hava kapali. gozluklerimi takinca sarilasiyor her sey. dunya bana burunuyor.
*
bir evin icinden, elli yaslarinda bir kadin firlayarak cikiyor. kizi evde, o kadin gitti diye uzuluyor, agliyor. anneyi beklentiler boguyor, disiplin olduruyor. bahceye beklenmedik bir ruzgar doluyor, sandalyeler bosaliyor.
*
evine gittim, yaklasamadim ona. cok mu cocuk olurum diye korktum. hayat ne kadar agir, onu bilmememek icin direndim hep, dusundum ki soze donusurse her sey, hep bir umut var. biz her seyi soze donusturursek, rollerin kosesinden kiyisindan suzulup, dans ederek gecebilirsek, umut var.
*
o kosan kadinin da bir annesi vardi. "keske" dedi, "ismini aglayan koymasaydim. simdi kizim hic aglamiyor."
*
o kadin hep sakin oldu. birisi gidince buralardan kafasini mesgul tuttu. icinden cikacak bir sey varsa- mesela matem- beynini mesgul ede ede onu kucultecegini dusundu. bazi parcalarini hep sakladi, acmadi. o isimsiz kendilik bir kuyuya donustu, dikkatini daginik, ellerini sakar yapti.
garip bir depresyondu onunkisi, hayat diye agdali bir sey varsa, hani su terazide hep agir cikan, onda vucut buldu. butun nemli havayi uzerinde tasiyordu, nasil oluyorsa insanlarin cumlelerini, sozlerini, duygularini bir miknatis gibi kendine cekiyordu.
icindeki derin bosluk bir evdi; isgal edilmesin istedi. o ic evinin sinirlari icinde dinleniyordu. oysa kafasini bosaltmaya calisirken, surekli disaridan yeni cumleler siziyordu icine. konusmalar boguklasiyor, boguklastikca da etkileri artiyordu.
o biliyordu ruh nasil serin, insan nasil dingin olurdu. buna inanmayanlara o boslugu anlatmak cok zordu. en buyuk kesfini yasayamadi.
eskisine gore sessizlesmedi, zaten kendisiyle ilgili hep sessizdi. bu yuzden onun depresyonu sinsiydi. aglamayan, sikica kavradi sikintisini, cebine koydu.
caktirmadikca da yoruldu.
elleri cebinde masa oldu, sandalye oldu.
ama cok yoruldu.
*
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder