ölenin ardından yazı yazmada beni utandıran bir taraf var. mesela bir gazetecinin ali ismail korkmaz'ın ölümü üzerine sinirle ve belki bu ölümle öfkelenen, üzülen herkesin altına imzasını atacağı bir haklılıkla yazdığı bir yazıyı okurken utanma hissi geliyor bana. ölümün, bir bireyin hayatını kaybedişinin bu derece kamusal bir biçimde üzerine laf edilebilir hale gelmesinden doğan bir his bu sanki. elbette yazı yazılacak, elbette bir şeyler söylenecek, hele bu ölüm devlet eliyle olduysa, elbette... bir şeyler denecek. adalet arayışı için gerekli bir kere bu. herkes de her şey hakkında konuşabilir, yazabilir.
ama çelişkim de burada başlıyor. ölümde bir mahremiyet var sanki. yine yakınları yaşasınlar o mahrem olandan doğan hüznü, denebilir, engel değil, denebilir, tamamdır. ama çok kalabalıklaşmışız sanki. ne zaman ki bir birey ikonlaşıyor, bir şeylerin sembolü haline geliyor, hele ki ölümüyle geliyor, işte onu yaşamdan koparan o acımasız, geveze insanlığımız o zaman başlıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder