16 Aralık 2015 Çarşamba

so says smith

"we sometimes eclipse our own dreams with reality."

boğaz çakrası

kendini ifade etme, kendini olduğu gibi ifade etme, utanmadan, kendini reddetmeden, manipüle etmeden ifade etme. bunlar olmadığı zaman boğaz çakrası kapanıveriyor işte.

evrene sorular

bir gece vakti uyku tutmazken aklıma düşen başlık bu oldu. evrene, boşluğa yönelttiğim sorular vardı. evrenin de aslında boş olmadığını anladığım bu günlerde.

7 Aralık 2015 Pazartesi

m treni

tamamen çay bahçelerinde geçen bir kitap yazma fikrimi patti smith'in m train'ini okurken bir kenara bırakıyorum. o kafelerden bahsediyor, ben çay bahçelerinden hiçbir zaman onun kadar iyi yazarak bir anlatı çıkaramayacağım ya da belki de çıkaracağım, ama yaşamın her anını smith kadar törensel yaşamadığım için dakikalarımın çoğu kendi kendine söylenme, tembellik ve sıradanlıkla dolu.

bir değişiklik yapmam gerektiği kesin. şu an bu yazıyı bana yazdıran enerjiyi ve belki de boğaz ağrısını (umarım ve belki maalesef) yarın yerinde bulamayacağım. bilgisayarı kucağıma değil, masaya koymuş olmam bile bir değişiklik yaratıyor. enerjiyi kaybedeceğim ama boğaz ağrısını yerinde bulacağım.

kendi yaşam öykümden küçük oyuncaklar, renkler ve müzikler devşirme hevesimi hayata döküp bir eylem planı çıkarmalıyım. nasıl ki belediyeler stratejik plan yapmadan önce bir zaman çizelgesi çıkarıyorlar (araştırma, görüşme, yazım, uygulama vs.) ben de aynısını yapabilirim. böyle saçmayabilirim, ama en azından bir şey yapmış olurum.

karşı komşumuz ise odun kesiyor şu an. şehrin havası çok pis, soba dumanı dolu. vernik soluyoruz, çünkü komşumuz bir eskici ve eski mobilyaları yakıyor. sağ bademciğimin durumu hiç iyi değil. sigarayı 9 ay önce bıraktım. hastalıklarım artık daha hafif, fakat boğaz çakrası düğümü baki.

işte böyle. değişmek, değiştirmek lazım.

6 Aralık 2015 Pazar

paylaşmak

paylaşmanın, alınan keyfi ya da hissedilen üzüntüyü bir başka kişiye açmanın temel bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha idrak ediyorum. bu paylaşma birçok biçimde olabilir, fakat kendini ifade etmenin tırnak içinde sanata dönüştüğü o sınırda bir şeylerin farklılaştığını da düşündüm bugün. sanatsal ifadede bir farklılık var. belki estetik ya da yaratılan etki gibi unsurlar devreye girdiği için. sanatın nerede başlayıp nerede bittiği hep tartışmalı ve kanımca bağlamla doğrudan ilintili olduğu için bu sınırı nereden çizeceğimize dair bir fikir birliği yok. fakat yoğun duygulanımım sonucu yazdığım şiirin deneyimiyle (ki bu deneyim de tekil değil, çeşitli) bu duygularımı biriyle paylaşmamın deneyimi arasında fark var özetle. muhtemel ki burada egoya dair süreçler devreye giriyordur. iyi bir müzik dinleyicisi, dinlediği şarkı tüylerini diken diken ettiğinde bunu bir duygudaşlık içerisinde başkasıyla paylaştığında muhtemel ki aşkın bir deneyim yaşıyordur. fakat bu esrimeyle bir şiirin başına oturduğunda, belki onun yapı taşlarını oluşturduğunda, eğer iyi bir çevirmense, o hissi büyütüyordur, dönüştürüyordur; kim bilir.

3 Aralık 2015 Perşembe

korkmalı mı?


aralık

kasım ayı da geride kaldı. ben iyice suskunlaştım. uzaktan bildiğim bir insanın çok zor bir zamandan geçtiğini öğrendim, hüzünlendim. zaman hızlı akıyor. antep'e gidip geldim, ankara'ya gidip geleceğim. ve hep ama hep benim diyebileceğim bir ifadeyi, bir temsili ortaya koyma hayalim var. kar yağmasını hayal ediyorum. tam bir "kış insanı" olduğum söylendi geçen gün. doğrudur. bir de ülke gerçeklerinden kaçabilmek adına küçük bağımlılıklar geliştiriyorum. oyunlar oynuyorum. nefes alamamaya başlamıştım, hala da zor, ama bütün bunların arasında utana sıkıla bir yaşam alanı oluşturmaya çalışıyorum. olduğu kadar.