24 Aralık 2014 Çarşamba
23 Aralık 2014 Salı
kendinlikler
zaman geçiyor, insanlar değişiyor ya hani yıllar öncesindeki halleri hatırlayıp şimdi yapılan konuşmalara bakınca insan şaşırıyor. kendini ne kadar iyi tanırsan, ne kadar duygularının üstüne sözlerle ağlar örmezsen o kadar iyi.
16 Aralık 2014 Salı
fotoğraf
fotoğraf çektirmek ilginç bir konu. çoğu zaman hoşlanmadım, ama bu duruma karşı bir his beslememin ancak ve ancak benimle ilgili olabileceği de bir gerçekti. fotoğraf mevzusu nötr bir konu. toplumsal bağlama konulmadan çok da bir şey ifade etmesi zor, doğasından gelen, verili bir anlama sahip değil.
peki güzel fotoğraflarım olsun istemedim mi? elbette istedim. kendinin iyi bir temsilinin insanın hoşuna gitmemesi zor. güzel çıktığın bir fotoğraf o an neyse eğer, hafızada onun bağlamını bile değiştirebilir belki. çimenler daha yeşil, güneş daha parlak görünür.
ama işte bu zaman içerisinde dondurulma ve bir ana hapsedilme düşüncesinden doğan endişe ilginç. fotoğraftan hoşlanmamanın görünüşünü kontrol etme, kendini ortaya koyuş biçimini kontrol etme isteğine çoğu zaman ters gittiği de bir gerçek. ben fotoğrafı değil, fotoğraf beni yakalıyor. çalışılmış ve test edilip onaylanmış bir gülüşüm yok. bir yaklaşık, iki yaklaşıklarım var yalnızca. kapama, karartma ve dikkat dağıtma çabalarımı görmezden geliyor. böylesi hunhar, böylesi hızlı. bize sunduğu yabancılaşma bazen de gerçek bir yere işaret ediyor. bir temsil olmasına rağmen, aslen kontrolsüzlüğümüzü zararsız bir biçimde hatırlatmasında sıkıntı olmamalı belki de. fotoğraflarını sevebilmeye başlarsa eğer insan, kendini de sevebilir belki kimbilir. ya da geçmişini sahiplenme hakkını saklı tutuyorsa, bir tarafıyla da geçmişi rahat bırakmanın, onu kendi yazgısı ve görüntüsüyle baş başa bırakmanın özgürleştirici bir tarafı olduğunu da keşfedebilir.
peki güzel fotoğraflarım olsun istemedim mi? elbette istedim. kendinin iyi bir temsilinin insanın hoşuna gitmemesi zor. güzel çıktığın bir fotoğraf o an neyse eğer, hafızada onun bağlamını bile değiştirebilir belki. çimenler daha yeşil, güneş daha parlak görünür.
ama işte bu zaman içerisinde dondurulma ve bir ana hapsedilme düşüncesinden doğan endişe ilginç. fotoğraftan hoşlanmamanın görünüşünü kontrol etme, kendini ortaya koyuş biçimini kontrol etme isteğine çoğu zaman ters gittiği de bir gerçek. ben fotoğrafı değil, fotoğraf beni yakalıyor. çalışılmış ve test edilip onaylanmış bir gülüşüm yok. bir yaklaşık, iki yaklaşıklarım var yalnızca. kapama, karartma ve dikkat dağıtma çabalarımı görmezden geliyor. böylesi hunhar, böylesi hızlı. bize sunduğu yabancılaşma bazen de gerçek bir yere işaret ediyor. bir temsil olmasına rağmen, aslen kontrolsüzlüğümüzü zararsız bir biçimde hatırlatmasında sıkıntı olmamalı belki de. fotoğraflarını sevebilmeye başlarsa eğer insan, kendini de sevebilir belki kimbilir. ya da geçmişini sahiplenme hakkını saklı tutuyorsa, bir tarafıyla da geçmişi rahat bırakmanın, onu kendi yazgısı ve görüntüsüyle baş başa bırakmanın özgürleştirici bir tarafı olduğunu da keşfedebilir.
11 Aralık 2014 Perşembe
asabiyet
bu aralar ve özellikle dün hafif sinirler bozuk. hep bir yol ayrımına geldiğim hissi olurdu, ama şimdi bir yol ayrımındayım gerçekten ve iki taraf da sorumlulukları yüklüyor omzuma. hayati bir takım soruları cevaplamam gerekmiş gibi hissediyorum. dün konuştuk z. ile telefonda.
zamanımı kontrol edebilmek, daha fazla para kazanmaktan daha önemli benim için. Bugüne kadar okuyup ettiklerim ve gözlemlediklerim sonucu, çok paranın değil, makul miktarda bir gelirin ve vaktini kendi kendine ayarlayabilme yetisinin insanı mutlu ettiğine kanaat getirmiş durumdayım. ben insanını en azından.
bu yönde bir karar alabilirim yaklaşık 1,5 ay sonra. zaten çok para kazanmıyorum. ve bu durum için gerekli hazırlıkları aylardır yapıyorum. para biriktiriyorum. bir de yeni geçtiğim departmanda nefes darlıkları yaşıyorum arada. çünkü sürekli vakit talep ediliyor, angaje edilmeye çalışıyorum ve ben üzerime gelindikçe direnişin en görkemlisini sergileme eğilimindeyim. kafam niye bu kadar bozuk, ruh halim niye bu kadar sapkın, niye sürekli bir ergenlik onu çözebilmiş değilim.
yıllar sonra, birçok yılların sonrasında arkadaş ortamı iyice değişecek. bir kısım daha iyi, bir kısım daha kötü kazanıyor olacak. tüketim pratikleri ve bir araya gelmeler de buna göre değişecek. o noktada nasıl bir eksilik hisseder insan, hisseder mi bilemiyorum. daha şimdiden farklar oluşmaya başladı.
bir de "sevdiği işi yapmak" başlıklı bir mesele var. şimdiye kadar gördüğüm bol insanlı hallerin bende bir kayma yarattığı, sevdiğim işlerin çoğunun yazı kaynaklı olduğu. ve bu yönde bir seçim yapmam gerekmiş gibi geliyor bana. insanlarla anlaşamamak değil de, örneğin toplantılarda, örneğin istanbul trafiğinde bir toplantıya giderken geçen zamanda, sanki vaktim elimden uçup gidiyormuş gibi ağır bir his geliyor, bu tekrar eden bir duygu durumu.
göreceğiz. birkaç ay sonra bir bahanem olacak mı, olmayacak mı bilmiyorum. ama üzerime daha da gelinirse, daha büyük bir direniş oluşuyor bende. buna nasıl bir çözüm bulabilirim, bilemiyorum.
zamanımı kontrol edebilmek, daha fazla para kazanmaktan daha önemli benim için. Bugüne kadar okuyup ettiklerim ve gözlemlediklerim sonucu, çok paranın değil, makul miktarda bir gelirin ve vaktini kendi kendine ayarlayabilme yetisinin insanı mutlu ettiğine kanaat getirmiş durumdayım. ben insanını en azından.
bu yönde bir karar alabilirim yaklaşık 1,5 ay sonra. zaten çok para kazanmıyorum. ve bu durum için gerekli hazırlıkları aylardır yapıyorum. para biriktiriyorum. bir de yeni geçtiğim departmanda nefes darlıkları yaşıyorum arada. çünkü sürekli vakit talep ediliyor, angaje edilmeye çalışıyorum ve ben üzerime gelindikçe direnişin en görkemlisini sergileme eğilimindeyim. kafam niye bu kadar bozuk, ruh halim niye bu kadar sapkın, niye sürekli bir ergenlik onu çözebilmiş değilim.
yıllar sonra, birçok yılların sonrasında arkadaş ortamı iyice değişecek. bir kısım daha iyi, bir kısım daha kötü kazanıyor olacak. tüketim pratikleri ve bir araya gelmeler de buna göre değişecek. o noktada nasıl bir eksilik hisseder insan, hisseder mi bilemiyorum. daha şimdiden farklar oluşmaya başladı.
bir de "sevdiği işi yapmak" başlıklı bir mesele var. şimdiye kadar gördüğüm bol insanlı hallerin bende bir kayma yarattığı, sevdiğim işlerin çoğunun yazı kaynaklı olduğu. ve bu yönde bir seçim yapmam gerekmiş gibi geliyor bana. insanlarla anlaşamamak değil de, örneğin toplantılarda, örneğin istanbul trafiğinde bir toplantıya giderken geçen zamanda, sanki vaktim elimden uçup gidiyormuş gibi ağır bir his geliyor, bu tekrar eden bir duygu durumu.
göreceğiz. birkaç ay sonra bir bahanem olacak mı, olmayacak mı bilmiyorum. ama üzerime daha da gelinirse, daha büyük bir direniş oluşuyor bende. buna nasıl bir çözüm bulabilirim, bilemiyorum.
9 Aralık 2014 Salı
değişmek
bir yıl öncesine ışınlanmak istesem, farklı bir insan olacak belki karşımda. ne kadar kısa süre halbuki. bu da şaşırtıyor beni. oturup konuşsak biraz, bazı konularda anlaşamayacağız. insan her an başka birisi, umut veren bir tarafı var bunun. genetik, büyüdüğün ortam vs. derken, sürekli devinim halindesin aslında. bazen de bu şekilde kaybettiğini düşünebilirsin, bir şeyleri, ama sabit kalan tek şey galiba eskisine göre daha "biliyor" olduğumuz hissi, deneyim kazandığımız düşüncesi. halbuki saplanıp körleşebiliyor da kişi. vesair vesair.
6 Aralık 2014 Cumartesi
bizden önce
bizden önce, çok çok önce birilerinin yaşadığını anlatılardan, fotoğraflar ve filmlerden biliyor olmamız beni büyülüyor anlamsız bir şekilde. bir yüzyıl önceden fotoğraflar görmek ve o insanların o anlarının benim şu anım kadar 'gerçek' yaşandığını düşünmek bir tuhaf geliyor. bir fotoğrafta gülen kadının ve ona hayranlıkla ve coşkuyla sarılan adamın bu anı, kare kare yavaşça gözümün önünden geçiyor. sinemada görüp de edindiğim bir şey herhalde.
2 Aralık 2014 Salı
öğlenler
bazen dolu bazen boş oluyorlar. bir ara doluydu, artık yine boş. insanlar bana çarpsın ve ben onlara doğru bir adım dahi atmayayımcı nerec. n'apcaz senle?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
