12 Ekim 2015 Pazartesi

ankara

kuzenim hafif yaralandı bombalamada. bense biraz toksik bir insana dönüşmeye başladım. insanların, ankara'nın acısının görülmediğini düşündüğüm her noktada içimde bir öfke kabarıyor. kuzenimin yaşadığı korkuyu ve travmayı düşünüyorum, ölenleri düşünüyorum, ankara'da biraz sol düşünceli olup da bu olaydan etkilenmemiş insan yok. ve biri -maalesef hayat devam ediyor- dediğinde ruhsuz geliyor, oradaki maalesef de yeterli olmuyor, öfkeleniyorum.

bir başkası bu halktan bir bok olmaz, gidin iç ege'ye orada kahvehaneye oturun, der. bir diğeri allah kahretsin, herkes faşist, bu halktan bir bok olmaz, bu ülkeden bir bok olmaz der. bunlara tahammül edemiyorum, katlanamıyorum. bu çaresizlikle - kimseden bir bok olmayacağı durumu - ile nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.

insanlık tarihinin en parlak döneminde değiliz evet, ama en kötüsünde de olmadığımız kesin. garın önünde ölen ve yaralananlar barışı istiyorduysa eğer, bizim buna uğraşmak için borcumuz olduğu da kesin. örgütlenmek gerekli, ama yapamayanlar yalnızca biraz ucundan tutsa, birazcık insanlarla ilişkiye girse, iletişime geçse, kendini anlatsa, bu da bir şey, bu da bir şey sayılmalı, olmalı. toplu karamsarlığımız, kendimizi pasif hissetmemize sebep oluyor. bu hissiyattan çok çarpıcı sanat eserleri çıkarabilirdik belki ama onu da yapmıyoruz görünüşe göre. öte yandan, kontrolü elimizde biraz olsun hissedebilirsek eğer, umut kazanabiliriz. biraz olsun bilgisayar karşısından kalkıp insanlarla doğrudan ilişki kurabilirsek eğer, küçük de olsa bir şeyde işe yaradığımızı düşünürsek, biraz iyi hissedebiliriz. burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesiyse, bizim de ülkemiz. biz de burada doğduk, biz de burada büyüdük. ilk bırakan, kaybeder. buna inanmak istiyorum. öteki türlü, çaresizlikle ne yapacağımı, nerede duracağımı, ellerimi nereye koyacağımı bilmiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder