29 Mayıs 2009 Cuma

istanbul

sari isik altinda, raz ohara and the odd orchestra dinlerken, mor kanepenin uzerinde cicekli bir ortu varken. her sey cok sari, cok dikilitas sarisi gozukurken, (arnavut kaldirimina vuran sokak lambasinin isigi gibi) bir huzur siziyor icerilere dogru. pek seviyor aliskanliklarini kisi. onlar geldi mi de bir yumusuyor. pelte her sey.

hele bir de tanidik bir ev soz konusu.
annem diyor, aslinda hayat cok kolay. (yani insan cok kucuk, yani butun bu ugrasin bir kosesi, kuytusu, golgesi var) bu sozu baglamindan koparip onume koyuyorum. karsilikli bir sure goz suzuyoruz. ona biraz alan taniyorum, o da bana sen de haklisin dermis gibi anlayisla bakiyor. bu aralar bakismalardayim. orada bakmayi, burada goz kacirmayi ogreniyorum. burada bakmasam da uzerime cullaniyor anlamlar. cok buyuk bir kismi egri bugru. isim vermeler, kumelemeler, toplamalar, cikarmalar.

oyle bu aksam cok bi sevdim,
arkadaslari. uzak oldu, yakin. ama oyle bende kaldi. aldim cebime koydum.

26 Mayıs 2009 Salı

12

12 ay oluyormus. 12 aylik tekrar, 12 aylik kalkis, 12 aylik yatis.
12 aylik kacinilmaz degisim, 12 ayin izi. 12 ayin beden muhasebesi.
yapmayin, yaptirmayin, yeter.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

test

karsilikli oturuyoruz. bakiyoruz gozlerimizin icine. itirafa inanircasina, itirafa zorlarcasina degil de. bakiyoruz gozlerimizin icine. soruyoruz kardesim derdimiz nedir ve derdin ne? pis bir mahremiyet sariyor etrafi. herkes bir titriyor. mahremiyete dayanan oyunu kazaniyor. belki de sampiyon kendini baskalarinin gozunde gormeye alismis, hatta o gozlerin varligini dahi unutmustur.

karsilikli oturuyoruz. bakiyoruz gozlerimizin icine. oyle her iki insanin yasayabilecegi cinsten bir cinsel gerginlikten uzak. bakiyoruz gozlerimizin icine. soruyoruz yahu bunu yaptirtacak kadar ciddi mi her sey? pis bir yabancilasma sariyor etrafi. herkes once icine sonra disina kavruluyor. gulumseyen karsisindakini kurtariyor. belki de kahraman, insanustu bir merhamete sahip.

karsilikli oturuyoruz. bakiyoruz gozlerimizin icine. bir "seyin" cikacagindan emin, gercek bekliyoruz. sonra sormuyoruz bile. bu sefer boyle yapalim demisiz. uzun baktigin nesnenin taninir olmaktan cikmasi gibi, karsidakiyle ilgili tek bir dayanak kaliyor geriye. canlilik canlililigi agirliyor. ortada bir bosluk var, kimse sinirlarini cizemiyor. bir delik olusuyor hikayede; bir saniyelik hafiza kaybi.

12 Mayıs 2009 Salı

uzuntu topu minik minik oturdu koltugunda butun gun. sonra bogaz manzarali bir binanin tepesinde cayla birlikte yumusadi, kana karisti, eridi.

3 Mayıs 2009 Pazar

muzikay

oyle bir yillara bakasim geldi. tek tak tek tak (rem -drive)
tek tek bakarken, bir kizin yuzunden gulumseme uctu, dondu kondu kacti. en sonunda oldu ice donuk gulumseme.
oyle.
hatirladikca, o kadar kan revanin icinden bir tek umut etmek cikiyor.
ilginc o kadar kan revanin icinden umut cikmasi. hissi dolduruyor o "yillarca"nin. hem durdurup hem umut ettiriyor.
ne karanlik baska bir sey. oyle o hayatin ilk yillarindaki hissi yakalama cabasi, ergen telasesi. ama ne beden ne yillar uyuyor, dolayisiyla ice donuyor. ice donuk, tehlikeli bekle.
bir umutmus hepsi, sanki bir an sonra her sey degisecekmis.
sokaklar dolacakmis, insanlar yuruyecekmis, herkes bir yere dogru yuruyecekmis, sessiz. sadece bir kalabalik olarak. iclerdeki sinir akitilacakmis, yokluga zarar. evlere tekme. sonra gunun yorgunluguyla yururken oyle aksamustu, bir binanin tepesinden gunes saatsiz dogacakmis.
dunyayi aralarinda, kendilerini aralarinda paylasacakmis gibi.
bir umitmis. umitten daha farkli ama, her seyi yok eden bir "deger?" bir umit bir umut.

st louis yaniyor

karagumruk yaniyor adli sarkidan buraya geldim.
4 gun sonra da sehr-i istanbul, merhaba.