30 Haziran 2011 Perşembe

"Diğer yazarlara hiçbir şey öğretmeyen yazar, hiç kimseye öğretmez. Öyleyse can alıcı nokta, ürünün bir model olma karakteridir: diğer yazarları öncelikle üretime yöneltmeli, ve ikinci olarak kullanımları için gelişmiş bir araç sunabilmelidir. Bu araç ne kadar çok tüketiciyi üretim süreciyle ilişkiye sokarsa, kısaca, ne kadar fazla sayıda okuyucu veya seyircinin sürece katılımını sağlarsa, o denli iyi bir araç olacaktır."

Walter Benjamin, "Üretici Olarak Yazar"

29 Haziran 2011 Çarşamba

yine akşamlardan kedi ve ben başbaşayız

ey dünya, azıcık (acıcık) dursan.

ketil björnstad - the sea III'ü kimse dinlemesin, ben dinlerim yalnızca.

28 Haziran 2011 Salı

silüet

ben bir silüetim aslında. 
kulağına fısıldayacağım, sonra gideceğim. 
toz gibi, rüzgar gibi. 

bir gün gölgem kadar iz bırakacağım,
görür müsün bilmem.

24 Haziran 2011 Cuma

öykümsü

yazmaya çalışırken bunalmak. amacını, köşesini, bucağını sorgulayarak değil. yazılanlardan dolayı bunalmak. yazmaya yardımcı resimlere bakarken gözün kaydığı yedi sekiz yıl öncesine ait fotoğraflara bakarken, sanki ölmüş de kendi bedeninin geçmişte yaptığı yolculukları izliyormuş gibi bakmak. sanki çok büyük bir dertle karşılaşmış bir insan gibi, hayat gailesini saçma ve küçük bulmak. bir gün geçirme oyunundaymışçasına, her günün içerisine yerleştirilen minik uğraşların toplamıymışçasına geçmişe bakmak. şu andaki ben'i sanki geçici bir kiracıymışçasına onu şüpheli gözlerle sorgulamak. beden duruyormuş da zamanlar ve benler içerisinden kayarak geçiyormuş gibi kullanılmış hissetmek. yazının bütünlük arayışını, bir anlatı arayışını sanki kendine tatbik edebilirmişçesine sonuçsuzluğun sorumluluğunu acımasızca üstüne almak, kendini, bakışını, anlayışını dağınık bulmak. ve bütün bunları sırtlanacak bir ben bulamamak etrafta. bağlama vurmak, toplumsala saymak.

bir sayfalık yazarın hazin günlüğünden...

23 Haziran 2011 Perşembe

en pek bi çok şarkılar (bizden)

sırasız bir ilk on şarkı yapalım bakalım.

yeni türkü - mamak türküsü
siyasiyabend - bu dünya dar geldi bana/hayyam
mfö - bazen
tülay german/kardeş türküler - burçak tarlası
aynur - ehmedo
feridun düzağaç - mutlu olmak varken (bulent ortacgil cover)
nekropsi - erciyes şoku
bülent ortaçgil - şık latife
sibel alaş - adam
cartel (huhuhu)  - cartel bir numara/evdeki ses

mutlu olmak

bir bira, tülay german, siya siyabend nasıl yavaşlatır zamanı? yaz akşamının havası, kokusu kucak açmış. bir bira, bir şarkı.

"mutlu olmak varken bu dünyada?"

22 Haziran 2011 Çarşamba

kaboom night





















yorgunluğun ve hafif şiddette akşamdan kalmanın sakinleştiricisi müziğe başvuruyoruz. submotion orchestra'nın bu album kapağı çok güzel geliyor, lakin neden öyle bulduğumu açıklayamıyorum.
kaboom karavan'ı ise ilk defa dinliyorum ve heyecanlandım, leziz. hastalıklı mırıltılar, yanlışlıkla bir araya gelmiş sesler.

20 Haziran 2011 Pazartesi

bu aralar kaburgalarımızın üzerine mantolama yapılmış, hem sıcaktan hem de soğuktan korunuyorlar sanki. kendi sınırlı imkanları dahilinde nefes almaya çalışan akciğerler, aza kanaat ediyorlar.

yaz akşamları kendinden hoşnut. ve bu sebeple gelmiyor içimden farklı gelecekler. hep, biraz olsun akıp gitmek yalnızca. biraz salmak, biraz toparlamak. 

15 Haziran 2011 Çarşamba

god is a phantom limb, and death is only nothing.

bir boğulmadır

gidiyor bugünlerde sabahlar. işten blog yazdırasıca, sinir katsayısı yüksek, ulaşımdan dertli, sıcaktan muzdarip, zamansızlıktan sıkışmış, sıkışmışlıktan bunalmış. akıl yayları gevşeyecise. uyku geri geri çekiyor inine. hırstan uzak, izler vaziyette.

7 Haziran 2011 Salı

kreng

gökten su yerine cam parçaları yağıyormuş. insanlar evlerinde sinik.
bütün şehir çatlamış, kırılmış, parçalanmış.

sonra yalnızca bir çöpçü ağır ağır cam kırıklarını temizlemeye çalışıyormuş sokaklardan. anlamsız bir çabayla. gözünde güneş gözlüğü. bir elinde şemsiye, diğer elinde süpürge. şemsiyenin tepesindeyse bir karga.

koca bir şüphe bulutu gelmiş sonra. gri. yağan camlardan yansıyan ışığı yok etmiş. karga havalanmış. kristal bir yağışın ardından gelen şüphenin yere düşen gölgesiymiş.

çok susamış insanlar. sonra kurumuş ağızları, her yer kum olmuş.