15 Mayıs 2015 Cuma

hasta

yine hastayım. uygunsuz bir zamanda, yolculuk öncesi hastayım. carmen laforet'nin hiç'i sonrası, jean amery'nin suç ve kefaretin ötesinde'sini okumaya başladım. 2. dünya savaşı sonrası barselona sokaklarında 18 yaşındaki bir kızın süzgeçinden geçmiş bu dünyadan sonra, auschiwitz'de kalmış, sürgün, işkence ve yurtsuzluğu yaşamış jean amery'e geçtim. yine 2. dünya savaşı dolaylarında kaldım. o dönemde beni kendine çeken, daha çok öğrenme isteğimi kamçılayan bir şey var. belki de insanın ne olup ne olmadığı, nelere kadir olduğunun sorgulandığı bir dönem olduğu için.

amery'nin kitabını hastayken okumak zor. ağır geliyor ve bir noktadan sonra okumaya devam edemiyorum. derinden etkileniyormuşum gibi geliyor. o diyor 'bir gerçekliğin mutlaklık talebinde bulunduğu yerde, söz uykuya dalar' diye. subaltern'ın dilsizliği gibi şeylere bağlanabilirdi belki, buradan bir tartışma açılırdı. ama toplama kampı bağlamında, sanki bu cümle tek başına yeterli ve oradaki deneyim de paraleli olmayan bir deneyim. paraleli olmamasına karşın, insanlık hallerine dair de çok şey anlatabilen bir dönem.

bir de kitap boyunca en az iki kere tekrar edilen proust'un şu sözü benle kalsın istiyorum: rien n'arrive ni comme on l'espere, ni comme on le craint: hiçbir şey umduğumuz gibi de, korktuğumuz gibi de gerçekleşmez. ve bugüne kadarki hayat akışıma ne kadar uyduğunu fark ediyorum bu sözün kitabı okurken.

bir de ameliyattan çıktığımda 'bir et parçası' gibi hissettiğimi söylemiştim. bir de doktora 'bu yaptığınız işkence' gibi bir laf da etmiştim. üstüne amery'nin işkence anlatısını okumak tuhaf oldu. işkence öyle olmaz elbette, ama ucundan kıyısından 'yalnızca bedene indirgenme'nin nasıl bir şey olabileceğini hayal ettim sanki.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder