internetsiz kaldım akşamları. yolda müzik yerine kitaba başladım. iş acayip yoğun. geri kalan zamanlarda koşarak boşluklar yaratmayla geçiyor ömür. çay bahçesi yaptım yine. vesaire vesaire.
karmama dönelim. karmam 7. evdeymiş, yuppi. ve bir de neptün ile karşıt açı halindeymiş. ve aynı zamanda chiron denilen gezegenle de kavuşumdaymış. bu şu demek, 7. ev meseleleriyle ilgili sınanacağım demek. sanki sınandım bayağı bir ama büyük konuşmayayım. doğruysa ne hoş, yanlışsa şaşırtıcı. görevimiz denge kurmakmış.
bu noktada tek desteğim kendime karşı hep dürüst olmakmış. yıllar önce o zaman "çıktığım" bir insanın dediği bir laf, o süreç sonunda bana kattığı en önemli şey oldu aslında: başkalarına ne kadar dürüst olduğun o kadar da önemli değil, önemli ve zor olan, insanın kendine karşı dürüst olması.
o zaman bunu anlamakta zorlanmıştım nedense. insan kendini nasıl kandırır diye. ama sonra hem kendimde hem de başkalarında kendini kandırmanın değişik boyutlarını gördüm. özellikle 7. ev mevzularında kendimi kandırmamam şartmış bu karmaya göre.
desteğim ve zorluğum ise akrepteki satürnmüş. sürekli yüzleşmeler, yüzleşmeler, yüzleşmeler. çay bahçelerini ne amaçla kullanıyorum acaba?
mesela yeni bir dürüstlük açısı yaratalım. cidden garip bir kontrol manyağının içimde yattığına kani oldum bu tatilde. teyzesiyle geçen saçma salak bir konuya üzülürken insan, ebeveynleri dahi onu güçsüz görmesin endişesi taşır mı? ne zaman bu hale geldim? üzüntü kontrol edilebilir, dışa vurulmaması gereken bir şey haline ne zaman geldi? üzüntünün her türlü bahsi ne zaman kendine acımak kategorisinden değerlendirilir oldu? vay bana, vaylar bana. kendi kendimi şaşırtmayı başardım. yanlış bir yola girmişim, çıkayım.
yoğun şekilde insanlarla vakit geçirememeden yakınan benin topluluktan kaçışlarında başka hangi mekanizmalar rol oynuyor acaba? (kendime laf soktum)
böyle böyle şeyler işte. hayat bunlarla geçecekmiş, geçmeliymiş. hayırlısı corc.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder