20 Ağustos 2018 Pazartesi

karamürsel

içim dolu. bazen çok konuşurken bulsam da kendimi (genelde anın tam ortasında, bir anda dışarıdan kendime bakar hâlde buluyorum 'kendimi') genelde sustuğumu fark ediyorum. suskunluk konuşmam beklentisini karşılamamamın yanı sıra içimde olanları ifade etmeme/edememeye denk geliyor. bir şeyler, bir dalganın üstünde gibi kıyıya vurup geri çekiliyor. ben onu tutup da sudan kaldıramıyorum. ne olduğunu bilmiyorum. orada, içimde bir kaya gibi oturuyor. ne yaşanıyor bilmiyorum. niye böyle oldu bilmiyorum.

bildiğim kulağıma gelen konuşmaların çoğunun bende cevap verme isteği uyandırmaması. sanki suyun üzerinde gezen harflerin bir bütünü bu duyduğum cümleler. derini yansıtmıyor. belki yalnızca geçici gölgeleri güneş ışığının ulaştığı derinlere yansıtıyor. (bunları yazarken ifade edemediğimi düşünüyorum).

bazen öyle bir hisse kapılıyorum ki insanların ötesini görüyorum. konuştuklarının ötesini görüyorum. bakamadığım gözlerinin içinden girip onların göğsüne oturmuş, ifade edemedikleri o kıyıya vuran kelimeleri hayal meyal seziyorum. orada bir şeyler var ve onu ifade etmedikleri sürece ben konuşmayı reddediyorum. böyle bir hâl içinde, insan ilişkilerinde, kendini ifade etmede çoğu insanla sıkıntı yaşıyorum. buna bazen en yakınlarım dahil oluyor. görülmediğini düşünenler tatlı ve naif, görüldüğünü fark edenler eğer yargılandıkları hissine kapılıyorlarsa gergin oluyorlar. yargılamıyorum. aynısından bende çokça var. sadece başka türlü bir iletişime bu aralar kapalıyım. çocuğa ve çalışmaya çok fazla enerjim gidiyor ve olmayan kendim hakkında anlamsız cümleler kurmak istemiyorum. ben o değilim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder