uzun süredir günlüğe (offline olan) yazmıyorum, çoook uzun süredir. halbuki ne çok yazardım eskiden. büyümek bu mudur?(büyümekle ilgili cümleler kurmak da komik kaçıyor galiba artık, kazık kadar olmak bu mudur, diye sormak lazım belki de) katılaşmak mıdır? yüzleşecek mesele stoğumuzun tükenmesi midir? ya da günlüklerde de "dürüst" olunamadığının farkında olunması mıdır? ve halihazırda günlük sayfasından çıkacak, güya dönüştürücü bir yüzleşmeye inanmamak mıdır bu yüzden?
yine de bir fark var. bir yere bir gözün değebileceği varsayımıyla yazmakla, o varsayımı defedip (tamamen yok saymak değil ama) yazmak arasında. şimdi sanki yarı kamusal/yarı kişisel bir alanda gri sularda bir şeyler ifade ediyorum ancak ki, bilemiyorum. o kadar da "sağlıksız" gelmiyor artık böylesi. ruh sağlığımız adına belki de, her türlü dramatik yüzleşmeyi dışarıdaki "gerçeklerle" ve kabullerle iletişim haline sokmak istiyorum artık. bu duruma dair olumlayıcı ve pek sınırlı bir okuma oldu bu tabii.
bir de insanın kendine dair bakışının dışarıdaki kabullerden bağımsız olmadığına dair bir not düşersek işler iyice karışıyor, otonom birey yerle yeksan oluyor ve kirlendi dünya.
bu yazmama halinin genelgeçer bir durum olmadığını düşünürsek ise (ki genelgeçer bir durum değil, her an bir günlük sayfası edinip kendime yazabilirim (I feel the force)) bütün bu anlattıklarımız çöpe gidiyor. o la la!
şimdi bir arkadaşımın blogunu okuyordum geçen gün. o diyordu, acaba burayı birisi okuyor mu diye, acaba o da burayı okur mu diyerek sivas'ta askerliğini yapan amcaoğluma seslendikten sonra (ıyy?) şöyle demek istedim: iyilik ve kötülük üzerine yaptığı yorumlarla bana şunu düşündürttü ki, bir durumla ilgili düşünürken "iyilik" ve "kötülük" üzerinden ne kadar az düşünüyormuşum meğer. iyi insan, kötü arkadaş, iyilikperver bir kişi, kötülük abidesi bir patron gibi kategorilerin düşüncelerimde ne kadar küçük bir yer kapladığının ayırdına varınca bir şaşkınlık oluştu bende. sanki kötülük ve iyilik çok olağanüstü durumlarda söylenebilecek (kötülük nedir? haset, bencillik karışımı bir şey mi?) nitelemelermiş gibi geldi. kendi kendime şaşırdım iyi mi? daha çok kullandığım nitelemeler empati yoksunluğu, güç manyaklığı, paylaşımcı olmak, bencil olmak gibi şeyler olabilir. bu da günün saçma farkındalık anı olsun.
ve sonra hayallerim var dostlar. bunları burada paylaşmayacağım. bugünlerde süregelen "3 gün çalış, az para al, diğer 4 gün albüm indir, bir iki satır bir şey oku, beşiktaş'a çık, çok para harcama ve evde bir şeyler izle' konulu, grup bilinci gerektiren her türlü arkadaşlık, alt-üst kültür, aktivizm vb. oluşumlardan uzak yaşamımı yarı sorgular halde, garip bir şeyi bekliyorum (sanırım ismi g ile başlıyor). beklerken de böyle çiçekleniyorum. sanki bu gidişat içinde yaşamaya devam edersem muhteşem bir güç bana beklenmedik bir hediye sunacak (büyümekten şu anda bahsedebiliriz yeniden, duygusal olarak 10 yaş geriden geliyor kızımız).
öyle değil. öyle de değil. ama işte sanki hedefsiz kalınca biraz, hayallerden mürekkep bir bina yapımına giriştik bu aralar. öyle çok yüksek bir bina da değil, tek katlı ve pembe panjursuz.
ps. aiden baker - lost in the rat maze güzel, bay palomar ise komik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder