5 Mart 2016 Cumartesi

proje

yeni bir projeye başlayıp pirinç ayıklar gibi eski yazılarımı ayıklamayı, sonra da onlarla pilav yapmayı düşünüyorum. sanırım yazı yazmayı düşlerken karnımın acıktığını fark ediyorum. kelimelerim yenecek kıvamda olsunlar.

burgazada'dayken (ya da burgaz adası) hayatın benim aksime değil, benim ilerlediğim yönde aktığı bir senaryonun ihtimali beliriyor. bu mutfakta yemek yapasım, bu evde okuyasım geliyor. denizden rüzgar esiyor; iki kedi var. doğaya yakınlık, bu yakınlığın uyandırdığı kurtuluş ihtimali, bu ihtimalden doğan romantik anlatılar. bunlardan da vazgeçesim yok belli ki, döndürüp döndürüp duruyorum. pilavım demleniyor. 

şimdi bu projeyle havayı büküp bükemeyeceğimi anlayacağım. belki her gün 10 dakika ayırsam - alışmış kudurmuştan beter olsa da - olacak bu iş. iç ses: ben zamanla birlikte ileri doğru yüzüyor, akıntıyla ilerliyorum. 

zira bu son ayın teması kabul edilebileceğim düşüncesiydi:
-sosyal açıdan belirlenen norma adapte olmama gerek yok (ve kalbinde derin bir sosyal yara yatıyor dedi kadın)
-iş başarısı için sahip olmam gereken sosyal kelebeklik oranını tutturmama gerek yok (ve kendini her şeyden soyutlamaya çalışıyorsun, bunun sonu sedef hastalığına varabilir dedi kadın)

müzik gibi anlatıları da daha çok sevdiğimi fark ediyorumdur belki de. örneğin thomas bernhard, örneğin tekrar eden cümleler, örneğin obsesyonun anlatıdaki yansımaları (eğer gözün düzelsin istiyorsan, mükemmelliyetçiliğini bir kenara bırak dedi kadın. )

işte böyle böyle -teyzemler geldi, iki gün kaldılar, hepsinin de problemi baktığında aslında varoluşsal demişti teyzem, sahi kimdi onlar? - 

böyle birkaç gün akıp gidiyor da, sonra o zamanın içinden birkaç cümle öne çıkıyor, akılda kalıyor. cümlelerin güzel olabilmesi için onları duyacak insanlara ihtiyacı var.

eğer gerçekten ben buradan değilsem, işte ancak o zaman her şey yolunda. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder