24 Haziran 2013 Pazartesi

mış gibi

"mış" gibi, sanki aynı gerçekliği, aynı maddi koşulları, aynı sınıfsal konumu, aynı "zevkleri" paylaşırmışçasına yapılan konuşmaların diğer adı. ne zaman ki aynı koşulları paylaşmadığımız, aynı rahatlara sahip olmadığımız ve paranın hala tüketim pratiklerimiz üzerinden bizi nasıl da farklılaştırdığı mevzuu kabak gibi ortaya çıktığında yaşanılan suskunluğa da "ayıp etkisi" diyebiliriz. bu "ayıp" anlarında yaşanan suskunluk komik oluyor. benim kafama esince taksiye binememem, dışarıda yemek yiyememem, bir yerden ev alamamam ve kirada olmam, maaşımın yarısını kiraya veriyor olmam, benim yüzüme vurulmaması gereken, geçiştirilmesi gereken bir konuymuşçasına manevra ihtiyacı duyuluyor. bu küçük anlar, her gün yaşamasam da işyerinde karşıma çıkıyor. ve bana da izlemek düşüyor.

ayrıcalıklı konum, nasıl kazanılmış olunursa olunsun, gündelik hayatta ondan faydalanılırken ayıp değil de, ancak o konumu yansıtan (ki bu kişi ben de değilim, karşıtlığı daha görünür kılacak durumları yaşamak için sokağa çıkmak yeterli) kişi ve durumlarla karşılaşıldığı zaman ayıp sanki. işte bu komik. ve benim de elbette kendimi öteki tarafta bulmam için sokağa çıkmam yeterli.

harvey de şöyle deyivermiş, hep birlikte izleyip eylül ayı şenliklerini göreceğiz:

"Cinsellik, din, ahlâk ve sanatsal veya mimarî alandaki genelgeçer kurallar hakkında ihlalci olmak bir şeydir, kapitalist tahakkümün kurum ve pratikleri (bunlar kültür kurumlarının derinliklerine nüfuz eder) konusunda ihlalci olmak başka bir şey."

sabah yazısı da burada

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder