25 Temmuz 2017 Salı

sonlananlar

astrolojik görünüm bugüne kadar sürüncemede kalmış bazı işleri sonlandırmam gerektiği yönünde. karnım devasa hale gelmişken birikenleri sonlandırmada ciddi sıkıntı yaşıyorum. michael stone'un ölümüyle birlikte başlayan yeni bir döneme girdim sanki. ilerlemeyi ya da geri adım atmayı reddediyorum. içgüdüsel şekilde kendimi izole ediyorum. sessizleşiyorum, durgunlaşıp sanki bir çizgiye dönüşüp yeniden başlayacağım.

aylardır günlüğe elimi sürmedim. dün son seansa gittim. karnım dalgalanıyor. sancılar bazen tuhaf şekilde hoşuma gidiyor. sözümü yere yakın tutmaya çalışıyorum. yani söylediğim olana denk gelsin istiyorum. kendimde olmak için bir yolda olmam gerektiğini, fazlalıkları atmam gerektiğini düşünüyorum.

yolda olmak önemli. bir diğer önemli olan şey ise topluluğun parçası olmak. (ve kadınlar daha çok gece doğururlarmış, mağarada yaşanılan dönemlerden, yırtıcılardan bebeği koruma amacı hücresel düzeyde aktarılan bir beden alışkanlığına dönüşüyor) topluluğun parçası olamadım henüz. belki de olurum. belki de stone'un yok oluşu yeni varoluşlara yok açar. stone'un yok oluşu hiçbir şeyin göründüğü gibi olmayabileceğinin, bir şeylerin şeklinin onun deneyimini yansıttığından emin olmamamız gerektiğinin bir hatırlatıcısı gibi.

öğrenecek, anlaşılmaya çalışılacak çok şey var. insan depresif hissedip hiçbir şey yapmak istemediğinde ise dünya hiç de öyle değil. bakış açıları arasındaki bu dramatik farka her seferinde şaşırıyorum.

ve bir işte iyi olunması için 10000 saat onu yapmış olmak gerektiğini okuyorum guardian'daki bir makalede. harcanmış potansiyellerden bahsediliyor. tetikleneceğim o konu bugün önüme geliyor. jupiter conjunct mc.

sevgi dolu hissediyorum bunlara rağmen. bol bol sevgi. ve favori rengim nedense toz pembesi. olacak iş değil. çevremiz değişimlerimizin ne kadarında bizle olabilir? ne kadarını tolore edebilir?

arkaplanında swod çalan bu blog postuyla diliyorum ki sonlanmayanlar sonlansın, başlamayanlar başlasın. amen.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

mayıstan bu yana

mayıs'tan bu yana tek kelime yazmamışım. hiç bu kadar ara verdiğim olmamıştı. bu yaşamın beni doldurup genişlettiği -şişirdiği- dönemde bırakmaktan çok, tutmaya odaklandım belki de. çok kelime çıkmıyor ağzımdan. bazen bir sakinlik çöküyor, gitmiyor üzerimden. neredeyse bir ay içinde yeni bir kimliğin kapısını aralayacağım. eski ruh halim 'asıl ben'i oluştururken uzun süre, şimdi beni ne karşılayacak bilmiyorum. tekillik halinin sonu. önemliliğin sorgulanması. yönetimde çift başlılık. bebek bezleri.

16 Mayıs 2017 Salı

yeni dönem

yeni dönem başlıyor, yeni dönem korkutuyor. bir süredir sessiz olan içimdeki yalnızın sesi bu akşam canlandı, derinleşti, kendini hissettiriyor. denizin ortasında giden bir buzul gibi. dingin ama kırılma tehlikesi altında. sıradanlığa dair bir şey anlatıyor.

21 Nisan 2017 Cuma

sınırlı

beden hareketlerim sınırlandı. havuza gitmek üzere geçtiğim güvenlik kapısı, evin yokuşunda bana yavaş yavaş yorgunluk basarken önümde uzanan yol, boy aynasının önünde duruşum, yataktan zor doğruluşum, sağdan sola kendimi fırlatarak dönüşüm, londra'dan aldığım ayakkabılarla ağrıyan ayaklarım, fotoğraflarda geçmişten şimdiki bana bir sır paylaşır gibi bakan yüzüm, sanki içimdeki bir kuyudan dışarı ışık tutan ruhum bu dönemden aklımda kalacak kareler. verili kabul edilen şeylerin ne kadar hızlı değişebildiğinin algısı ile birlikte. bir karşılaşma olmadan çoğu durumumuzun farkına varamıyoruz. insanlar, yüzler, kitaplar, etkileyici satırlar, hikayeler bir ayna görevi görüyor.

12 Nisan 2017 Çarşamba

istemediklerim

domestik bir rutin içinde yavaş yavaş erimek istemiyorum.
yeni dertlerden korkarak değişiklik yapmaktan çekinmek istemiyorum.

6 Nisan 2017 Perşembe

huysuz

insan istiyor ki sallamayayım. ama beden hem kısıtlı durumda hem de hasta olunca kaldırılamıyor. birilerinin desteğine ihtiyaç duyuluyor. saatlerdir yataktayım ben de. bu hissimle uğraşıyorum. sıkıntıdan mı böyle, hastalıktan mı, neden, anlamaya çalışıyorum.

27 Mart 2017 Pazartesi

song to the siren

bir anda song to the siren'ın en iyi cover'ının hangisinin olduğuna karar vermek için şarkılar arasında dolanırken buldum kendimi. müziğin derinliklerine çekilmeyeli çok olmuş. oralara doğru ilerleyince sanki bir şarkı diğerine yol açıyor, akşamın kendine has bir hikâyesi oluyor; dalıp gitmek, gidilen yerde yeni bir hayal bulmak mümkün oluyor.

yaşam değişiyor. buraya az yazıyorum. karnımda tekmeler. belki çok daha fazla yazacağım bir geleceğe ilerliyorum. analize gitmeyi düşünüyorum. bazı şeylerin sonlandığı, bazılarının başladığı bir kıyıdayım, görebiliyorum.

kaş, göz ve ağız yaratmakla meşgulüm. yepyeni bir duygu tünelden geçerek içeriye sızıyor, aydınlatıyor.

bir doğa severim, istanbul'da oturuyorum, hayattayım, sevdiklerimden oluşan bir ağ içinde nefes alıyorum.





9 Şubat 2017 Perşembe

hoş bir caz akşamı

hoş bir caz akşamı olsa iyiydi. ofiste bir gündü onun yerine. vakıfta bir gün nadiren, bazen de ofiste bir gün. nedense tahammülüm tükenmiş. halbuki geçen gün okumuştum, hangi seçeneği seçtiğin değil, seçimi hangi psikolojiyle yaptığın önemli diye. ben de istiyorum ki bunun hakkını vereyim. içimdeki minik isyan çeşmesini bulup onunla biraz olsun söyleşeyim ve anlayayım. anlayayım ki bir daha yapmayayım böyle. bir daha seçersem, tıpkısı "normal" insanlar gibi "normal" tepkiler vereyim.

dileğim bu.


6 Şubat 2017 Pazartesi

uyku

yüksek sesle telefonda konuşan insanlar (hele bir de başkalarının yüksek sesle konuşaasına söylendikten sonra) yine yüksek sesle telefonla konuştuklarında bayağı şaşırıyorum.

16 Ocak 2017 Pazartesi

ayda 1

ayda 1 sesimin çıktığı blog biraz tenhalaştı. zaten kendi kendime yazıyordum, bu kafadaki rüminasyona, arada panikle telaffuz ettiğim birkaç cümleye dönüştü.

şubat ayında ayrılacak, yeni bir pencere açacaktım. belki hayalim boşluk ortasında oturmaktı. fakat evdeki hesap çarşıya uymadı, hayat planları değişti. böyle olunca işteki varlığımı mayıs, haziran'a kadar uzatmak farz oldu. fakat o kadar tahammülüm düşük ki, artık yeni bir aşamaya geçmek, neyse o boşluk ya da yeni doluluk, onunla yüzleşmek istiyorum.

ülke gündemi acaba pakistanlaşıyor muyuz noktasına gelmişken, gerçekten umudun kaynağını bulmakta zorlanabiliyor insan. kişisel hayatında umut kaynağı olabilecek şeyleri yaşarken "dışarıya rağmen" umut duyarken suçlulukla naif olduğu düşüncesi arasında gidip geliyor. sonra bazı anlarda hayatta iyi giden şeylerin, sevilen insanların kırılganlığının farkına varınca her hücresine kadar "dolu" hissedebiliyor.

bu yılki kartım "hanged man" imiş. sürüncemede kalma, gözlemleme, bekleme, fedakârlıkta bulunma ve akışına bırakma.