Metronun kederi komik. Yirmi dakikalık yolculuk ne anlatırsa o. Çok kısa hayata saydırmak için, çok uzun her gün tekrar etmek için. Ama şu
boğulma yok mu şu boğulma, havasızzz kalma. Böyle bir tekrara, her gün yapılan
bu yolculuğa nasıl alışamaz insan?
Hani sonunu getirmek açısından. Metro
ilerlese, dalsa dalsa. Dünyanın merkezine doğru giden bir metroda gittikçe
ısınsa hava. Hani bu işin bir yere varması açısından. İlk önce tereddütlü
bakışlar fırlatsak birbirimize. Olan bitene anlam veremesek. Yeraltı
tünellerinden gide gide inatla daha da derine sürse makinist. Tereddüt korkuya
dönüşse, ayaklar aradan çekilse. Kocaman açılmış gözlerle baksak birbirimize.
En dibe gidiyor metro. Daha dibe vurmak imkansız, daha kötü olması mümkün değil. Bir birlik beraberlik duygusu. Birileri atıldı hemen
öne, bir vagondan diğerine koşarak ilerlemeye çalışıyorlar. Bir ayaklanma başlıyor metroda. Dibe doğru spiraller çizerek ilerleyen bir toplu taşıma aracında.
Yok, olmaz ama. Bu da olmaz, bir an uyanır
rüyasından yolcu. Işıklar yine akıyordur önünde. Kadın yolcu yanında oturan
adamın iki yana açtığı, dünyayı kucaklayan bacaklarından kaçıyor, köşeye siniyordur
bir popo hamlesiyle. Ve kitap okuyanlar elbette. Metroda bir gizem, bir
aşkınlık yakalamaya çalışır, ama olmaz. Hiçbir şey olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder