19 Mart 2012 Pazartesi

içini dökmek

















acaba içimizde pul pul dertler mi var da içimizi döküyoruz? ya da kum taneleri. içimizi ağırlığına göre değerlendiriyoruz sonra. içimde birikti. içim (pek böyle kullanılmasa da) hafifledi. gibi... üzerimden bir yük kalktı. neden sorunlarımız bizi yere daha yakın yapma çabasındadır? ve hakikaten de insan göğsünde bir ağırlık hisseder. bunun nedeni nedir? aşık olunca midemizde kelebekler gezer. çok hafifleriz falan. havanın mutlulukla bir ilişkisi mi var? şimdi gece gece neden canımız sıkılınca göğsümüze ağrı girer konulu bir araştırma yapasım geldi uykumla birlikte. tıp bu işe ne diyor acaba? göğüs çakrası diye bir şey de var sonra. noluyor, bir anda çakradaki dişli dönmeyi mi bırakıyor? çakraları da hep dişli olarak düşünüyormuşum, bak şimdi fark ettim.


nostalji serisine devam. yıllar önce tanıdıklardan biri şöyle demiş (sonra daha geçen gün köprüden geçerken hatırladım, o arabayı kullanıyordu da, geceydi, boğazdı, arabanın camları açıktı da, müzik çalıyordu da, araba camları açık caddelerde gezen tipleri anlamıştım o an)
hiperaktivitesini bastıracak kadar kendine hakim insan demişti yes (parantezlerin araya girdiği dolambaçlı anlatım türüne örnek: kendini örnekleyen açıklama). çok büyük bir saptama değil, ama bu da aklıma gelmiş oldu "iç"le ilgili. iç dökmek de böyle anlaşılabilir belki. içte hiperaktif eylemler. çakılların yer değiştirmesi, volkanik patlamalar ve benzeri.

şimdi dün rembrant sergisine gitmişliğim, bugün dolmabahçe çay bahçesinde okumalar okumalar yapmışlığım var. güzel iyi.

yalnız işte o halimi bütün evrene yayma isteği oluyor bende. evrensel bir oluş hali yaratmak istiyorum şu anda o anlardaki hissedişimi yaymak suretiyle. küçükken masaların altına minderlerle kurduğumuz o evlerin içinde ne hissediyorsak, ona benzer bir his. ve hissettiğim his de yayılsın, masaların altına minderlerle kurduğumuz o evleri aslında hepimizin kurduğunu anladığımız andaki ortaklık duygusunda olduğu gibi bir sevindirik olalım. büyüdüğümüz için çok da çaktırmayalım. bir kader birliği hali. o sınırlı imkanları olan ailelerimizle yaşadığımız evlerden çıkıp aynı hayatı yaşayıp birbirimizi bulmuşuz, sanki bir nihai noktaya doğru sınırsız bir yolculukta aynı arabaya binmişiz boğazdan geçiyoruz gibisinden bir his (böyle de bağlarım).

iki kişi arasında yaşandığı zaman bu, canlılık canlılığı ağırladığı zaman işte, dadından yenmiyor. bir ev de orada kuruluveriyor hemen. böyle şeyler. karşılıklılık prensibi güzel şey. çok uykum gelmiş benim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder