uzuun yıllar önce, ne zaman olduğunu hatırlamadığım bir zamanda yarı bilinçli/bilinçsiz bir müdahalede bulunmuşum kendime. kendime acımayı yasaklamış ve ötelemişim. bu bir miktar beni harekete geçirmiş, daha aktif biri yapmış sanki. ya da halihazırdaki eylemlerimin etkisini iyice idrak etmemi sağlamış. gerçeklik algımı pekiştirmiş, orası kesin. faydalı olduğu söylenebilir.
şimdi de biraz geri adım atmak istiyorum, ama olmuyor. max richter'den memoryhouse çalarken örneğin nasıl oldu da yok'umun odasına kendimi hapsettiğimi sorgulayasım ve ama en çok da üzülesim geliyor. ama olmuyor işte. bunun "gerçek" bir mevzu olmamasından değil bu. hissim o ki bu durum biraz yorgun olduğumdan. hayalkırıklığı olarak addedeceğim her şeyin çok uzakta ve flu gözükmesinden. onları hayalkırıklığı olarak addedecek benin de bana uzaktan el sallamasından. ve bu halimin kaynağını çoktan kaybettiğimden. sanki o kadar yorgunum ki uyuyamıyorum, sanki o kadar yorgunum ki üzülemiyorum gibi. bir yandan da gayet de etkileniyorum ıvır zıvır bir sürü şeyden. mesela bu şarkı öyle sonlanıyor ki sanki havada yükselmişken bir anda yerde buluyor insan kendini. garip bir kırılmayla bitiyor. böyle gıldır gıcık şeylerin dahi hafif bir kalp çarpıntısına sebebiyet verebilmelerine rağmen yine de çooook uzun bir tatile ihtiyacım var gibi yenilenmek için. hangi ara böyle oldu takip edemedim. ama istiyorum ki birileri gelsin kalbimin kabuğunu acık soysun, vs vs. (sonra arabesk dinleyelim mesela) bak bu yazıdan da çok sıkıldım. galiba ilk önce bu sıkılganlığa çözüm bulmak lazım. yok buldum. bir daha bloga böyle yazılar yazmamak lazım. bu da ibretlik olsun. insanlığa bir ders niteliğinde yazı. gençleri böyle serbest bırakırsanız, buldu mu bunar, rahat kıçlarına batar, overthinker olurlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder