dışarıda hava çok soğuk. kendime çaylar demleyemiyorum. kahve alırsam ancak uyanacağım. uyanınca bir yazı yazacağım. umarım yazacağım. belki yazacağım. gözlerimi kapasam.
uyku boğazımdan aşağı doğru tatlı tatlı kayıyor. eğer başarabilirse karnıma oturacak, orada semirecek, büyüyecek, beni ele geçirecek. bugünün bitmesine saatler var. o saatlerin bitmemesi gerekiyor bir yandan. uykunun kazanmaması. uykunun maması, ması, ması, ması..........
30 Ocak 2014 Perşembe
28 Ocak 2014 Salı
çıkış yolu
bazen çok hareketli olabiliriz. hareketli olduğumuz zaman ise uğradığımız noktalarda çok durmayız, belki havayı çok içimize çekmeyiz. zamanla bağlantılıdır bir noktanın içerisinde ne kadar derine indiğimiz ya da battığımız.
düzen zaman zaman katılık getirir, zaman zaman da derinlik. bir şeyin derinliğinin en ferahlatıcı taraflarını yaşarken, başka bir şeyin derinliğinin klostrofobisini yaşıyorum. başka bir iş yapmak istiyorum. bu kadar insanlı olmasın istiyorum. ve bir hayal olarak, bir zorunluluk olmaksızın kendim üretebilmek istiyorum.
hepsi benim elimde güya. ama değil bir yandan da.
bir yandan genişliyor ve uçuşkanlaşıyorum da. böylesi bir mitoloji içerisindeyim. hoşuma gidiyor. korkuyorum. hoşuma gidiyor. ürperebilmeyle korkunun bir ilişkisi var. tüylerin diken diken olmasıyla da nefesin.
bir gün büyük bir nefes alacağım. kocaman olacak. öylesi bir nefes beni dağıtacak, fazlalıklarımı alacak. sadeleşeceğim. karşımda bir manzara olacak. yükseklerde olacağım. o günü bekliyorum. mümkün olduğunu biliyorum. mümkün olmasaydı, yaşayamazdım.
düzen zaman zaman katılık getirir, zaman zaman da derinlik. bir şeyin derinliğinin en ferahlatıcı taraflarını yaşarken, başka bir şeyin derinliğinin klostrofobisini yaşıyorum. başka bir iş yapmak istiyorum. bu kadar insanlı olmasın istiyorum. ve bir hayal olarak, bir zorunluluk olmaksızın kendim üretebilmek istiyorum.
hepsi benim elimde güya. ama değil bir yandan da.
bir yandan genişliyor ve uçuşkanlaşıyorum da. böylesi bir mitoloji içerisindeyim. hoşuma gidiyor. korkuyorum. hoşuma gidiyor. ürperebilmeyle korkunun bir ilişkisi var. tüylerin diken diken olmasıyla da nefesin.
bir gün büyük bir nefes alacağım. kocaman olacak. öylesi bir nefes beni dağıtacak, fazlalıklarımı alacak. sadeleşeceğim. karşımda bir manzara olacak. yükseklerde olacağım. o günü bekliyorum. mümkün olduğunu biliyorum. mümkün olmasaydı, yaşayamazdım.
23 Ocak 2014 Perşembe
iki nefes
iki nefes arasında bulduğum aralıkta başka bir yerde olmayı hayal ettim. bu mavi ışıklar, geceleri vaadhoo adasının sahiline vuran planktonlardan çıkıyor. mesela o sahilde yürünebilir ve fonda stars of the lid'den even if you're never awake çalıyor olabilir.
böylesi anların hayali, mümkün olduklarına dair inancımı pekiştiriyor. böylesi iddiasız, ama gecenin gökyüzüne çok uygun müzikler de. bir gün olur belki, gidilir. her şey yavaşlar, yavaşlar, durma noktasına gelir. iki nefesin arasında yıllar olur. öylesi sakinleşiriz. genişleriz. kendimizi unuturuz azıcık. bir ihtimal olduğunu düşünmek bile güzel. 20 Ocak 2014 Pazartesi
gündem
tek bir gündemim var, o da: YETİŞEMEMEK.
günler 32 saat olsun talebimin işleme alınması ricası ile.
günler 32 saat olsun talebimin işleme alınması ricası ile.
10 Ocak 2014 Cuma
incoming bunalım
zamanı küçük parçalara bölüyoruz da, gelen işler bazen büyük geliyor.
ne demiştik vakti zamanında? her ortamda ve her daim kırmızı neonla "exit" yazan kapıyı arayageldik. ama artık kapısız penceresiz odalara hapsolmanın vakti geldi diye.
iş hayatında yükselmeyi, kariyeri ve kariyerlilerin gündelik akışını hep insanla dolu, zamanın bir takvim kıvamında yaşandığı, içe bakışın belirsiz bir tarihe ötelendiği bir yaşayış gibi hayal etmişimdir hep. bu resimde olmayı da korkutucu, soğuk, yabancılaştırıcı bulageldim.
öyle bir adım atacağımdan ya da ona yakın olduğumdan değil ama, işteki yükümlülükler artınca, insanlar ve toplantılar diye bir gündem olunca, tuhaf bir şekilde, aslında gerçekliğe o kadar da değmeyen korkularım tetikleniyor. istemediğim bir yaşama doğru savruluyormuşum gibi geliyor. işleri küçük küçük hallettikçe, sürekli yenisi gelecek ve bu böyle gidecek hissi boğuyor.
aslında bu "başarılı" ve "yükselmiş" insanlarda gördüğüm iradeden bende bulunmuyor. zamanı uzun soluklu algılayan, gelecekteki kendini hayal eden bir kişinin iradesi. o irade olmayınca da basamak atlamak için işlevsel olabilecek herhangi bir mevzu ile ilgili, bilinçli bir şekilde inisiyatif almıyor insan.
istiyorum ki hiç çalışmayayım, okuyayım, yazayım, şule gürbüz ağırlığında düşüneyim, bazen hızlanayım, yuvarlanayım, gezeyim ve bir iktidara tabi olmadan bir şeyler üreteyim. ve asıl, puslu dünyada kaybolayım, sisler arasında bir takım ezgiler duyayım, onların peşine takılayım, kendimi karanlıklarda, aydınlıklarda hayal edeyim, ilişkiler üzerine düşüneyim, hayranlıklar edineyim, jüpiter'in çizgilerine bakayım, battlestar galactica izleyeyim, kırlarda yürüyüşlere çıkayım, woolf'u taklit edeyim, günlükler tutayım, rüya göreyim.
ve durum böyle değil corc, eldekinin değerini bil bebeğim. lakin, bu da bir vizyonsuzluk, geniş resmi görememe gibi geliyor. yapılabilecek şeyler, her zaman olmasa da bazen var, çıkış mümkün, seçenek yaratılabilir vs. amma bunun içinde de bir irade, bunun içinde bir vazgeçiş var.
ne demiştik vakti zamanında? her ortamda ve her daim kırmızı neonla "exit" yazan kapıyı arayageldik. ama artık kapısız penceresiz odalara hapsolmanın vakti geldi diye.
iş hayatında yükselmeyi, kariyeri ve kariyerlilerin gündelik akışını hep insanla dolu, zamanın bir takvim kıvamında yaşandığı, içe bakışın belirsiz bir tarihe ötelendiği bir yaşayış gibi hayal etmişimdir hep. bu resimde olmayı da korkutucu, soğuk, yabancılaştırıcı bulageldim.
öyle bir adım atacağımdan ya da ona yakın olduğumdan değil ama, işteki yükümlülükler artınca, insanlar ve toplantılar diye bir gündem olunca, tuhaf bir şekilde, aslında gerçekliğe o kadar da değmeyen korkularım tetikleniyor. istemediğim bir yaşama doğru savruluyormuşum gibi geliyor. işleri küçük küçük hallettikçe, sürekli yenisi gelecek ve bu böyle gidecek hissi boğuyor.
aslında bu "başarılı" ve "yükselmiş" insanlarda gördüğüm iradeden bende bulunmuyor. zamanı uzun soluklu algılayan, gelecekteki kendini hayal eden bir kişinin iradesi. o irade olmayınca da basamak atlamak için işlevsel olabilecek herhangi bir mevzu ile ilgili, bilinçli bir şekilde inisiyatif almıyor insan.
istiyorum ki hiç çalışmayayım, okuyayım, yazayım, şule gürbüz ağırlığında düşüneyim, bazen hızlanayım, yuvarlanayım, gezeyim ve bir iktidara tabi olmadan bir şeyler üreteyim. ve asıl, puslu dünyada kaybolayım, sisler arasında bir takım ezgiler duyayım, onların peşine takılayım, kendimi karanlıklarda, aydınlıklarda hayal edeyim, ilişkiler üzerine düşüneyim, hayranlıklar edineyim, jüpiter'in çizgilerine bakayım, battlestar galactica izleyeyim, kırlarda yürüyüşlere çıkayım, woolf'u taklit edeyim, günlükler tutayım, rüya göreyim.
ve durum böyle değil corc, eldekinin değerini bil bebeğim. lakin, bu da bir vizyonsuzluk, geniş resmi görememe gibi geliyor. yapılabilecek şeyler, her zaman olmasa da bazen var, çıkış mümkün, seçenek yaratılabilir vs. amma bunun içinde de bir irade, bunun içinde bir vazgeçiş var.
9 Ocak 2014 Perşembe
haftalık
yine bu aralar haftalık programlar yapıyorum hayatımda. eskiden ay sonunu beklerdim, şimdi haftasonunu bekliyorum. sanki uzun uzun yıllarım ve daha nice yaşlarım olmayacakmışçasına, bu haftayı azıcık donatalım diyorum. küçültüyorum, ufaltıyorum. zamanı böylesi parçalamak, küçük birimler olarak ele almak iyi geliyor ruh sağlığına.
3 Ocak 2014 Cuma
bilge
gerçekten bilge olmak isterdim. coşkular olsun, ama üzüntüler dramayla karışmasın, asla yapışmalar olmasın, bağımlılıklardan teker teker arınılsın isterdim. bunun ismi varoluşunun sorumluluğunu almak mıdır, bilmiyorum. varoluşçu bir pencereden bakmayıp ne nasıl görülür, bunun haritasını çıkarabilmek de isterdim. varoluşçulukta bahsedilen otantik yaşamın o belirli şekillerine o kadar inanmıyorum mesela, ama parçalılıkla barışık olunup sorumluluktan ne ölçüde bahsedilebilir, bu konuya da kafa yormak isterdim. ayrıca şimdi bu yazıdakiler gibi yalnızca kendimin anlayacağı zırvaları yazmamak isterdim.
ihtimal
mesela geçen gün bir arkadaşımın karnı ağrıdı. hastalıktan değil, güveninin sarsılmasından dolayıydı bu karın ağrısı. ne kadar zor açılmak, ne kadar zor tekrar kapanmak diye düşündüm. kendimizi yavaş yavaş rahatlatıyoruz ve bir tehditte duvarlar hop yeniden örülüyor. duvarı örmek ve bozmaktan müteşekkil bir gidişat. ama drama da olmayabilir belki bunda o kadar. hepimiz öğreniyoruzdur belki falan filan. yargıları kırmak, kendini bilebilmek, çevreden gelen tehdit algısını kırmak için bir fırsattır, azıcık polyanna olunabilir, sanki belki, kimbilir. kolay değil, ama bir ihtimal.
bir de kahvaltı yapmak güzel. bazen vapurla işe gitmek de güzel. bir suskunluk çöktü üzerime ama sorun değil, olmamalı. eski olan flulaştı, bu da sorun olmamalı.
yılbaşı ağır geçti. balicilere empati kurdum. böyle balici bir akşamım da olmadı demem. olaylar olayları kovaladı. ama görüldü ki insanın olduğu yerin, hele bir de ağır kafalarla birleştiğinde, aksiyonsuz olması imkansız. bazı gecelerde kafana bir ütü düşer ve sabahına zonklayan bir kafayla uyanırsın. hayatlarımız çeviri kokar.
evet her hikaye muhteşem bir neden-sonuç örgüsü oluşturmasını istediğimiz, kişisel gelişim anlatısıyla şekillenen hayatımızda anlamlı bir noktaya denk gelmiyor. yine de gelsin istiyoruz. bir kurtuluş, arınma ya da dönüşüm istiyoruz "bu olanların" akabinde. nitekim bazen oluyor, bazen olmuyor.
velhasıl, yazdıklarımdan sıkıldım.
bir de kahvaltı yapmak güzel. bazen vapurla işe gitmek de güzel. bir suskunluk çöktü üzerime ama sorun değil, olmamalı. eski olan flulaştı, bu da sorun olmamalı.
yılbaşı ağır geçti. balicilere empati kurdum. böyle balici bir akşamım da olmadı demem. olaylar olayları kovaladı. ama görüldü ki insanın olduğu yerin, hele bir de ağır kafalarla birleştiğinde, aksiyonsuz olması imkansız. bazı gecelerde kafana bir ütü düşer ve sabahına zonklayan bir kafayla uyanırsın. hayatlarımız çeviri kokar.
evet her hikaye muhteşem bir neden-sonuç örgüsü oluşturmasını istediğimiz, kişisel gelişim anlatısıyla şekillenen hayatımızda anlamlı bir noktaya denk gelmiyor. yine de gelsin istiyoruz. bir kurtuluş, arınma ya da dönüşüm istiyoruz "bu olanların" akabinde. nitekim bazen oluyor, bazen olmuyor.
velhasıl, yazdıklarımdan sıkıldım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)