çocukluktan bu yana aşkın olanı aramakla geçti ömür. tüketilebilir olanın yanında aşkın olan, zamanı durdurma ve her an her şeyin mümkün olduğu ihtimali ve umudunu yanında getirir zira. bir genişlik hissidir kısaca, kendinden fazlası olunduğuna dair bir "hissiyat."
aşkın denilen şeyle zaman arasında doğrudan ilişki var. zaman bir duruyor o kesin. özne nesne ayrımları muğlaklaşıyor, o da teyitli.
bu durumda değişik zamanlarda değişik deneyim ve nesnelere "sardığımı" gözlemliyorum bu uğurda. bunlar:
-müzik (ki aslında genel olarak sanatın başka dalları da benzer bir etki yaratabiliyor, bkz. aldous huxley, algı kapıları)
-olağanüstü havalar (ki içerisinde fırtına, kar, tipi, şimşek vb. durumları içeren meteorolojik durumlar bunlar)
-doğada anlar (doğa dediğimiz şeyin tanımı muğlak, ama işte o denize bakarken ve dinlerken ve yalnızca gözlemlerken, senden daha büyük bir bütünün parçası olduğunu hissettiğin o andan bahsediyoruz)
-arkadaş ortamı (bu da kendi içerisinde, sürekli beraber olunacağına, ortak bir gelecek algısına dair bir his, umut, güven barındırabilen bir ortam. mesela beraber hayal kurmak, tatile çıkmak vesair.)
-sevgililik "anları" (aynı şekilde ortak gelecek algısı burada da geçerli, evlilikten bahsetmiyoruz. yine kişinin kendi sınırlarından daha geniş olduğuna dair deneyimlediği bir durum söz konusu)
-sevişmek (bittabi her sevişmeler değil)
-bir takım maddeler (mesela bir tanesi "öyle bir tamlık hissi ki sanki dışarıda hiçbir şey yok." hissiyatını yaratabilmekte. aslen öfori ve kimyasal. dolayısıyla önermiyoruz)
ve son olarak gezi parkı olayları. aslen aşkın sayılmaz. fakat ilk defa kendini çoğunlukta, güvende ve huzurlu hissettiğim, ortak bir kader algısını farklılıklarla birlikte hissedebildiğim bir yer oldu orası. çok idealleştirmek değil isteğim, ama ait olduğum toplumla kendi kişisel alanım arasındaki uçurumun bu kadar küçüldüğüne ilk defa tanık oldum sanki.
ve işte bu akşam o aşkınlığı yalnızca ucundan acık deneyimleyebilmek adına balkona yerleştim. yağmur yağıyor, şimşek çakıyor ve bu satırları yazıyorum. bazen bu kovaladığım anları tüketmişim, hepsi geride kalmış gibi geliyor. ama elbet yağmurlar yağacak, elbet yeni ve güzel şarkılar olacak, değil mi?
30 Haziran 2013 Pazar
29 Haziran 2013 Cumartesi
in a manner of speaking
bu şarkıyı dinlerken de sanki nesnesi olmayan bir aşk acısından muzdaribim. yaşayıp yaşamadığımdan emin olmadığım bir zamanı hatırlar gibiyim.
28 Haziran 2013 Cuma
küçük saatler
bazen öyle iyi şarkılar oluyor ki, mesela dudaklardan içeri sızıyor, göğse doğru yavaşça ilerliyor, öyle bir tamlık hissi veriyor ki ötesi olmuyor, o an, şimdi oluyor yalnızca. melodinin arkasında öylesi bir duyarlık yatıyor ki, gerçekten çoğu yetenekten öte. sanki hissedilen neyse onun ritmini tutmayı biliyor. mesela bir kalbin atışıyla eş güdümlü gidiyor. içerisinde yer alan, melodiye dair en ufak dokunuş, sanki orada, olduğu yerde mükemmel geliyor kulağa.
yıl 1977. bir çiftliğin arka bahçesinde, çevreden gelen kuş ve su seslerine dokunmayarak bir kayıt yapıyor john martyn. (bu şarkının içerisinde duyduklarımdan yalnızca bir kaçı: nick drake, friends of dean martinez ve the tape. )
yıl 1977. bir çiftliğin arka bahçesinde, çevreden gelen kuş ve su seslerine dokunmayarak bir kayıt yapıyor john martyn. (bu şarkının içerisinde duyduklarımdan yalnızca bir kaçı: nick drake, friends of dean martinez ve the tape. )
27 Haziran 2013 Perşembe
bugün
bugünde bir cenabetlik var kesin. yine bir çay bahçesi seansına ihtiyacım olacak. yalnız yaşıyorum, psikoloğa gitmiyorum ve ay sonu bütçe açığı travmaları söz konusu, bunlara rağmen iyi idare ediyorum, dedim şimdi.
zaman zaman "painfully honest" oluyorum mesela, elbette garip karşılanıyor bu durum doğal olarak, ama o bakışlar etki bırakır cinsten. ve salla diyerek devam ediyorum mesela. böyle bir yöntem buldum, adı da "salla."
zaman zaman "painfully honest" oluyorum mesela, elbette garip karşılanıyor bu durum doğal olarak, ama o bakışlar etki bırakır cinsten. ve salla diyerek devam ediyorum mesela. böyle bir yöntem buldum, adı da "salla."
insansız çalışma sahası
isteruk.
"normal" halim hiç çekilmez, tahammülsüzün önde gideniyim. "moralli" halim her türlü muhabbete açık. beklerim.
"normal" halim hiç çekilmez, tahammülsüzün önde gideniyim. "moralli" halim her türlü muhabbete açık. beklerim.
24 Haziran 2013 Pazartesi
mış gibi
"mış" gibi, sanki aynı gerçekliği, aynı maddi koşulları, aynı sınıfsal konumu, aynı "zevkleri" paylaşırmışçasına yapılan konuşmaların diğer adı. ne zaman ki aynı koşulları paylaşmadığımız, aynı rahatlara sahip olmadığımız ve paranın hala tüketim pratiklerimiz üzerinden bizi nasıl da farklılaştırdığı mevzuu kabak gibi ortaya çıktığında yaşanılan suskunluğa da "ayıp etkisi" diyebiliriz. bu "ayıp" anlarında yaşanan suskunluk komik oluyor. benim kafama esince taksiye binememem, dışarıda yemek yiyememem, bir yerden ev alamamam ve kirada olmam, maaşımın yarısını kiraya veriyor olmam, benim yüzüme vurulmaması gereken, geçiştirilmesi gereken bir konuymuşçasına manevra ihtiyacı duyuluyor. bu küçük anlar, her gün yaşamasam da işyerinde karşıma çıkıyor. ve bana da izlemek düşüyor.
ayrıcalıklı konum, nasıl kazanılmış olunursa olunsun, gündelik hayatta ondan faydalanılırken ayıp değil de, ancak o konumu yansıtan (ki bu kişi ben de değilim, karşıtlığı daha görünür kılacak durumları yaşamak için sokağa çıkmak yeterli) kişi ve durumlarla karşılaşıldığı zaman ayıp sanki. işte bu komik. ve benim de elbette kendimi öteki tarafta bulmam için sokağa çıkmam yeterli.
harvey de şöyle deyivermiş, hep birlikte izleyip eylül ayı şenliklerini göreceğiz:
"Cinsellik, din, ahlâk ve sanatsal veya mimarî alandaki genelgeçer kurallar hakkında ihlalci olmak bir şeydir, kapitalist tahakkümün kurum ve pratikleri (bunlar kültür kurumlarının derinliklerine nüfuz eder) konusunda ihlalci olmak başka bir şey."
sabah yazısı da burada
ayrıcalıklı konum, nasıl kazanılmış olunursa olunsun, gündelik hayatta ondan faydalanılırken ayıp değil de, ancak o konumu yansıtan (ki bu kişi ben de değilim, karşıtlığı daha görünür kılacak durumları yaşamak için sokağa çıkmak yeterli) kişi ve durumlarla karşılaşıldığı zaman ayıp sanki. işte bu komik. ve benim de elbette kendimi öteki tarafta bulmam için sokağa çıkmam yeterli.
harvey de şöyle deyivermiş, hep birlikte izleyip eylül ayı şenliklerini göreceğiz:
"Cinsellik, din, ahlâk ve sanatsal veya mimarî alandaki genelgeçer kurallar hakkında ihlalci olmak bir şeydir, kapitalist tahakkümün kurum ve pratikleri (bunlar kültür kurumlarının derinliklerine nüfuz eder) konusunda ihlalci olmak başka bir şey."
sabah yazısı da burada
23 Haziran 2013 Pazar
immunity
♫♪♫
john hopkins, yeni albüm, immunity, tatlı bir esinti, ayyy diii emmm, mmmm, heç fena değil.
21 Haziran 2013 Cuma
normal
normal hayata dönüş sıkıntısı yaşıyorum. normal hayat zaten yok, taksim'de hayat normale döndü, diyen muhabirin gıdısına el atan çocuk gibiyim. ama iş alanında bir normalleşme beklentisi var haliyle. fakat imkansız. aklım parklarda, sokaklarda.
bugün herkeste bir karamsarlık nedense, sönüp gideceğinden duyulan bir korku var.
bu arada bütün bunlar olurken de çaktırmadan yaz gelmiş, pazartesi 34 dereceymiş, yoğun ve içerisinde buharlaşacağımız günler kapıda.
bugün herkeste bir karamsarlık nedense, sönüp gideceğinden duyulan bir korku var.
bu arada bütün bunlar olurken de çaktırmadan yaz gelmiş, pazartesi 34 dereceymiş, yoğun ve içerisinde buharlaşacağımız günler kapıda.
20 Haziran 2013 Perşembe
forum ve benzeri
bugün de parklara gittim. kalabalıktan zor gibi görünüyor "somut" taleplerin edinilmesi, ama konuşmak iyidir.
ama günüme damgasını vuran ve maalesef yine hayatla aramın bozulmasına sebep olan olay metroda yanıma oturan adamlar ve onların, özellikle de bir tanesinin öküzlüğü oldu. bir şeyler değişecek, değişebilir, değişeyazabilir diye düşünürken öküz bir adam ve beni kesme çabası, bir metroda barınamamak, oturamamak, seyahat edememek, bakış ve göt kaydırma ekonomisinde en yoksul sınıfa düşmek sinir bozuyor, sadece sinir bozmuyor, savaş baltalarımı çekesim ve adamlara giresim geliyor.
ve tepki vermekle vermemek arasında kalmak en zoru. "tam da" bir şey yapmıyor olduğu için, 35000 tane insanın ilgisini üzerine çekip orada olay çıkarmamak için insan sürekli bir muhakeme halinde oluyor. bir yandan da bakış ve rahat oturmak (kısaca V oturuşu) olay çıkarmak için yeterli olmayabiliyor, deli kadın damgası yenebiliyor. ama en çok da bir köşeye sıkışıp ona yaşam alanı bırakmayan adama "yenilmek" istenmiyor. o sebeple oturduğu yerden kalkmıyor kişi. yüz ifadesi ciddi, sinirler gergin, böyle bir yolculuğa mahkum oluyor. ve adam bunu kendine hak görüyor ya, dünya onun çiftliği ya, işte orada başlıyor savaş baltaları.
neyse, hayat böyle zor. ankara'da müdahale var şimdi, istanbul'da ise forumlar.
ama günüme damgasını vuran ve maalesef yine hayatla aramın bozulmasına sebep olan olay metroda yanıma oturan adamlar ve onların, özellikle de bir tanesinin öküzlüğü oldu. bir şeyler değişecek, değişebilir, değişeyazabilir diye düşünürken öküz bir adam ve beni kesme çabası, bir metroda barınamamak, oturamamak, seyahat edememek, bakış ve göt kaydırma ekonomisinde en yoksul sınıfa düşmek sinir bozuyor, sadece sinir bozmuyor, savaş baltalarımı çekesim ve adamlara giresim geliyor.
ve tepki vermekle vermemek arasında kalmak en zoru. "tam da" bir şey yapmıyor olduğu için, 35000 tane insanın ilgisini üzerine çekip orada olay çıkarmamak için insan sürekli bir muhakeme halinde oluyor. bir yandan da bakış ve rahat oturmak (kısaca V oturuşu) olay çıkarmak için yeterli olmayabiliyor, deli kadın damgası yenebiliyor. ama en çok da bir köşeye sıkışıp ona yaşam alanı bırakmayan adama "yenilmek" istenmiyor. o sebeple oturduğu yerden kalkmıyor kişi. yüz ifadesi ciddi, sinirler gergin, böyle bir yolculuğa mahkum oluyor. ve adam bunu kendine hak görüyor ya, dünya onun çiftliği ya, işte orada başlıyor savaş baltaları.
neyse, hayat böyle zor. ankara'da müdahale var şimdi, istanbul'da ise forumlar.
19 Haziran 2013 Çarşamba
kamusal
artık yalnızca kamusal bir varlık gösteren bendeniz error vermeye başladım. acil teyitli UYKU lazım. parklardan eve transfer olmak lazım yoksa çökücem sanırım yakında.
14 Haziran 2013 Cuma
13 Haziran 2013 Perşembe
tırsmak
biraz istanbul dışındaydım, şehirde olmayınca daha da zor oluyormuş. denize girdim mi, tatil yaptım mı anlamadım.
bugün biraz tırstım açıkçası, tırsmak insana mahsus elbet, ama etkisi hoş değil, rasyonaliteyi karartır cinsten. yine de gideceğiz bakalım, neler olacak.
umut olacak mı tekrar? biz vazgeçmedikçe olacak sanki.
bu arada da "kişisel" denilen yere hafif bir sünger çektik. alışık değilim böylesine.
bugün biraz tırstım açıkçası, tırsmak insana mahsus elbet, ama etkisi hoş değil, rasyonaliteyi karartır cinsten. yine de gideceğiz bakalım, neler olacak.
umut olacak mı tekrar? biz vazgeçmedikçe olacak sanki.
bu arada da "kişisel" denilen yere hafif bir sünger çektik. alışık değilim böylesine.
6 Haziran 2013 Perşembe
gezi ve toz topakları
gezi ve çevresini ev belleyip her gün yeni bir görev edindikten sonra evde toz yumakları oluşmaya, vahşi batı'yı andıran görüntülerle karşılaşmaya başladım. bugün artık bir ara vereyim, kısa süreliğine gidip evi de adam edeyim diyorum.
kişisel olan parka taşındı, park'taki kişisele yansıdı. birçok olay oldu ama sanki günün temposunda hızlıca geride kalıyorlar. ritim bir anda çok değişti, hızlandı. hazır -belki de geçici olarak- yavaşlamışken, "diğer evimizi" adam edelim.
bu afiş de tkp'nin, ama cumartesi günü akm'nin üzerine ilk asıldığında partiler üstü bir estetik sundu bize:
ve çarşı'nın akm'ye slogan attırdığı an, salı, meydan "siyah beyaz" diye inliyor.
denildiği üzere, başlangıçta her şey gaz ve toz bulutuydu.
kişisel olan parka taşındı, park'taki kişisele yansıdı. birçok olay oldu ama sanki günün temposunda hızlıca geride kalıyorlar. ritim bir anda çok değişti, hızlandı. hazır -belki de geçici olarak- yavaşlamışken, "diğer evimizi" adam edelim.
bu afiş de tkp'nin, ama cumartesi günü akm'nin üzerine ilk asıldığında partiler üstü bir estetik sundu bize:
ve çarşı'nın akm'ye slogan attırdığı an, salı, meydan "siyah beyaz" diye inliyor.
denildiği üzere, başlangıçta her şey gaz ve toz bulutuydu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)