29 Aralık 2013 Pazar

emp. man's blues

emp. man's blues öyle bir yükselişle gelip çatıyor ki, karşı koymak imkansız. pek de dokunasın yokken vücuduna yavaşça yayılan sıcaklık gibi. ilk önce boğazından başlayıp sonrasında yukarı ve aşağı, sinüslerinden geçip gözlerine, yutak borundan geçip midene yayılıyor. azıcık kötü anıları canlandırıyor. kontrolü tamamen bıraktığın, küçük bir kırmızılığın peşinden kendiliği aradığın zamanı. eğer düşünce, düşünseme yargıdan ayrı düşünülemiyorsa, eğer hölderlin'in dediği gibi bilinç bir karşıtlık olmadan kendinin farkına varamayacaksa hiçbir zaman, varlık düşünceden önceyse ve kaynaksız ise, işte o zaman o kırmızılığın peşinden giderek o önceliği arıyorsun. o önceliği şiirde, müzikte arıyorsun, belki benim gibi emp. man's blues ile rayları geçip biraz etrafına bakınıyorsun. o raylarda hayattaki travmalarının provalarını yapıyorsun, onları bir oyuna çevirip hakim olmaya çalışıyorsun, toprağın her köşesine yavaş yavaş sızarak güvenliği geri dönülmez bir biçimde tesis ediyorsun. 

rayları geçtiğimde
ortalıkta bir canlı yoktu
dışarıda kimse yoktu

gözümü kaldırıp baktığımda
bir işaret görebilmek için
ne yapılmış olduğunu anladım

uyumalı mıydım?
ama daha önce olmadığım bir yere
gitmiş değildim

uyandığımda ise
bu gözlerle uyandım
ve hiçbir şey görmediler
gökyüzüne baktığımda

yeryüzüne indiğimde
alkış duyuyorum
alkışları duymaya bayılıyorum

kente giden trene bindiğimde ise
her şeyi biliyorum
ve bildiğim her şeyi
alabilirim

evine geri dön
seni bir daha görmeyeceğim
seni gördüğüm günler sona erdi

ben yeni tanrılarım
beni bu civarda görmüş olmalısın
fakat artık buradayım
zamanım geldi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder