karanlık ve yağmurlu bir günde yeni taşındığım bir apartman dairesinde balkonda ellili yaşlarında iki adam fark ediyorum. n'oluyor derken, anlıyorum ki bu adamlar ceset topluyorlar apartmanın balkonlarından. bunlar eskiden beri binada oturan komşularmış.
"çay içer misiniz" diye soruyorum adamlara. bir tanesi içeri geliyor ve ben bu cesetlerin kadınlara ait olduğunu ve sayılarının da aslında bir değil üç olduğunu öğreniyorum. "okan bayülgen'in programından sonra atmışlar kendilerini" diyor adam. "bu akşam da var ama niye beklememişler" diyorum. "her akşam var zaten" diyor.
bana söylemek istemediği, çekindiği bir şey var. adam iyi biri ama aksi, ben de çekiniyorum kendisinden. sonra anlıyorum ki açık açık söylemese de bu apartmanda her daireden toplanan siyah pis su üst katlardan fışkırarak çıkıyor. ve bu intiharların hepsi de bununla ilgili, söylemese de anlıyorum. sanki tüm apartman sakinleri onların intiharlarından sorumluyuz. içime bir sıkıntı oturuyor.
işte bu saatte beni uyandıran rüya, merhaba dünya. merhaba içselleştirilmiş suçluluk duygusu (evet yapabildiğim tek yorum bu oldu bu iç sıkıcı filmle ilgili olarak.)
bir de fonda sennen - hearsay çalıyordu uyanırken. kalkıp dinlemezsem rüyada "dinlediğim" şarkıyı, bir eksiklik hissediyor bünye.
hamiş: evet bir de resmini yaptım, ama perdeleri unuttum. rüyamda minder üzerinde uyuyan bir kedi yoktu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder