bla bla bla, tünelde her yemeğin her seferinde herhalde yendiği o mekandan çıkıp tünelçaycısı adlı brandasından içi pişik olmuş mekana gidildiğinde, istenmediği halde soda söylenir, "selam vermeyeceğine selam vermek gerekli ama" çabasından iş listesine uzanan, yağmur yağması, güneşin perdeyle kapanması, kırkikindi yağmurları, öl yaz öl ihtiyacı insanı daha tam "özgür" vakti bitmeden işyerine sürüklüyorsa bunun adı vasfiye olsa ne yazar? ve şimdi işlerden iş doğuran bu yüce öğledensonrasaatlerinin rehavetinin işyerinin klimasıyla püripak, allakbullak, akpak edilmesinden doğan aksiyeteğ insanı saçlarındaki bandı çözmeye yönlendiriyor. ey paralel aktiviteler, bittiniz gittiniz, eh bir gelecekkaygısı zuhur ediyor bu ölümlünün süngerimsi gönlünde. bir kitap olsa, sayfası açılsa, okunsa, olmaaz, o sebeple kendi kitabımı yazıyorum. şu an başladım, hazırım, devam ediyorum. bir geniş zaman, iki geniş zaman, üüç hoop sonda şimdiki zaman insanın karın tellerini hoplatacak bir ahenk içerisindeler. bu işin içinde bir tanrı olmalı.
ve teyzeyle konuşurken o gün, acaba obsesifkompalsivmimizi soyutlamak, neredeyse süblimleştirmek vasıtasıyla kendi saat takıntımızı, iş takıntımızı oluşturmuş muyuzdur? yani yeni nesildeki bu obsesfizmin otorite figürleriyle bir alakası olmalı. davulun sesi ve martının sesi uzaktan hoş geliyor. hatta martı işi bir adım öteye götürerek uzaktan hoş, yakından kocaman gözüküyor.
---
dün evde şarkı söyleme denemeleri yaptım. komşulara vermiş olabileceğim muhtemel rahatsızlıktan dolayı rahatsızım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder