cezaneden bu yana neredeyse 1 hafta geçmiş, ama bana nedense 1 ay geçmiş gibi geliyor. ankara'ya gidildi gelindi, onun dışında da cenaze öncesi ve sonrasında yine sokaklar, yine gaz, yine telaşe idi. nefes alacak zaman ve yer kalmadı (literally and figuratively).
ankara'da güvenpark çocukluk mekanlarımdan bir tanesiydi. şimdi ise karakol olmuş, tomalar, polisler doldurmuş. bakanlığın ortasında, atatürk bulvarı'nın kenarında akrep ve toma hazır bekliyor; hava da rüzgarlıydı, sanki her an kıyamet kopacakmış, savaş çıkacakmış gibi gri bir hava.
ben de twitter delisi oldum azıcık, başka da bir "hobim" kalmadı sanki. ve bu hobi bana sinir hastalığı olarak geri dönüyor, geçen hafta adamın söyledikleriyle boğazıma bir yumru oturdu sinirden ve saatlerce kalkmadı üzerimden ağırlığı. sanki üstten alt katmanlara doğru bir kaos, düzensizlik geliyor, sirayet ediyor. bir anda işler duruyor, gaz çekildi mi de, normal hayata dönülüyor, ölüler anılıyor, çok tuhaf oldu. adaptasyonumuzu da garipsemeye başladım.
onun dışında aile görüldü, yeni tanışıklıklar yaşandı, bol yemek yenildi ve dönüldü. o kısmı bayağı güzeldi. şimdi ise daha büyük bir taşınma derdi karşımda, iş yerinde dananın kuyruğunun koptuğu nisan ayında gerçekleşmek üzere bir de. ev yok, bulunamıyor, çok fahiş kiralarla istanbul'da nasıl yaşanır, sorusuna yanıt bulunamıyor.
bu sebeple dümdüz oldum. beni kurtaranlar ise bir dede söylenmesi içerisinde, soluksuz yazan thomas bernhard ve elalı yeşilli şefkatli bakışlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder