18 Nisan 2012 Çarşamba

ve bu zamanlara bakıp da

gün içerisinde değişik anlarımız oluyor insanlar olarak. yıllar içinde yapılmış ve artık kanıksanmış saptamalar var bu konuda. mutlu anlar hızlı, kırık dökük anlar yavaş geçer. (gün bir unutma dolayısıyla hatırlama birimidir)

sonra. mesela daha az kanıksanmış olan bir saptama yapalım. mesela yaşam bazı dallarından ışık alan bir ağaçtır, biz dallar üzerinde gezen solucanlarızdır. bir ayrıma gelmeden önümüz aydınlanmaz, dal olmadan küçük parçaları da oluşmaz gözümüzün önünde. önce sürüne sürüne adım atmak gerekir. adım attıkça biraz daha aydınlanır ilerisi. hep bir ihtimaller deryası gibidir düşüncede. ama sonsuz değildir bu ağacın dallarının uzandığı yer, bütünü göremeyiz. işte bu yüzden bazen dönüp dolaşıp aynı yere geliriz. oradan kaçamayız. 

sonra. bazı şeyler hiç değişmez. elimi vurduğumda, yara açıldığında hoşuma gider. bu değişmez. 

şarkı dinleyip içimizi düzenleme isteğimiz de bitmez. bir bütünlük arz etmeyen içimize çoğu şarkı düzen getirir. düzenin tonu elbette şarkıya göre değişir.

ve sonra orson welles demiş herhalde, insanları dış görünüşüne göre değerlendirmeyenler sığdır, ya da bunun gibisinden bir şey. şarkı dışımıza düzen verir mi? bilinmez.

istanbul'un ruhunu uzak yansıtmaz, tabutta rövaşata yansıtır mesela. (zevkler ve renkler en zor anda  yardıma koşar)

bu ve bunun gibi saptamalar. bir masa etrafında iddialar. öyle böyle şeyler. oradan buradan dikişler. işte bu ve arkadaşları hiç değişmez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder