fotoğraf çektirmek ilginç bir konu. çoğu zaman hoşlanmadım, ama bu duruma karşı bir his beslememin ancak ve ancak benimle ilgili olabileceği de bir gerçekti. fotoğraf mevzusu nötr bir konu. toplumsal bağlama konulmadan çok da bir şey ifade etmesi zor, doğasından gelen, verili bir anlama sahip değil.
peki güzel fotoğraflarım olsun istemedim mi? elbette istedim. kendinin iyi bir temsilinin insanın hoşuna gitmemesi zor. güzel çıktığın bir fotoğraf o an neyse eğer, hafızada onun bağlamını bile değiştirebilir belki. çimenler daha yeşil, güneş daha parlak görünür.
ama işte bu zaman içerisinde dondurulma ve bir ana hapsedilme düşüncesinden doğan endişe ilginç. fotoğraftan hoşlanmamanın görünüşünü kontrol etme, kendini ortaya koyuş biçimini kontrol etme isteğine çoğu zaman ters gittiği de bir gerçek. ben fotoğrafı değil, fotoğraf beni yakalıyor. çalışılmış ve test edilip onaylanmış bir gülüşüm yok. bir yaklaşık, iki yaklaşıklarım var yalnızca. kapama, karartma ve dikkat dağıtma çabalarımı görmezden geliyor. böylesi hunhar, böylesi hızlı. bize sunduğu yabancılaşma bazen de gerçek bir yere işaret ediyor. bir temsil olmasına rağmen, aslen kontrolsüzlüğümüzü zararsız bir biçimde hatırlatmasında sıkıntı olmamalı belki de. fotoğraflarını sevebilmeye başlarsa eğer insan, kendini de sevebilir belki kimbilir. ya da geçmişini sahiplenme hakkını saklı tutuyorsa, bir tarafıyla da geçmişi rahat bırakmanın, onu kendi yazgısı ve görüntüsüyle baş başa bırakmanın özgürleştirici bir tarafı olduğunu da keşfedebilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder