1 Eylül 2012 Cumartesi

çoluk çocuk

çoluk çocuk'u okuyup kitapta geçen şarkıları yankılatıyorum odada. bu dolunay bir işe yaramış gibi sanki. ilk defa çay bahçesinde otururken, nefesimi tutarmış gibi gözlerimin içine marmara'nın dalgalı görüntüsünü hapsedip evde tekrar dışarı salmayı başardım.

sakince karşıladım bu durumu. sessizliğin hoşuma gitmesini. yalnızca birkaç incir ve ekmekle doyabilmeyi. hafızam kötü olsa da eskilerden, en eskilerden sahneleri, dışarı çıkmak isteyenleri çağırma isteğimi.

mektuplar yazasım geliyor tanıdıklarıma, yakın tanıdıklarıma. bugün gördüklerim, olanlar. beşiktaş, eylemci başına düşen 3 çevik polisiyle kabataş, dolmabahçe'nin güvenliğinden geçerken bana "hanfendi telefonunuzu da bırakın" diyen polis, bugün keşfettiğim ve hızla tükenecek olan yagya şarkısı, havanın soğukluğu, ciğerleri dolduruşu, mevsimin ilk hırkası. çeviri yapamayaşım. bunları yazmak istiyorum. ve bütün bu durumu sakinlikle karşılıyorum.

patti smith "kendini ifade etme arzusu" demiş. böyle bir arzunun, yani kendini ortaya koyma, kendi yansımanı görme değil de, yalnızca ifade etme üzerinden bir arzunun varlığı üzerine düşünmemişim pek. varsa öyle bir arzu, az biraz tanımlar beni belki.

sessizlik güzel şey, istanbul'da az olsa da.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder