- - -
bu egzersiz nereden çıktı, hiç bize böyle bir şeyden bahsetmemiştin süheyla diyenlere açıklayalım. şöyle ki özetleyelim çok kısaca, egzersizin arkasındaki argüman şu:
- düşüncelerimiz bizden bağımsızdır (ya da yarı-bağımsız federe bölgedir diyelim), yani biz eşittir düşüncemiz değilizdir
- bağımsız olmasaydı bizden bir sonraki düşüncemizin ne olacağını bilirdik (hakim olurduk manasında diyor)
- düşünmemeyi düşünmek de bir düşüncedir, düşünceyi durdurmak dolayısıyla mümkün değildir
- düşünceyi bastırmaya çalışmak ancak daha fazla negatif enerjinin birikmesine sebep olur
- beyin bir makinedir
- düşüncelerimizi, onlara olan ilgimiz ve onlarla kurduğumuz bağı (burada duygusal angajmanımız kastediliyor sanırım) gevşeterek izlememiz mümkündür
- dolayısıyla zihni izlemek (watching the mind) mümkündür
- elbette duygular ve bedenin birbirinden ayrı olduğu düsturu üzerine kurulu bir sistem diyebilir miyiz buna, ondan da tam emin değilim, daha fazlasını şurada okumak mümkün: link
negatif düşünceler ve cautionary tale'lerde acı hafızası büyük rol oynar diyebiliriz böylece. geçmişte acık canımızı yakmış bir olayı 8 kere yaşarsak, aynı olayı 1 kere canımızı acıtmadan ve hatta bizi mutlu eder şekilde geçirsek bile, o 8'in önemi büyüktür. ve bir sonraki düşünceyi oluşturmada etkilidir. (kediler bundan muaftır, iman gücü, ibret alın) elbette olayın ne olduğu, onu çevreleyen değişkenlerin ne olduğu da bir o kadar önemli. ama çok manasız tartışmalar bunlar arkadaşlar diyerek ve sıkılarak sonuçta:
-bir olayın nereye varacağıyla ilgili olarak-, en azından kendimizi koruma güdüsüyle geçmişteki negatifleri, özellikle de üstüne bir de onları "gerçekçi" bularak, geleceği anlamada kullandığımız bir gerçek. (ahanda yine gerçek dedim!) yani alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. (olmadı galba ama buraya bir deyim ne yakışırdı oh). sonuçta aslında her ne kadar o an spesifik bir olay ve durumla ilgili negatif düşünüyor olsak da, uzun vadede kendi vücut ve akıl bütünlüğümüzü korumaya yönelik bir hamle yapıyoruzdur orada. genelde bu negatif düşüncenin arkadaşları da üzüntü ve sinirdir. [tam ortaya çıkarılamayanına, bastırılan duygularla eşlik edilenine de anksiyete deniyordur belki bilemedim. yani anksiyetik diyor ki hem üzülmeyeyim, ağlamayayım, hem sevinmeyeyim, hem sinirlenmeyeyim, hem de uzun vadede ruh ve beden bütünlüğümü koruyayım, olmaz öyle, ne kadar ekmek, o kadar köfte demiş birileri. (kendi de bir anksiyetik insanın konuşmalarını izlediniz)].
ben de diyorum ki bizi çevreleyen gerçeklikten de çok kopmadan, mümkün mertebe daha pozitif olanlarını seçelim (kumbayaya diye ellerimizi birleştirmeye gerek yok çok yani) elbette olumsuz beklentiler bizi özellikle pratik hayatta tehlikeden korur, kötü amcalardan şeker almayız, (ama dış gerçeklik derken de bunu kastediyoruz kuzum zaten) ben daha çok o bizi biz yapan küçük oyun alanımızla ilgileniyorum. ve bu küçücük alanın gündelik hayattaki ruh halimizi belirlemede etkili olduğunu düşünüyorum. (en azından benim). ve bu dışarıdaki yırtıcıların ve soğuk iklimlerin etkisinden korunan mağaramdaki küçücük alanda düşündüklerimi biraz olsun kendim için olumlu olanlara yakınsayabilirsem eğer, o zaman geleceğimi de o şekilde şekillendirmem mümkün olur diyorum. zira olayları karşılama şeklim değişir ve belki bir olaydan çıkardığım sonuçlar değişir. dolayısıyla acıların çocuğu olmam. en sonunda da everestin tepesine çıkar, hepinize oradan el sallarım. merhaba insanlık!
ve hatta yazıdan alıntılarsak:
When thoughts are negative in nature (thoughts of worry, anxiety, stress, lack, resentment, guilt etc) they produce resistance to the movement of your life, and this resistance is felt as suffering. Negative thoughts will always stand in resistance to the movement of your life, like blocks of stone in the midst of a swift current of water. Life is a stream of pure positive energy and hence any negative thought will stand in opposition to it, causing friction which is felt as suffering in the body.
burada biraz kumbayaya girdik doğru, fizik analojileri de kullanılmış, ama şöyle diyelim bizi harekete ne geçirir sorusunun cevabı karmaşık olsa da, akil insanlar bayağı bu konu üzerinde kafa yormuş olsa da, en azından halk arasında başat aktörlerinden birinin "umut" olduğuna inanıldığını hepimiz biliriz.
peki düşüncelerimizi seçemiyorsak o zaman negatif ya da pozitif olanlar arasından nasıl bir tercih yapacağız? hangi okulu seçmeliyiz? işte burada düşünce izleme tekniğini devreye sokuyorum. yazmışlar işte, seçebilirsin demişler, az buçuk geriye doğru yaslan, düşüncelerle benliğin arasındaki sıkı ilişkiyi azıcık gevşet ve izle bakalım bugün beyninde hangi film oynuyor. hindular bunu yüz yıllardır yapıyor, bir bildikleri olsa gerek, sen niye yapamayasın, neyin eksik diye soruyor sana. bir nevi bir "challenge". ama huzur vaadinde bulunan bir çelınc. evet ben de barney stinson gibi "challenge accepted!" dedim ve çayımı alıp gözlerimi kapadım. neyse sonuç hikayesi baştaydı, bari ona dönelim.
-
ne diyorduk, evvel zaman içinde:
hani şu "hayat xxx için çok kısa!" kalıbı var ya. düşünce izleme (sadhana) egzersizi yapar ikene şunu düşündüm (burada bir çelişki mi vardı? ): çok sıkıcı bir kalıp cümle bu, sanki insanı ani ve üzerinde çok düşünülmemiş, hatta böyle tüketime yönelik tercihler yapmaya davet eder bir havası var bu lafın. hayat kırılmak için çok kısa, hayat üzülmek için çok kısa, hayat şu anı kaçırmak için çok kısa vs vs. ama gerçekten de çok kısa lan bi yandan. ve buradan hareketle kendim için şu kararı verdim ve halihazırda istemsizce uygulamadayım zaten. zaten bir insana kolayca kırılan, üzülen birisi sayılmam pek. ama hayat çok kısa yahu geçmişimde kırıldığım, konuşmadığım insanlar ve konular bırakmak için. ve dolayısıyla zaten tatbik ettiğim üzere, mümkün mertebe, yüce rabbim izin verdiğince böyle deliklerin açılmaması için o yöne doğru çeviricem yüzümü. bütün bunlar kendime bir not, sen üzerine alınma.
huh. ne düşünce ama di mi? wow. ama işte düşüncelerimi izlemeye çalışırken anlamlı gelmişti gerçekten bak. hehe.
bugün çok pozitifim kahretsin adamım.
p.s bu yazıyı paylaştığım z. insanı, yazıda sinire eşlik eden bir gülme krizi olduğunu ve platon'un idea dünyasından seslenir bir uslüp bellediğimi belirtti (tek okuma yetmiyormuş). açıkçası kendisine teessüf ediyorum buradan, alta mutlu resmimi de koymuşum. daha ne istiyorsunuz ey z. ve destekçileri benden. kimse anlamıyo beni! (iştee burada hemen bu düşünceye müdahale ediyoruz). ve bu düşünceye bir de everest'in tepesinden bakıyoruz, bakın hemen el sallamaya başladık, her şey uzaklarda kaldı.)
![]() |
| Everest yolunda taş aracılığıyla düşüncelerimle arama mesafe koyarken |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder