15 Temmuz 2012 Pazar

game changes forever

oyun nasıl da kolay değişiyor.

bir taksici, bir ben, tabii kısa mesafe gidiyorum. tabii tabii. uyumluyuz. sola mı dönelim, sola. sağa mı dönelim, sağa.

evet düz gidiyoruz.

böyle sonsuza kadar dönüp dursak, taksici ve ben. sonsuza kadar istanbul'da gece, mevsimlerden yaz akşamı. hafif yoldan yüksekteyiz, denizdeyiz. bu akşamın kurtarıcısı sarı renkli. dolanarak geliyor. arayan büyüsünü buluyor.

ve aslında hayati olmayan her şeyin gidişatında, hissedişinde bir akışkanlık mı var, ancak iş hayatiliğe geldiğinde bir tanış mı arıyor insan acaba?

kaldıramıyor mesela.

neye sevindiğini bilmeden iyiyim demek gibi geliyor bu seviyeden her şey. hoşnutluktan katmanlar çıkmıyor.

yarın nasıl uyanacağım bilmiyorum, korktum yarından mesela. böyle incik cıncık işler içeride sürerken daha da neler oluyor dünyada. içler eğreti duruyor hep.

deliler bireyseldir ama değil mi? ve toplu delilik olarak algılanan ne varsa onda ancak bir vahşet ya da bir büyü. anlatılamayan başlar, deli başlar. büyüden dehşete.

seni bulamadım ve o yüzden eve sığındım. seni bunlara alet etmek istemedim. etsem de kaldıramayacaktın. kim olursan ol, kal orada.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder