bir rüya gördüm. ve zamanında, vakitler daha bolken içimde birikmiş mevzuları akıtabildiğim ve hatta kendimi kendime hatırlatma görevi gören bu rüyaları daha fazla gördüğüm geldi aklıma. iyi ki görüyordum o rüyaları. ilginç bir bakış veriyordu, biraz da özgürlük alanıydı. nasıl da unutmuşum. akıl sağlığımın garantisi rüyalar. şimdi tortular nereye gidiyor bilemiyorum, belki de bulanıyor aklım.
yine 2003 yılından bir günlük sayfasına baktım geçen gün. bütün masalların, şimdi adını hatırlamadığım masalların karakterlerinden dem vuruyorum. kafam karışmış. ama bir o kadar da yaratıcı geldi bana. oradan, buradan benzersiz şeyleri bir araya getirip anlamlı bir bütün oluşturabilmişim en azından. şimdi daha duruldum, kafa duruldu gibi geliyor. sağlığın bedeli kafa durgunluğu oldu belki de, böyle bakılabilir.
bir de 2005 yılından sanırım bir video var. o videoda çok küçüğüm henüz. ve arkada bozulmuş saatlerden bir şarkı var, belki daha önce koymuşumdur bu şarkıyı bloğa, hatırlayamadım:
27 Kasım 2014 Perşembe
24 Kasım 2014 Pazartesi
20 gün
20 günlük suskunluk ve merhaba.
hayatımızı nasıl yaşamalıyız sorusu nedense karşımıza sürekli çıkan, ama benim cevaplamakta çok zorlandığım bir soru. bir yandan gündelik yaşam türlü temel ihtiyacımızı bize hatırlatarak belli bir doğrultuya sokuyor bizi, öte yandan ise "hayatlar" türlü çeşitlilik içeriyor. bu tabloya bakıp da "insan da böyle olmalı, hayat da şöyle olmalı" gibi bir dar bir tanım üretmek herhalde ancak bağnazlık olur.
içine doğulan koşullar ile ihtiyaçların birlikteliği ve bunların sonucunda oluşan motivasyonlar bir yol haritası çıkarıyor. insan kaderini elinde tutmuyor çoğunlukla. ama yine de "anlamlı" bir yaşayış arayışı bazı yol haritalarına eşlik edebiliyor. ve aslında "anlamlı" bir hayat sürdüğümüze dair kendimizi ikna etme çabamız da sandığımızdan daha fazla yer kaplıyor sanki bizde.
işte böyle böyle muazzam konularla kafam karışık. yaptığım işlerin anlamlılığına inanma isteğim kabarırken bir yandan da insanın hareketlerinin sonuçlarını öngörebilme ve kontrol edebilme konusundaki özgüvenine de mesafeli yaklaşmıyor değilim. böyle bir ikiliğim olduğunu ve bunun kendimi bildim bileli kafamda bir yer kapladığını düşünüyorum. ve çoğu zaman da yaptığım işle olan mesafemin bana zarar verdiğini düşünüyorum. özdeşlik kurmak, kurabilmek bir meziyet gibi geliyor bana.
ve böyle böyle şubat ayına kadar yol alacağım. sonrasında bu konuyu çözmüş olmayacağım muhtemelen ama bir karar vermiş olacağım herhalde.
5 Kasım 2014 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
