalinin sisi çöktü üzerime.
neden sezgilerime bu kadar güveniyorum? onları bu kadar özel yapan ne var?
neden sezgilerime bu kadar güveniyorum? onları bu kadar özel yapan ne var?
15 Şubat 2016 Pazartesi
ankara
iki günlüğüne ankara'ya gittik. dönüşte aslında ilk evimin ankara'dan da çok uzakta, başka bir yerde olduğunu öğrendim. 12. evde genişlemeler, jüpiterler. sanki genleşen bir yapı gibi, git gide evrilen bir hâl içinde buluyorum kendimi.
mesela insanın arkadaşlarının, tıpkı picasso resimlerindeki gibi, kendinin farklı açılardan yansıması olduğunu öğreniyorum. verdiğimiz tepkilerin hepsinin bizimle ilgili olduğunu görüyorum. sinirlendiğimiz ve öfkelendiğimiz şeylerin bizle ilgili çok şey anlattığını gözlemliyorum. başkalarını nelerle yargılıyorsak, kendimizi oralardan yargıladığımızı fark ediyorum. hissettirilmediğimizi, ancak "hissettiğimizi" görüyorum.
kendimi dünyadan soyutlamak istemem derimi daha hızlı değiştirmeme sebep olabiliyormuş ayrıca.
işte böyle böyle, belki de maviden mora doğru.
4 Şubat 2016 Perşembe
kalabalıklar
kalabalıklar arasında rahat etmek, klavye başına geçildiğinde kendini ifade ederken endişe duyma eğilimine karşı koyup derin bir nefes sonrası yazmaya başlamak, habis duygulardan arınmak, dünyanın ve 'olmalı'ların karşısına açık kollar ve ferahlamış bir göğüs kafesiyle çıkmak, bağımsızlaşmak vesaire.
1 Şubat 2016 Pazartesi
şubat
işten gece çıktığım bir dönem geride kaldı. ve tekrar rutine geçildi. sanki atlıkarınca gibi, kendi çevresinde dönen bir yaşam rutini.
acaba bunu kırabilecek miyim, bu gerçekten mümkün olabilecek mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)