1 Aralık 2009 Salı

dalgalar

evlenmedik diyelim ve her haftasonu tekrarlanacak olan sabah kahvaltilarinin boguculugunun disinda kalmayi tercih ettik. aliskanliklara ne kadar direnirsek o kadar iyi dedik, eylemlerimiz hep canli olsun, eriyip gitmesinler istedik. dusunceler uyusmasin, telkin etmekten cok, surekli ayakta tutsunlar bizi, gozlerimiz acik olsun istedik.

bir kendilik de istedik bunun yaninda. bir oznellik. o dusunceleri uyanik kilacak bir yasam tarzi bulmaya calistik kendimize. ister igneleyici olsun, ister isyankar olsun, ister hayranlik belirtsin; ozetle dusuncelerimiz farklilik bildirsin istedik. arzuyla geldigimiz su dunyada, kendi sonumuzu kendimiz yazalim istedik.


ve sonra bir ara, hani saclar da yasla birlikte kemale erip, beyazlara burununce, butun heyecanlarin, bizi bir turlu dinlemeyen toplumun, bizi bir turlu dinlemeyecek ve bir "kitle" olarak algiladigimiz toplumun, onunla biz uyum saglamadikca bizi kuculttugunu, alanimizi kuculttugunu gorduk. ilerledi yas ve butun heyecanlar, yesil dallar kahverengilesti. sinir ve gecen yillar birbirini beslemeye basladi, kirilganlik ve heyecan geride kaldi.

garip bir savasti bizimkisi. kendimizi ve dunyayi bu sekilde mi algilamaktan kaynaklanan, yoksa gelisi engellenemeyecek olan yasliliktan mi bilinmez, maglup olmaya mahkum olunmus bir savasti bizimkisi.

cunku bir hikayemiz olsun istedik, ayakta tuttugumuz. bize sunulan hikayeleri reddediyorduk belli. sonu mutlu sonla biten hikayeler, kahramanliklarla geri donulen askerlikler, basariyla suslenen otoriteler, annelikle taclanan evlilikler. bunlarin disinda bir hikaye aramakti amac. ama belki de onlarin yontemleriyle aramaya devam ediyorduk hikayeyi. tek bir anlam, bir tekillik bekliyorduk ondan. bir duzen ve tutarlilik. ve o tutarliligi bulamamak, hem sosyal hikayede, hem bireyin hikayesinde, belki de gencligin sonuna isaret ediyordu. gencligin sonu, o hikayeyi, o toplulugu, o kisiyi, o rolu, o meslegi bulamadigin anda basliyordu. arzunun tek bir nesnesi oldugunu sanmakti belki de yanilgi. ulasilacak bir tepe noktasi aramakti.

boyle boyle sahile yaklasti dalgalar. bir saatin aksine, birbirini kovalayan ama bir turlu bir sona ulasamayan anlarin sesiydi sahildeki. bir turlu bitirelemeyen hikayelerin, yeniden baslatilan ve sonu getirilemeyen cumlelerin israri vardi o dalgalarda. bir ileri bir geri giden ve bir ileri bir geri gitmeyi insanla ozdeslestiren dalgalar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder