25 Mart 2012 Pazar

ve dört duvar

hiçbir zaman maddelerle aram iyi olmadı. ya çok kullandım ya da sosyalleşmeye, o kültürü paylaşmaya yaracak kadar kullanamadım. sürekli pürüzler çıktı. bir çıkıntı oldu, bir girinti göze çarptı. hiçbir zaman "tadında"yı bilemedim. ya çok az, ya çok fazla.

ve şimdi dört duvar arasına döndüğümde. her şey yolunda değil mi? diye sordum eve. eşyalar yerinde, çok fazla toz yok, ev havalandırılmış, atıştıracak bir şeyler var, balıklar yaşıyor.

burası bir kale, buradan dünyayı izliyorum ben. çok üzüldüğümü gizliyorum mesela burada. yardımcı oluyor örtüler, perdeler, duvarlar. sonra aslında bir boşlukta süzülüyor olduğumu unutuyorum, meşgul ediyor işler, düzenlemeler. ve hepsi çok komik geliyor şimdi. bir blog mesela, o da.

çünkü içki içilen akşamda da belli. her şey nerede bırakıldıysa öyle. aynı. aynı yoksunluk. dolaylandıracak halim yok. üzgünüm sadece. ve sadece tanımadığım üzgünlüğümü tanımak istiyorum. ona kocaman bir alan açmak. öteki türlü boğuluyor insan. ben üzgünüm demek istiyorum. sanki diyememişim gibi geliyor çok. sadece üzgünüm, başka bir şey de yok.

hep bir saftirik oldum da, gerçekten eskiyi hatırlamak. o "gerçeğin" böyle köşeli, kuru halini hatırlamak. işler nasıl işler, insanlar nasıl insanlaşırlar, tehlikeli oyunlar oynarlar, aradan bu hikayelere katılmak, hatırlamak eve dönesimi getirdi. uzandığım koltuğa, dinlediğim müziğe, baktığım ekrana.

yazık bize. gerçekten. çok şey yapabilirdik de, işte, n'apalım. dünya keyfimize göre düzenlenmemiş. mesela bugün "hekim" oksijensiz kaldığını söyledi vücudumun. çok oksijensiz kaldı o beynim benim, alışık, diyemedim.

sıkıldım hakikaten. bi yol yordam bulsak arkadaşlar ya, bir noktalaştırsak beni. valla çok sıkıldım. gerçekten durduramıyorum bu aralar bu üzüntüyü. n'apsak bilemedim. son birkaç gündür gerçekten ağaçlar bir aynı, her şey bir aynı, ben sadece çok uzaktayım sanki. çok uzaktan izliyorum her şeyi. hiçbir izim yok, gölgem yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder