adalet ararken yargı ve yargılama tanımı gereği birlikte geliyor. adalet arayan, şefkati bir süreliğine öteliyor. büyük resmi düşünüyor, ana odaklanmıyor. ama şefkatte de iyi gelen, çok iyi gelen bir taraf var. şefkat hareketi diye bir toplumsal hareket yaratmak anlamsız geliyor hala. ama her türlü ikili ilişkinin aşkın hallerinde şefkatin çok, ama çok iyileştirici bir tarafı var.
genelde dokunmayla daha kolay gelen, saç okşarken, birinin gözündeki kirpiği alırken, bu ilgilenme hallerinde ortaya çıkan, insanı bazen irkilten, o insanla ilişkisinde "unutuğu" bir yakın oluşa dair tuhaf bir parlama anı oluyor. şaşırtıyor, ama bir coşku da veriyor. ondan öte, o kadar da kontrol edemediği, tanımlayamadığı bir ilişkisel alana dair bir ipucu oluyor. o alanın varlığını ve ihtimalini hatırlatıyor.
işte bu anlara bir sihir, bir büyüsellik atfetmezsem eğer, hayat çok kururmuş gibi geliyor. bu şefkatlilik hallerine tutunmalarımızı, oradaki aynılığımızı hatırladığımda ise, dramatik filmimin son sahnesinde, çevrem ve kendim için soyut gözyaşları dökmeme sebep oluyor bu işte. adaletin büyük resminden, şefkatinkine bir geçiş yapıyorum, savunmasız kılıyor, ama içimi yumuşatıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder