24 Nisan 2009 Cuma

postkolonyal aura


evet, bir uyanma hali oluyor yine. istanbul guzel bir sehir midir? sorusuna verdigim cevap bir anda degisiyor. istanbul guzel bir sehir degildir kardesim diyorum. e elbette guzel olan, aradan sectigin semtler binalardir hani. istanbul'un turistik ismini belirleyen semtler avrupa yakasinin kiyi seridi, anadolu yakasinin kiyi seridi, sultanahmet ve taksim dolaylarindadir.

hani istanbul minik rituellerimin, denize bakisin ve arkadaslarin oldugu gulusmelerin guzel semti oluyor iste. parcalari, anlarin sehri gibi. neresinde yasadigina gore cokca degisen bir sehir.

neyse istanbul aurasi delik desik olmus insanlarin sehridir efendim. x kisisi bir arkadasinin auralarla ilgili soyledigi bir seyi bana bir sir verir gibi soylemisti. bu arkadasi yoga ogretmeni, iste dunyanin bilmemne gurulariyla calismis vs. ve auralari gorebilen bir insan ayni zamanda, (dogru kabul ediyoruz soyleyecegimiz noktaya gelmek icin) ve auralari goren bu insan, ne yazik ki yoksul siniflardan olan insanlarinin auralarinin daha feci halde oldugunu soyluyor. delik desik ve rengi sonuk. auranin duzgunlugu de biliyoruz ki, kendiyle barisikliga, evrenle uyumluluga, enerjilerin rahat akabilmesine kisaca "iyilige" delalet. auranin duzgunlugu, parlakligi ve devamliligiyla olculuyormus.

bir de alinti:
"Also, aura is our spiritual signature. When you see a person with a bright, clean aura, you can be SURE that such person is good and spiritually advanced, even if he/she is modest and not aware of it. When you see a person with a gray or dark aura, you may be almost SURE, that such person has unclear intentions." (emphasis not mine :p (akademi ici sakasi da ilistirelim buraya))

ve yani kisacasi, eger diyelim yoksul insanlarin daha kotu auralari varsa, o halde diyoruz ki aura temizligi, yurek temizligi dedigimiz sey de belli kosullarin varligina bagli olarak gelisiyor. bu kaba okumamizda diyoruz ki auranizin temiz olmasi icin en azindan temel fiziksel ihtiyaclarinizin karsilanmis olmasi, evinizin yakinina cop konteynirlarinin cop bosaltmiyor olmasi, gunde iki vardiya calismiyor olmaniz, tercihen kot taslamiyor olmaniz, sehir sebekesinin suyunu icmemeniz ya da ne bileyim en azindan belediye otobusunde iki saat gecirmiyor olmaniz gerek.

bu durumda spirituel dunyanin sevgili gezgin yoksullari? siz de ormanlarda, dogada bayirda cokca gezip kendinizi "yol"a adamisken bu aktiviteleri sehir kosullarinda yapmiyordunuz sanirim. ama baska bir arguman da uretelim: hic hindistan'a gitmedim, gitmis gibi davranayim, bir rontgenci bakis atayim oraya. en azindan oradaki fakirlerin sehir kosullarinda da fakirliklerine devam ettiklerini ve auralarinin "temiz" oldugunu kabul edelim. bu durumda bu bir celiski midir ? (hangi dizide vardi bu) eh bence degildir...

ruhumuzun/auramizin temizligini yakalamak icin dahi bir takim seylere ihtiyac duyuyorsak (ev gibi, hele kadinsa bu kisi, daha korunakli bir ortam gibi -cunku kendini ormanlara, sokaklara atmasi vucut butunlugunu daha cok tehlikeye sokuyor-) batsin bu dunya. az kosullarla cok isi basarmis olup temiz auraya ulasanlarla, elindeki konforlariyla temiz auraya ulasmis insanlar arasinda da bir hiyerarsi doguyor o zaman. yani temiz aura esittir temiz aura olmuyor. buna da kizdim simdi olmaz.
o zaman batsin bu dunya diyorum. ya da burada daha politik acidan angaje bir noktaya ilerlemem gerekiyordu bilemiyorum.

bu isin postkolonyal kismi ise ayri ayri bir mesela. diyelim artik postkolonyal bir dunyada yasamaktayiz ama bazilari, denildiginin aksine o yola ciktim kendimi buldum surecinden cok, zorla goc ettiriliyor, gumruk noktalarinda anksiyete ataklari yasiyor diyelim. yani yolculuk dedigimiz surecin nostaljisi ve ogreticiligi hayatta kalma mekanizmalarindan cokca besleniyor diyelim. ama gordugumuz uzere en basta yoga hocamizin yaptigi gozlemden yola cikarak postkolonyal, "ucuncu dunya" ulkesi dedigimiz yerlerde daha az akiskan, delikli aurali insanlarin oldugunu goruyoruz(yoksulluktan dolayi).
yani istanbul dedigimiz delik aurali bir sehirdir. yari-kolonilesmis, hep bir arada derede, zor bir konumdadir gezegen acilarindan dolayi.
boylece de istanbul konusundan postkolonyal aura adli bir meseleye dogru yelken aciyoruz.

ve butun amac aslinda paper icin okuma yapmamaktir diyerek spekulasyonumuzu sonlandiriyoruz.



4 yorum:

  1. şuraya bir levent kırca skeci anlatıcam ama bir yandan utanıyorum Allahım levent kırca bir insanı bu kadar etkilemiş olabilir mi iki lafından biri olacak (o) kadar... (gıcık edebiyatçı parantezi bunlar)

    verem olmuş gariban bir adam (sinan bengier: hani şu "copumu yidim yumuşacık oldum" skecinde oynayan) doktora gidiyordu bir keresinde. doktor anlatıyordu iyileşmeniz için biftek yemeniz portakal suyu içmeniz fitness yapmanız mehtaba karşı oturarak gökkuşağına şiirler döşemeniz lazım gibi şeyler söylüyordu (biraz uydurdum söylediklerini ama fikri anladınız). adam da: "iyi de doktor bey, ben bunları yeseydim verem olmazdım ki" diyordu.

    işte o minvalde ben de, aurası kötü olan yoksullara her sabah ikişer dilim nutellalı ekmek üzerine bal sürdükleri bir kahvaltıyı alışkanlık haline getirmelerini tavsiye ediyorum. bu, onların auralarının güzelleşmesi konusunda önemli katkı sağlayacaktır. ayrıca haftasonu istanbul yakınındaki, senede birkaç kez ise uzağındaki çeşitli tatil yörelerimizde birkaç gün vakit geçirsinler. bu onları pür ü pak edecektir. daha olmadı ailelerini alıp paris'e disneylanda gitsinler (off yok artık!)

    İmza: Auralarımızı Güzelleştirelim Vakfı

    ps. şaka şaka harbiden yok artık, ankaraya açacakmış bizimki disneylandı buraya gelsinler.

    YanıtlaSil
  2. valla bu Auralarimizi Guzellestirelim Vakfi olayini cok sevdim, hemen calismaya baslayalim derim.
    maksat halk aydinlansin, meditasyon yapsin,reiki gondersin.
    boylece gelismis ulkeler seviyesini yakalasin.

    YanıtlaSil
  3. yalnız dünyadaki aura sabit mi bunu biliyor muyuz, eğer öyleyse daha az gelişmiş ülkelerden (daha az gelişmiş: çok da correct ifadeler) aura ithal etmemiz gerekir ki bence birinci hedefimiz böyle bir ithalat için Çin olmalı. zaten çok insan var, toplam auraları da çoktur onların. özellikle tibet cihetinden aura ithalatına başlarsak bir daha bu ülkede yüzler asılmayacak, taksimler savaş alanına dönmeyecek, berci kristinler yazılmayacaktır. halkımız ne mutlu türküm diyecektir.

    YanıtlaSil
  4. hahah ne mutlu aura somurusu oldu bu:)
    yasasin aurakapitalizm.

    YanıtlaSil