bu anlamsız neşe neden? otobüste akbil bastığım esmer kız, boyalı sarı saçlarının ona verdiği yetkiyle iki liramı iç etmesine rağmen(ve kendisine kamusal alanda vatandaşların olası etkileşimlerinde etik sorunsalı konulu söylevi vermekten vazgeçmeme rağmen), havanın çok soğuk olmasına ve saçlarımı kestirdiğim kuaförün (saç temalı bir gün) talep ettiği paranın içime oturmasına rağmen bu neşe niye? neden, tamamen oturma odasındaki (oturma odası varlığını salon'a borçlu, salon olmasa, sadece oturma odalı bir ev olmuyor sanırım, 2 oda 1 oturma odası gibi bir tabir duydunuz mu? duymadınız. ama işte ben o evde oturuyorum) sarı ışıkla aydınlanmış kanepenin altında saklı. evet neden, kanepenin altında.
böyle bir cuma günü. artık her yerde kendime rastlıyorum bu şehirde, ilginç oluyor. kapıda kalsam kime gidicem diye düşündüm bugün, cevabını bulamadım. içki bu kapağın altında.
olsun. herhangi bir yerdeki varoluşumuzu böyle göstergelere bakarak temellendirmek durumunda değiliz. ailemizin olduğu yerde yaşamamız gerekmiyor, arkadaşlarımız şehir dışında olabilir, evcil hayvanımız olmayabilir, ve biz tahin pekmez yiyor olabiliriz. aslında ev sınırlarında kalma konusunda ciddi sıkıntılarımız olsa dahi, yalnızca çay ve soğuk marifetiyle inanılmaz evcimen gözükebiliriz. her şey mümkün.
mesela bu pozitif tutumumu sürdürüp hem 1 sunumu makaleye çevirsem hem iş hayatında daha para kazanır olsam hem de dünya yıkılsa umrumda olmasa ne güzel olur. bu bir motivasyon akşamı, boru değil, cuma akşamı. (allah aşkına biri söylesin, x bu, boru değil'i kim buldu ilk, nasıl böyle bir şey bulunabilir? deli misiniz, miler?)
bugün ayrıca n.'yi 21 aralık'ta kıyamet olmayacağına ikna etmeye çalıştım, başarılı oldum mu bilemiyorum. bugün ayrıca e.'ye kuzey&güney adlı güzide dizinin niye kötü bir senaryosu olduğunu örneklerle açıklamaya çalıştım, fulbright komisyonundan arayan kadına iki rüya arasında eğer bir manim yoksa yılbaşı resepsiyonlarına katılmaktan mutluluk duyacağımı bildirdim. neden iki rüya arasında böylesi bir resepsiyon fikri güzel geldi, anlam veremedim. bilinçaltım networking isteğiyle mi yanıp tutuşuyordu? bilinçli olduğum her durumda gitmeyeceğim bir resepsiyona bilinçsizliğimden yararlanarak beni göndermeye mi çalışıyordu? bilemiyorum.
bir de uykulu olan sesimin aslında çok sakin, yabancı insanlarla telefonda pek rahat konuşan, kriz yönetiminde başarılı, esnek çalışma saatlerine uygun ve office programlarını iyi kullanan bir ses intibaı verdiğini düşünmem manyaklık mıdır? bilemiyorum. keşke hep telefona uykulu sesim çıksa diye düşünmüyor değilim.
kuaför saç rengimi çok beğendi. boya olmadığına ayrıca şaşırdı. ve bu bütün kuaför deneyimimi değiştirme kudretine sahip bir beğeni oldu. saçım özenli ve yavaş kesildi, nasıl köpük kullanmam gerektiği üzerine çok önemli bilgiler verildi. oscar wilde'ın (galiba) dış görünüşün önemli olmadığını düşünen insanlar yüzeysel insanlardır sözüne hak vermemek elde değildi. ve işte beni en çok korkutan deneyimler listemin başlarında olan kuaför deneyimi böylelikle sonlandı. kuaförcü adam, bu gerekli bilgileri verip sonra 10 dakika kadar susmasıyla ve tekrar 2 dakika konuşup yine 10 dakika kadar susmasıyla takdirimi kazandı. buradan kuaförde gerekmedikçe konuşulmaması gerektiğini önemle belirtirim.
ayrıca saçım kesilirken yeğenini arayan bir kadın dükkanın kapısını aralayıp "yeğenim neslican'ı arıyorum, saçlarını burada kestirecekti"diyerek bir giriş yaptı. neslican nasıl bir isim olabilir? neden böyle şeyler yapıyorsunuz çocuklarınıza? ayrıca kuaföre gelince yeğenimizi arıyorsak eğer ilk vereceğimiz detay da saçıyla ilgili olmalı elbette, kadın da bunu yaptı: "kendisi küt saçlı bi kız."
tabii bütün gözler bir anda bana döndü. ben neslican olabilir miydim? aranan yeğen bulunmuş muydu? hayır ben değilim dedim, bir ara şüphelendim ama o değilmişim diye esprili bir bağlama cümlesi de eklemeyi ihmal etmedim. allahım daha iyi bir kuaför deneyimi olabilir mi? her şey mükemmeldi.
işte böyle. küçük şeylerden mutlu olmayı bilmek lazım azizim. anamın arkadaşı s. hanımın 3 yıl kadar önce belirttiği üzere "cerencim hayat öyle büyük başarılar falan değil, 50'sine gelince anlıyor insan, birlikteyiz, yemek yiyoruz, böyle küçük keyifler işte." hayat buysa, herkesi tahin & pekmez yemeye davet ediyorum.
yakında bülend arınc adlı bir başkarakterin olduğu yeni romanıma başlamayı düşünüyorum ayrıca. ilk bölümün başlığı hazır: hassas çocuk bülend. bir bildungsroman olacak. bülend'in ince hastalıkla geçen zor çocukluk yılları, üniversite için gittiği büyükşehirde yaşadığı zorluklar ve kadınlarla olan ilişkilerinde hassasiyetinden kaynaklanan hayalkırıklıkları ve mahcubiyeti, sonra bu hassasiyetin verime dönüştüğü, sanatçı kişiliğinin oluştuğu yıllara kadar uzanan bir yaşam öyküsü. eminim çok sükse yapacak.
işte böyle. tahin & pekmez co.
özetle:
dışarda çok ses var, içerde uzay
kendime çaylar demliyorum
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder