20 Kasım 2010 Cumartesi

corc dabılyu bush ve televizyon dünyasından esintiler

bu adam gerçek olamaz, olmamalı ama gerçek. jay leno'ya katılmış bu şahıs ve görev sırasındaki en büyük pişmanlığını/mutsuzluğunu soruyor leno the şaklaban, o da diyor ki saddam'da kitle imha silahı bulamamız. ama adamın kitle imha silahı bulundurma potansiyeli çok yüksekti. dünya o lidersiz daha güzel bir yer, diyor. jayciğim the yalaka da o amerikalılarda çokça görülen hafif ağır çekim süspansiyonlu alkışlama biçimi ve kafa sallayışıyla başkana hak veriyor. yani özetle bu adamın kitle imha silahı bulundurma potansiyeli bir sürü insanı öldürebilirdi diy mi? bu sebeple bir araştırmaya göre beş yüz bin, bir diğer araştırmaya göre bir milyon ıraklı öldü. gelecek nesilleri kurtarmak için. çünkü saddam bilinçsiz nükleerci, ama diğer nükleer silah sahipleri bu silahın kullanımı konusunda son derece erdem sahibiler.


bugün değişik dizilere de konuk oldum. çocuklar duymasın eskiden hatırladığım kadarıyla son derece sıkıcı, son derece doğru ahmet yanlış memet tarzı bir diziyken, ben mi çok yaşlandım ne, bir iki yerinde pek eğlenirken buldum kendimi. hatta bir ara meltem kocasına, bana niye çiçek almıyorsun temalı argümanını meşrulaştırmak için toplumun erkek olarak sana biçtiği rol bu dedi. kocası da ona ama toplumun sana biçtiği rol de evde oturmak minvalinden bir sey soyleyınce, meltem kadınların rolu degısıyor ama dedi. boyle bır femınızm anlayısı da gozlerımı yasarttı.

sonra vedat milor'un karadeniz yemeği yediği yeri de ziyaret etme isteğiyle kavruldum.

ntv'de aynı haberlerin gün içinde birkaç kez tekrarlanmaması gerekiyor. bir de füze kalkanısı konusu olmuşuz o da hayırlı olsun, muhabirlerin hayatını düşündüm. butun gece burdayız dedi muhabir, giderler, ucaktan inerler, otele yerleşirler, sonra boyle uluslararası bir toplantı oldugu ıcın cıddı kıyafetler gıyılır. sonra napar bu ınsanlar o bınanın ıcınde? dedıkodular kac dılde dolasır? otelde yemekler guzel mıdır? sehrı gezebılıyorlar mı? son ıkı soruya yanıt evet'se muhabırlık guzel bır ugras olabılır didim.

spartacus adlı nadide dizimizi izledim, kötüydü, spartacusun muhtemel baskaldırısını hayal ettıgı sahneler bır anda sıyah beyaz renklerle bırlıkte cagımız aksıyon fılmlerınden kopma bır hale burunuyordu. ben romayı herkesin birbirini biçtiği ve boğaz kesmenin kan sıçratma olarak bize yansıdığı nüdizm felsefesini benimseyememiş bir çıplaklar kampı zannederken, internette hakkındaki yorumlara baktım, bu sansürlenmiş haliymiş, bir de komik yorumlar vardı, "tarih de böyleymiş ama dostlar, muhafazakarlasmayın" diye. tarihin denk geldiğim kadarıyla böyle klişe cinsellik, böyle gym şişkini erkekler ve xena'nın temsıl ettıgı domınatrıx kadınlar içerdiğiyle ilgilı şüphelerim var. gladyatörlük daha çok uzun kasları çalıştırıyomuş, tarih öyle dedi.

en son ç kubat, a. ümit yıllar önce dizinin yönetmeniyle arka sokakları konuştuğunu söyleyince, kubatın "bayan oyuncu olarak beni mi düşündünüz o rol için" şeklinde bir latife yapması benim midede bayan bir ekşime yarattı. ya bu sporcular, kadın polisler falan, hele bir de sporcu ve ustune kadın polisi oynayan oyuncuysalar ozellıkle erkek alanı olarak gorulebılen yerlerde bır "bayan"ı sahıplenme, bayanı bir kalkan belleme halindeler. namusumuzla oynuyoruz, namusumuzla smaç vuruyoruz gibi gibi. hani voleybolcular da melek mi ne olmuşlardı bi ara. cagla yuzunden dunyadan sogudum.

bır ara canlı paraya da baktım. sunucu arkadasımızın o telefon konusmalarındakı rahatsız edıcı sessızlık halını sürekli taşıyan bir hali var. benım bıldıgım bu yarısma programlarında katılanlar oyle her gun gaf yapmazlar. bellı kı onceden bırılerı alır onları karsılarına acıklar naapmalı naapmamalı. ama burada bu sunucu kardesımız oyle bır gergınlık ıcerısınde kı sankı sureklı bır gaf potansıyelı var ortalıkta. ya gerılıyor, ya da laf sokuyor. nyu'da sinema eğitimi almak için bu yarışmaya katılan bir kadın vardı programda. işini gücünü bırakıp kendini sinemaya vakfetmiş. ya nedense, bu kadın bu parayı kazansa bile sırf bir kere boyle cok paralı yarışmaya katıldı diye yönetmen olamazmış gibi bir inanışa sahibim. lotoya konup yönetmen olan hiç duymadık. hani oyle tepeden inen para ancak yat, kat ve değişik girişimlerde batırılma olarak tekrar dolaşıma girebilirmiş gibi. bir de boyle inanışların jenerasyonlar arası dağılımına baktığımızda anneannemin bu yarışmaya niye katılmıyosun diye beni teşvik ettiğini, hiç böyle batıl inançları olmadığını görüyoruz. bu arada sorular ve cevapları arasındakı uzuuuun bekleyısten oturu de ızlenmez halde bır yarısma. halbukı bır kelıme bır ıslemı cok severdık bız. elımızde kagıt kalem cozmeye calısırdık. bunda paralar dagıtılıyor 1 dakkada, sonra bekle cocugum bekle, bekle cocugum bekle. neye cevap verdık, nooldu. sunucu bu açığı kapamak için soruyu ve şıkları sekiz kere hatırlatıyor. böyle gerilim unsuru olmaz olsun.

böylece de 4-5 saatlik tv seansımız da sona eriyor.

elbette bu bloga uygun bir tv resmi seçecektim, böyle çimenlerin içinde yalnız ve mahsun. tıpkı benim gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder